Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Eylül '22

 
Kategori
Blog
 

O blog

Uzun süredir o yazamadığım bloğu arıyorum. Bunu yaparken yazmadan düşünerek, hayal ederek, -nasılsa-  o bloğu bulmaya çalışıyorum. O yazacağım blog son yazdıklarımdan çok farklı olarak sadece bana ait olacak; içine başkalarının duygu ve düşüncelerini sokmadan benim için olacak. 2017 ve 2018 yıllarında derlediğim düşünce ve duygularım gibi bir yandan orijinal bir dilde yazılırken, diğer yandan kana kana duygu ve düşüncelerimden var olma bir ben ve yaratıları olacak.

Peki; nasıl oldu da o duyguları kaybedip VAR OLMAMA sürecine girip normal bir insan oldum. O yüksek duygululuk halinden geriye sadece kan pompalamak için atan bir kalp kaldı. Gerçekten aşksız hayat tatsız, yavan bir yemek gibi ertesi ve daha ertesi takip eden sıkıcı bir yaşam hikayesinden ibaret mi? Pöh; buna olgunluk deniyorsa, acaba benim mezarımın ta kendisi mi yoksa bu durum (?)!

Nasıl oldu da matematiksel keskin zekamdan vazgeçtirecek kadar bu hayat, beni kendimden teslim alıp, ipin ucuna götürüp, bir yaşayan olarak intiharımı benden talep etti. Evet, bu sefer de öldüm. Bu kaçıncı ölüşüm, her keresinde yeniden, farklı bir insan olarak doğup, sıradan bir insan olarak ölmek, çok hazin; kalbim paramparça oldu! Nefesim, nefsimden kaçıp gitti.

Yıllarca aşkımı arayıp onu bulduğumda, çıplak bir ten ihtiyacı kadar basit “bir ihtiyaç” olduğunu öğrendiğimden beridir, yollarda gençliğimi arıyorum. Aynaya baktığımda karşımdaki bembeyaz saçlar, kocaman bir göbek, ayaklar altına alınmış bir onur, aşağılayan genç ve güzel kadınların bakışları, her nasılsa her yaşlanan güzel insanda olduğu gibi büyüyen bir burun, küçücük kalmış bir umut ve ben görüyorum. Eskiden bütün bunlardan bahsederken, kendimi sertçe aşağılarken, kuyruğumu dik tutup “estafrullah” demenizi beklerken bugün bunun bir beyhude bir teselli olduğunun bilincindeyim.

Bir entel/dantel olacak kadar bilgi ve sanat birikimi, beni yapyalnızlaştırdı. Ülkemdeki demokratiksizlik hali ise beni hırçınlaştırıp medeniyetsiz yaptı. Artık yüreği sert mizaçlı biri haline geldim. Eskiden bağırarak saldığım duygu yükünün hepsi üzerimde büyük bir manyetik alan oluşturuyor. Reşat Nuri Güntekin’den okuduğum roman” Dudaktan kalbe” gibi ve daha ötesinde bir kadın düşmanı olduğum düşüncesi gelecek için beni korkutmaya başladı. Evet, Zülfü’nün bir romanındaki gibi hayali bir ikiz kardeş yaratıp ona yaşamımı devretmekten imtina eder hale geldim.  Hatta daha kötüsü Ahmet Altan’ın “Aldatmak” adlı romanındaki hayali karakter olabilmekten endişe ediyorum.

Ne kadar bilirsen o kadar ölmüşsün! Eğer ölmüşsen eğer, o zaman yaşamıyorsundur.

Evet; o bloğu yazmak için aylardır kıvranıyorum!

 

 
Toplam blog
: 631
: 293
Kayıt tarihi
: 10.04.11
 
 

Eric'i külden yarattım. Tamamıyla benim eserim. Söyleyeceği çok sözü, söylemek istediği az sözü. ..