- Kategori
- Basın Yayın / Medya
O gün

Seninle tanışalı tam yedi yıl olmuş bugün.
Hatırlarsan gecenin geç bir saatinde çalmıştın kapımı. Uykulu gözlerle açtığım kapıdan, bir yıldırım gibi düştün üstüme.
Mahşeri bir gürültünün ardından, tozu toprağa katarak yaratılmışların en kutsalı olan insan neslinin azılı bir düşmanı gibi, binlercesini ölü, binlercesini sakat bırakarak, karanlığın ve bilinmezliğin dehlizlerinde kaybolup gittin.
Tanışmamız bir dakika bile sürmedi ama yedi yıldır hala seni unutabilmiş değilim.
Yetmiş yıllık hayatınızın sadece bir dakikasında tanıdığınız ama her defasında unutmak isteyip de unutamadığınız, ama unutmamanız gereken başka bir olay var mı?
Kabustan uyanmak istercesine defalarca irkilmeme rağmen, her gözümü açtığımda senin vahşi yüzünle karşılaşmamın ve asla bitmeyeceğini sandığım bu karabasanın üzerinden tam yedi yıl geçmiş bugün.
Aç piranhaların suya düşen çaresiz kurbanlarını dişleriyle parçaladıkları gibi parçaladın insanoğlunu ve onun süren soyunu.
Binlerce parçalanmış aile ve bir o kadar da parçalanmış yürek bıraktın. İnsanlar çaresizlik içinde koşuştururken, sen alaycı gözlerle seyrettin hep bizi.
“Siz çaldıkça betondan, demirden, yaşadıkça kuralsız, ben hep böyle seyredeceğim” diye haykırdın ötelerde.
Seni bir tek ben mi duydum sadece?
Ülkemde, bana ve neslime sahip çıkacak büyüklerim hiç duymadılar, hiç görmediler, hiç konuşmadılar. Onlar hep üç maymunu oynadılar.
Kucağında evladının ölü bedenini taşıyan bir annenin çığlığı bile, onları düştükleri ölü uykusundan uyandıramadı.
Gözleri kör, kulakları sağır, elleri tutmaz oldu.
Oysa sen hep iştahla seyrettin bizi, bir köşesinde kaybolup gittiğin, o karanlık dehlizlerden.
Tekrar çıkıp gelmek için “Bir fırsat, bir fırsat” diye inlediğini duydum hep.
Biz her defasında sana o fırsatı yeniden vermek için canla başla çalıştık, yeniden çaldık deniz kumundan kale yaptığımız, demirsiz betonu icat ettiğimiz insanlığımızla..
Senin ne kadar acımasız ve yüreksiz bir düşman olduğunu kör gözler gördü, biz ise bir türlü göremedik.
Hep garibanların, zorbela bulunmuş, çaresizlikten alınmış, derme çatma, bir gecede dikilmiş ocaklarının, başına musallat oldun.
Seni unutmaya çalışalı tam yedi yıl oldu, ama hala ilk günkü sıcaklığıyla duruyorsun hayalimde.
Yedi yıldan geriye bıraktığın izler hala silinmedi , her 17 Ağustos sabahı, anne babaların haykırışları, çocukların çaresiz çığlıkları hala çınlar kulağımda.
Dilerim o korkunç hayalin, sadece bizlerde kalır.
Sayın pek muhterem devlet erkanım, bugün 17 Ağustos geçeli kaç yıl oldu, bileniniz var mı?
Hatırlayabileceğinizi hiç mi hiç sanmıyorum.
Siz o günü, unutmak ve silmek istediniz dağarcığınızdan çıkardınız o gün.
Ama bizler her 17 Ağustos sabahı , Azrail’in üstümüze çektiği yorganın altında geçen o korkunun, üstünden doğan güneşle uyandık.
Her sabah yeniden uyandığımız gibi
Sağlıcakla kalın.