- Kategori
- Kültür - Sanat
Nihat Sırdar & Sunay Akın

Annemle her sabah, ablamla ise haftada en az 3 defa konuşurum. Bi seslerini duymak, hal hatır sormak, programları öğrenmek, belki de birazcık da dedikodu yapmak için. Dün ablam beni ikinciye aradığında, haftabaşı sohbetimizi yapıp, haftasonunun tozunu şöyle bir aldıktan sonra telefonu neredeyse yenicene kapatmıştık. Hayırdır? diyerek telefonu açtım. Akşam ne yapıyorsunuz? diye sordu. Ne yapıcaz ayol! Biz artık çocuk (!) sahibi bir aile olarak, eve kızımızın yanına gideceğiz ve kendimizi onun emrine teslim edeceğiz. Yok dedi siz öyle yapmayın, akşam biz Hisar'da Nihat Sırdar'la Sunay Akın'ın gösterisine gidiyoruz, siz de gelin.
Var ya bu öneriyi 1 ay önce duymuş olsam direkt havada atlardım, hiç de ikiletmezdim. Yine ikiletmedim ama öncesinde bir duraksadığımı itiraf etmeliyim. Kafamdan geçen sorular: "E, kız evde yalnız, yemek yiyemeyecek, şimdi bizi de bekler, geç saatte yemek yerse problem olur mu? vs., vs." Uzun zamandır iki oğlanın yanında bir de Badem'e annelik yapan tecrübeli ablam hemen sorularıma karşılık verdi: " Olsun, aç ölmez merak etme, beklesin bişey olmaz, az verirsin" :)) Sonuçta hem bizim, hem de Zilli'nin böyle durumlara alışması gerektiği için kabul ettim.
Saat 20.30 gibi, öncesinde her zamanki gibi ciddi bir park problemini aşarak, Hisar'ın kapısında buluştuk. 21.00'de başlaması gereken gösteri 21.25 gibi başladı.
Biz Sunay Akın'ı bir kez de Ferhat Göçer ile izlemiştik sahnede. Dün akşamdan sonra sanırım fikrim sağlamlaştı. Sunay Akın'ın müthiş bir bilgi birikimi olduğunu kabul ediyorum. Bunları birbirine katıp anlatmak konusunda da başarılı. Ancak bu esnadaki tarzı, Kocişimi ve beni müthiş sıkıyor. Çok yapmacık ve abartılı buluyoruz. Anlattıkları çok keyifli ama anlatışı ı-ıh. Dolayısıyla kitapları sanki daha doyurucu, çünkü onları kendi iç sesimizle okuyoruz, onun yapmacık ses tonuyla değil.
Diğer taraftan Nihat Sırdar'ı ilk defa izledik. Ablamların dediğine göre, ağırlıklı olarak yurdum insanının komikliklerini anlattığı gösterisini pek yenilememiş. Alem FM'deki programına bir iki kere denk gelmiştim. Çok konuşuyor, milletin içindeki yaralara basıyor, dolayısyla prim yapıyor. Sahnedeki tarzı ise, bence direkt Cem Yılmaz özentisi. İnsan bu kadar mı etki altında kalır? Hadi sen kaldın da hiç kimse bu konuda seni uyarmaz mı?
Geciken başlangıç ve uzayan ilk yarı sonrasında verilen arada - ki bu ara Sivrisineğin, "E hadi biraz ara, biliyorsunuz büfe ile de anlaşmamız var" şeklindeki, bence çirkin uyarısından sonra oldu - biz çıkmaya karar verdik.
Ablamlar arabayı İskele Restaurant'ın önüne park ettikleri için, geceyi orada bişeyler içerek tamamlamayı önerdiler. Denizin dibindeki köşe masaya kurulduk. Abim ve Kociş birer duble rakısını içerken biz de ablamla bol kalorili günahlara istemeden! gark olduk. Gecenin sadece o bölümü bile çok keyifliydi.
Kızı merak edenler için; Eve yaklaşık 00.30 gibi gittik. Genelde biz kapıyı açtığımızda o da içeriden gelmiş olur ve tüm kucaklaşma faslı kapı girişinde olur. Bu sefer kapıyı açtık kimse yok. Zilli diye seslendik, yine yok. Hayırdır inşallah derken, bir baktı koşa koşa geliyor. Uyuyormuş:)) Bu sefer sevinçten çıldırma ve çiş kaçırma! aşaması koridora denk geldi. Uzuuunca bir sevişme seansından sonra problemsiz mamasını da yedi, bizim de içimize ileriye dönük su serpti.
Bitirirken Sunay Akın'ın çok sevdiğim, her okuduğumda içimi sızlatan şiirini sizlerle paylaşmak istiyorum.
ÇUKUR
Bilerek mi yanına
almadın giderken
başının yastıkta
bıraktığı
çukuru
Güveniyordum
oysa ben sevgimize
vapur iskelesi
ya da tren istasyonundaki
saatin doğruluğu kadar
Beni senin gibi
bir de annem terketmişti
ki göbeğimde durur
onun yokluğundan
bana kalan
çukur
Sunay AKIN
www.divitimle.blogspot.com
Var ya bu öneriyi 1 ay önce duymuş olsam direkt havada atlardım, hiç de ikiletmezdim. Yine ikiletmedim ama öncesinde bir duraksadığımı itiraf etmeliyim. Kafamdan geçen sorular: "E, kız evde yalnız, yemek yiyemeyecek, şimdi bizi de bekler, geç saatte yemek yerse problem olur mu? vs., vs." Uzun zamandır iki oğlanın yanında bir de Badem'e annelik yapan tecrübeli ablam hemen sorularıma karşılık verdi: " Olsun, aç ölmez merak etme, beklesin bişey olmaz, az verirsin" :)) Sonuçta hem bizim, hem de Zilli'nin böyle durumlara alışması gerektiği için kabul ettim.
Saat 20.30 gibi, öncesinde her zamanki gibi ciddi bir park problemini aşarak, Hisar'ın kapısında buluştuk. 21.00'de başlaması gereken gösteri 21.25 gibi başladı.
Biz Sunay Akın'ı bir kez de Ferhat Göçer ile izlemiştik sahnede. Dün akşamdan sonra sanırım fikrim sağlamlaştı. Sunay Akın'ın müthiş bir bilgi birikimi olduğunu kabul ediyorum. Bunları birbirine katıp anlatmak konusunda da başarılı. Ancak bu esnadaki tarzı, Kocişimi ve beni müthiş sıkıyor. Çok yapmacık ve abartılı buluyoruz. Anlattıkları çok keyifli ama anlatışı ı-ıh. Dolayısıyla kitapları sanki daha doyurucu, çünkü onları kendi iç sesimizle okuyoruz, onun yapmacık ses tonuyla değil.
Diğer taraftan Nihat Sırdar'ı ilk defa izledik. Ablamların dediğine göre, ağırlıklı olarak yurdum insanının komikliklerini anlattığı gösterisini pek yenilememiş. Alem FM'deki programına bir iki kere denk gelmiştim. Çok konuşuyor, milletin içindeki yaralara basıyor, dolayısyla prim yapıyor. Sahnedeki tarzı ise, bence direkt Cem Yılmaz özentisi. İnsan bu kadar mı etki altında kalır? Hadi sen kaldın da hiç kimse bu konuda seni uyarmaz mı?
Geciken başlangıç ve uzayan ilk yarı sonrasında verilen arada - ki bu ara Sivrisineğin, "E hadi biraz ara, biliyorsunuz büfe ile de anlaşmamız var" şeklindeki, bence çirkin uyarısından sonra oldu - biz çıkmaya karar verdik.
Ablamlar arabayı İskele Restaurant'ın önüne park ettikleri için, geceyi orada bişeyler içerek tamamlamayı önerdiler. Denizin dibindeki köşe masaya kurulduk. Abim ve Kociş birer duble rakısını içerken biz de ablamla bol kalorili günahlara istemeden! gark olduk. Gecenin sadece o bölümü bile çok keyifliydi.
Kızı merak edenler için; Eve yaklaşık 00.30 gibi gittik. Genelde biz kapıyı açtığımızda o da içeriden gelmiş olur ve tüm kucaklaşma faslı kapı girişinde olur. Bu sefer kapıyı açtık kimse yok. Zilli diye seslendik, yine yok. Hayırdır inşallah derken, bir baktı koşa koşa geliyor. Uyuyormuş:)) Bu sefer sevinçten çıldırma ve çiş kaçırma! aşaması koridora denk geldi. Uzuuunca bir sevişme seansından sonra problemsiz mamasını da yedi, bizim de içimize ileriye dönük su serpti.
Bitirirken Sunay Akın'ın çok sevdiğim, her okuduğumda içimi sızlatan şiirini sizlerle paylaşmak istiyorum.
ÇUKUR
Bilerek mi yanına
almadın giderken
başının yastıkta
bıraktığı
çukuru
Güveniyordum
oysa ben sevgimize
vapur iskelesi
ya da tren istasyonundaki
saatin doğruluğu kadar
Beni senin gibi
bir de annem terketmişti
ki göbeğimde durur
onun yokluğundan
bana kalan
çukur
Sunay AKIN
www.divitimle.blogspot.com