- Kategori
- Siyaset
O hayalet, dolanmaya devam ediyormuş meğer

doğum evresinde olan şey,yeni bir sol bilinç.
Düşünüyorum da... Ne de zor zamanlardı.
Hemen hemen gördüğüm her insanın dünyada artık liberalizm dışında bir seçenek olmadığını ve olamayacağını, kapitalizmin ulaştığı son aşamayla tarihin sonunun geldiğini iddia ettiği, etmek ne kelime, bundan son derece emin olduğu zamanlarda, çocukluğu Özal döneminde ve McDonalds kültürürüyle geçmiş ben kalkmış bu insanlara yanıldıklarını, tarihin sonunun kapitalizmin yıkımıyla geleceğini harıl harıl haykırmaya çalışmaz mıyım? Çalışıyordum çalışmasına da, 2000'li yılların başlarından taa 2008 krizine kadar ne yalan söyleyeyim sesim pek cılız çıkıyor, hiç mi hiç ciddiye alınmıyordum. Hem neden ciddiye alınacaktım ki? Biz 78 ve sonrası doğumlular 80 öncesinin karışık yıllarını görmek bir tarafa, anamızın karnından ya çıkmamış ya da yeni çıkmışız. Yani tahmin edersiniz ki politik bir gençlik yaşamı hak getire, varsa yoksa popüler kültür ve gelsin kız peşinde koşmalar gitsin futbol tutkusu!
Ancak 2008 krizi ve sonrasıdır ki, deyim yerindeyse gün geldi devran döndü. Mortgage patlaması, finans ekonomisinin iflası derken o cılız çıkan ses bir kahinin haklılığına yakışır bir gürlüğe yükseldi, o bol keseden atanların başları da öne doğru düşmeye başladı ister istemez.
Birkaç yıl önce bir İşçi Bayramında yazdığım bir yazıda şöylesi bir tespitte bulunmuştum: "Günümüzde işçi sınıfının öldüğü, işçi diye birşey kalmadığı yalandır. Modern zamanımızın gösterişli ofislerinde çalışan beyaz yakalı diyebileceğimiz personellerden tutun da, yüksek kazançlarının ağır bedellerini sömürü çarkının dişlilerine kaptıran daha üst statüden kişilere, ast-üst ilişkisi düzeninde bulunan herkes çağımızın yeni proletaryasıdır!"
Ve maalesef insanların bunu farkedemeyişinin nedenini de şöyle açıklamıştım: "Düzen öyle sistematik bir şekilde işlemektedir ki, göz alıcı ancak aldatıcı bir yaşamın ve gerçekte olmayan sunni ihtiyaçların düşlerini insanlara ustaca enjekte eder. Böylece sınıf bilincinin yerini sınıf atlama bilinci, üretimin yerini de tüketim almaktadır kaçınılmaz olarak."
Bugün gelinen noktada haklı olmadığımı ve sesimin cılız çıktığını söyleyeceklerin sayısı, 2008 öncesi döneme göre baya bir azalmıştır sanıyorum. Azalmıştır, zira dünyanın her yanından insanlar sisteme, zorba tek adamlara, neo-liberal düzene karşı sesini yükseltmeye başladı ve değişim talebi dünyanın farklı noktalarından dile getiriliyorsa iş rayından çıkmaya, yeni bir yere gitmeye başlamış demektir. İnsanlar eski dünyayı istememektedir artık, herkeste bir bıkkınlık olduğu meydanda.
Dünyamız yaşlı bir insanın güçsüzlüğüne ve enerji yoksunluğuna sahip günümüzde. Herşey eski artık bu dünyada. Bir yirmi sene içinde eski dünyadan eser kalmayacak gibime geliyor.
Her neyse, şimdi bir soru: Bilin bakalım, Batıda son 3 yılda hangi kitabın satışı inanılmaz bir patlama yaptı?
Çok şaşıracaksınız, hatta İnanmayan açıp araştırabilir, çünkü cevap, "Komünist Manifesto."
Batıda Marks'ın mezarından hortladığına, onu esas şimdi okuyup anlamamız gerektiğine dair tartışmalar gırla. İş Batıyla kalsa iyi, bir zamanlar ABD güdümündeki Latin Amerikanın nam-ı diğer muz cumhuriyetlerinde eski Marksist gerillaların bir bir iktidara gelmeleri tesadüf olamaz.
Çağımızın yeni devrimci ideolojisi sınıf savaşından çok, farklı azınlık ve yaşam biçimlerinin çokluk eklemlenmesi biçiminde ilerleyebilir, öyle de oluyor. En az Marks kadar Gramschi'yi de anlamamız gereken bir dönemdeyiz. ve aslına bakılırsa sınıfı oluşturan özne yukarıda bahsedildiği gibi bir üstün altında yer alan herkesi kapsamalıdır günümüzde.