- Kategori
- Tarih
Nobelsiz barış meleği: İrena Sendler

Milliyet Gazetesi'nden bir haberle başladım güne.
"Yahudi çocukların kurtarıcı meleği öldü."
İkinci Dünya Savaşı sırasında olan biten bir sürü insanlıkdışı olayların yanı sıra övgü alacak öyküler de olduğunu biliyoruz. Irena Sendler ismini bugüne kadar hiç duymamış olmam benim eksikliğim olarak kalsın, özürüm de bu yazı olsun o zaman.
Kim olduğunu okuyorum.
"İkinci Dünya Savaşı sırasında 2 bin 500 Yahudi çocuğu Nazilerin Yahudi soykırımından kurtaran Polonyalı Irena Sendler dün başkent Varşova’daki bir hastanede 98 yaşında hayatını kaybetti.
Sendler, Nazi Almanyasının işgali sırasında Varşova’da Yahudilerin yerleştirildiği gettodan 2 bin 500 çocuğun kurtarılmasını sağlamıştı. Polonyalı kadın, 1940 Ekim’i ile 1943 Nisan’ı arasında bu çocukların kurtarılması için 20 kişilik bir ekip kurdu."
O dönemde yaşamak başlı başına bir iş zaten. Faşizmin en kartal zamanında insani bir görev üstlenmekse kelimenin tam oturduğu anlamıyla "melek" olmayı hakkettiriyor. En azından çağımızla ve bizim o televizyon başında geçen ömrümüzle, hiç bitmek bilmeyen ataletimizle karşılaştırıldığında çok ciddi bir derse dönüşüyor.
İrena Sendler'in Yahudilerin toplama kamplarına götürüleceği haberini alır almaz özellikle çocukları kurtarmak için yaptıkları, bunu yaparken tarihe kayıp geçmesin diye herbir çocuğun adını o günün koşullarına göre olağanüstü zor sayılabilecek bir şekilde kayıt altına almasını, geleceğe, faşizmin yıkılacağına karşı duyduğu inancının önünde saygı duymamak, etkilenmemek elde değil. Kuşkusuz o 2.500 yahudi çocuğundan da dinlemek gerekiyor ayrı ayrı öyküleri.
Gazete haberini okurken bir diğer bilgi beni biraz daha etkiliyor. Hatta rahatsız ediyor. Tek başına İrena Sendler yazısını yazmam zaten çok anlamlı değil; ancak haberin son cümlesi insanı tahrik ediyor.
"Sendler, geçtiğimiz yıl Nobel Barış Ödülü’ne de aday gösterildi ancak ödülü Al Gore aldı."
Al Gore'u tanımamak elde değil. Tüm Amerikalı vatandaşlar ailemizin birer parçası gibi. Hepsinin ismini biliyoruz. Onları unutmak zaten mümkün değil.
2000 yılında Bush'la yaptığı başkanlık yarışındaki centilmen olarak tarihe geçiyor. Bunun centilmenlik mi yoksa tarihin akışını değiştiren; bütün ortadoğu halklarının kaderini etkilen bir irade mi olduğuna bir türlü karar veremiyor insan.
Al Gore, başkanlığı "Bush'a" bırakarak, yolunu açarak ve "onun" destanlaşan başkanlık dönemindeki dünya barışına ve demokrasiye katkılarından ötürü Nobel'e aday gösterilmiştir, diye aklımızdan geçiriyoruz.
Al Gore da boş durmamış, bize dünyanın nasıl sonunun geleceğini göstererek ekolojik duyarlılığımızı arttırmıştır. Bir film çekmiş; bu film dünyanın her yerinde izlenmiştir. Ne kadar hasılat yapmış olduğunu bilmiyoruz. Hasılatın nerelere kullanılmış olduğunu da. Örneğin bu hasılat yoluyla dünyayı en çok kirleten Amerikan şirketlerine karşı bir mücadele başlatılmış mıdır?
Bilmiyoruz.
Ya da, iki sene önce bu kadar önemli olan tam da şu filmle birlikte gündemi işgal eden ekoloji sorunu bugün ne alemdedir ve Al Gore nerededir?
Ama Al Gore iki sene içinde yaptığı bir film ve insanlığa verdiği uyarı ile Nobel Barışına aday gösterilmekle kalmaz ödülü alır, hatta Oscar'ı da kapak yapar bize.
"Eski ABD Başkan Yardımcısı Gore, küresel ısınmayı anlattığı "Uygunsuz Gerçek" filmiyle, bu yıl Oscar ödülünün de sahibi olmuş ve Nobel Barış Ödülü´nün favorileri arasında gösterilmişti. Bu ödülle birlikte Gore ve IPCC, Nobel Barış Ödülü belgesi ile bir altın madalya alacak ve 10 milyon İsveç Kronu (yaklaşık 1, 5 milyon dolar) değerindeki para ödülünü paylaşacak. Al Gore Nobel´e, Finlandiyalı arabulucu Matti Ahtisaari, Vietnamlı rahip Thich Quang Do, İkinci Dünya Savaşı´nda Polonya´da Yahudi çocukları kurtaran Irena Sendler gibi isimlerin de aralarında bulunduğu toplam 181 kişi aday gösterilmişti."
İrena Sendler'in ölüm haberi bana nasıl bir dünyada yaşıyor olduğumu tekrar anımsattı. Barış kavramının anlamının ne demek olduğunu da. Hayatının son yılında kendisine bir Nobel Barış Ödülünü çok gören akademinin de terazisinin nasıl çalıştığını.
Başka söze gerek yok sanırım...
Uzay Gökerman
Kaynaklar:
http://www.salom.com.tr/news/detail/3989-Nobel-Baris-Odulune-aday-bir-Uluslararasi-Durust.aspx
http://www.suvakfi.org.tr/detay.asp?id=1006