- Kategori
- Dünya
Nükleer kobay (1)

Bilgi, bilim adamı tarafından keşfedilene yada düzenlenene kadar 'bilgi' değildir!
Kobay olmanın şanssızlığını yaşayan bir toplumun bireyleriyiz.
Dünyada ne kadar gelişmişlik ibaresi, “Teknoloji” göstergesi, medeniyet sembolü varsa hep batıdan çıkıyor. Buna iki asrı aşan bir süredir kanıksadık. Birileri tersine çevirmeye çalışsa da buna en başta kendi idarecilerimiz ve bürokratlarımız; “Hoop! Dur, saçmalama! Sen kim buluş, icat, keşif kim? Kime sordun? Kimden izin aldın?” tarzında bir yığın engelleyici tutum ile frenlemeye çalışıyor. (Bu konuda çok dertliyim. Yaramı deşmeden konuya döneyim) Batı dedik batı diye devam edelim. İşte bu batı bir icadı yaptığı zaman sanmayın ki durur düşünür, ölçer tartar, test eder. Ufak tefek prosedürler uydurmuştur. Bunları halleden işi bitirir. Gerçek test hayatın içinde olur. Evet, evet yanlış okumuyorsunuz. Hayatın tam içinde!
Nasıl mı olur? Çok basit!: 6-7 Milyar insan var. Alır kullanır, dener, sorun çıkmazsa amenna!
Ya çıkarsa? Bir keçi keser olayı kapatırız.
Aynı Afrika'nın yamyam kabilelerindeki gibi:
Yağmur yağdı! Sel oldu.
Demek ki biri günah işledi. (Tanrılar kurban ister.)
Kes keçiyi Tanrıya...
Yağmadı çöl oldu!
Biri yine günah işledi.
Kes keçiyi Tanrıya!
Sonuçta hep keçi kesilir, hiç inek kesilmez. :)))
O küçücük yamyam kabilesi bile ufacık bir günah için koca ineği heder etmenin yanlış olduğunun farkında.
Dünya ekonomisi de böyle. Burada da kesilen hep keçiler olur. Buradaki keçiler 3. dünya halkları, yerel ve bölgesel küçük şirketlerdir. Şimdi size bir hikaye anlatacağım. (Belki bunu okumuşsunuzdur internette.) 1910 ve 1020 li yıllarda kurşun kalem gibi iş gören ve adına kopya kalemi denen bir kalem çokça kullanılıyordu. (Biz bunu 70’li yıllarda da kullandık.) Bu kalemin yazdıkları silinmediği için resmi işlerde çokça kullandılar. Hatta su bazlı bir malzeme ile harmanlanan boya maddesi ıslandığında mavi-siyah bir renk alıyordu. O tarihlerde (1910lar) yazıcı ve katip tayfası (ABD ve Kanada) bu kalemi çok sevdi ve kullandı. Yazı yazarken ağızlarına götürme olayı da epey bir okumuşluk göstergesi idi hani.
Buraya kadar her şey normal. Olay burada kopuyor zaten.
1932 yılında Sör James Haverty diye bir fizik hocası laboratuarına gayger cihazı aldı. Bu cihaz, radyasyon yayan maddelere yaklaşınca öten bir detektör. Keşfedilişinin 2 yada 3 yılı olduğunu da düşünürseniz basit bir alet olmakla birlikte o günün yüksek -hatta çok yüksek- teknolojisi olduğunu tahmin edersiniz. Sör James Aygıtın pillerini taktığında bip bip bip ötmeye başlayan alet şaşkınlık yarattı. Ne olmuştu? bozulmuş muydu? Tabi ki araştırdı (Bilim adamı ya! Araştıracak tabi. Bizdeki gibi kimin makalesini aşırır doçent yada profesör olurum diyecek hali yok!) Haftalar sonra ötmenin sebebini buldu. Sekreteri Betty’nin masasındaki kalemler aletin ötmesine sebep olmuştu. Olay anlaşılmış ve “kopya kalemlerinin” radyoaktif olduğu ortaya çıkmıştı. Maddenin kaynağı araştırıldı. Kanada sınırları içerisinde Viktorya denen bir bölgeden çıkarılan kömürden bu madde elde edilmişti.
Bugün dünyanın en meşhur kalem üreticilerinden biri olan XXXX şirketi, kalemleri sessiz sedasız topladı. Kalemler Boston'da bir liman deposuna kilitlendi. (Bizim radyasyonlu çaylar gibi)
Kalem şirketi üretim şeklini değiştirdi. Hindistan'dan mavi rengi veren bir pigment boyası alınarak kömür ile harmanlandı. Yeni kalemler, bu olaydan sonra böyle üretildi. 1929 da başlayan, bazılarının “buhran” dediği, 10 yıllık bir süreç vardı. Amerika'da o günlerde. Sıkı yönetimler, iflaslar, terör... Ne ararsan vardı. Hindistan'daki İngiliz şirketi (mavi pigmentleri satan) alacaklarını tahsil edemeyince, şu bizim Boston'daki depoya el koydu. 1937 de kalemler Hindistan'a gitti.
Hint halkı, yalaya-yalaya yazdı yıllarca....
(Devam edecek)
Murat SEVGİ
Milliyet Blog Galeri:
http://www.facebook.com/media/set/?set=a.227388942416.134790.679942416