Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Nisan '09

 
Kategori
Dünya
Okunma Sayısı
388
 

Obama ve Türkiye ziyareti

Barak Hüseyin Obama

Amerikanın son başkanının üç isminden biri Müslüman ismi. Kendisi de bunu diliyle ikrar etti. “Amerika’da Müslüman aileler var, bunlardan biri de bizim aile” dedi. Gördünüz mü Amerika’nın %33, 33…’ünü Müslümanlaştırdık. Bir başka seçimde Mehmet Ali Corc diye birini seçtiririz ve Amerika’nın %66.666…’sını Müslümanlaştırırız. Şunun şurasında ne kaldı ki, Amerika’yı fethetmeye. 10- 15 yıl gibi bir şey. İnşallah temennimiz odur ki dünyada Müslüman olmayan hiçbir millet kalmasın.

Adam deniz aşırı ilk resmi ziyaretini ülkemize yaptı. Bu görünürde Türkiye’nin Dünyada Amerika’dan sonra en önemli ülke oluğu vehmine kaptırıyor insanı. Komşumuz Yunanistan, Avrupa birliği ülkeleri bizi ne kadar kıskansalar azdır! Hükümetimiz de ne kadar övünse azdır. Böyle bir şans(!) kimseye gülmez. Keşke seçimden önce gelseydi de iktidar beklediği oy potansiyeline ulaşsaydı. Buraya kadar işin espirisi. Ama işi çok abartan ve Amerikan başkanın bizden olduğunu, ilişkilerimizi düzelteceğini, dünyaya barış getireceğini zannedenlerimiz az değildir.

Sayın Obama Türkiye’ye niye bu kadar kısa sürede geldi ve bu ölçüde Türkiye’ye Amerika’yı tanıtma gereği duydu? Amerika eskisi gibi güçlü olsaydı, son olarak Afganistan ve Irak’ta yenilmeseydi, Dünya’nın başına ekonomik krizi musallat etmeseydi acaba Türkiye’ye bu kadar şatafatlı ve erken gelir miydi? Kanaatimce gelmezdi. Kilintin 6 yıl sonra geldi bu da 4-5 yıl sonra gelirdi. Burada bizim menfaatimize yönelik abartılacak hiçbir şey göremiyorum. Adam tamamen Amerikan menfaatlerini gözeterek buraya geldi. Aynı zamanda sıkıştıkları için Türkiye’ye geldi.

Olaya şöyle de bakmak mümkün. Amerikalılar dünyanın geleceği hakkında senaryo yazmayı çok iyi bilirler. Yazdıkları senaryoları da oynarlar. Maalesef oynadıkları oyunlar hiçbir zaman tutmadı. Kan ve gözyaşı üzerinde imparatorluk kurulamaz. Bu işi çok iyi anladılar. Soğuk savaş döneminde iki kutuplu dünya ortadan kalkıp milletler kölelikten kurtulup özgürlüklerine kavuşunca Amerika ve Rusya’nın dünya hükümranlıkları kaybolmaya başladı. Mazlum milletler bağımsızlıklarına kavuşunca kendileriyle “kedinin fareyle oynaması” gibi nasıl oynandığını fark ettiler. Özellikle son Irak ve Afganistan işgalinden sonra. Bir de İsrail’in Filistin’e yaptığı zulüm bunun üzerine tuz biber oldu. Bu ülkeler enerji kaynaklarıyla kendi kendine yeter hale gelince Amerika ve Rusyasız bu işin olacağı anlaşıldı. Bu sömürünün böyle devam etmeyeceğini, kurdukları imparatorluğun yürümeyeceğini Amerikalılar anladılar. Bunun için politika değişikliğine gitmek zorunda kaldılar. Öncelikle kendi içlerinde insan hakları ihlalinden vazgeçtiklerini dünya’ya duyurmak için ikinci sınıf muamelesi yaptıkları zencilerden yarı Müslüman bir kişiyi başkan seçmek zorunda kaldılar. Bununla demokrasinin beşiği(!) olduklarını dünyaya duyurdular. Daha sonra dünyanın geleceğinin Tük dünyası ve İslam âleminde olduğunu gerçeğini anladılar. Zaten bu gerçeği kimse gizlemiyor. Türkiye’ye verdikleri önem bundan kaynaklandığı için ilk ziyareti Türkiye’ye gerçekleştirmek zorunda kadılar.

Dünya yeniden şekilleniyor. İletişim araçlarının son derece geliştiği bu dönemde hiçbir şeyi gizlemek, yalanlarla yaşamak mümkün değildir. Deve kuşu gibi kimse kafasını kuma gömemez. Amerika da bu gerçeğin farkındadır. Dünya insanı evreni daha dikkatli kullanmak zorundadır. Çok hızlı tüketilen kaynakların bir gün biteceği, dünyanın yaşanmaz hale geleceği muhakkaktır. Buna dur diyecek olan köklü medeniyet ve saf bir inanç sahibi olan milletlerdir. Bunun da başını çeken Türk milletidir. Biz bunun farkında değiliz ama Amerika gibi ülkeler bunun farkındadır. Sahip olduğumuz medeniyet, tarihimiz, Türk dünyası, yeraltı zenginliğimiz, insan potansiyelimiz bunu doğruluyor. Bunun için kâhin olmaya gerek yok. İslam coğrafyasıyla, komşularımızla, Türk dünyasıyla olan ilişkilerimizdeki gelişme, her türlü terörizme karşı tavrımız mazlum milletler nezdinde Türkiye’ye karşı bir sinerji yaratması elbette göz ardı edilemez. Türk insanında Amerika’ya karşı duyulan güvensizlik, Amerika’nın Ortadoğu ve Türk Cumhuriyetlerinde itibar kaybetmesi Obama’nın Türkiye’ye gelmesini mecbur kılmıştır.

Evet, Obama Türkiye’ye geldi. Hepimiz çok sevindik. Anacak benim gibi çekinceleri olanlar az değildir. Fakat olaya başka pencereden bakmak lazım. Bir kere Türkiye’nin çok güzel bir reklâmı oldu. Türk insanı ve Başbakanımız burada daha iyi tanıtılmış oldu. Türkiye’nin yenidünyada bir aktör olabileceği mesajı verildi. Sultanahmet, Ayasofya gibi yerler tanıtıldı. Bazı mesajlar hoşumuza gitmese de genelde güzel mesajlar verildi. İnanıyorum bu ziyaretin turizme de katkıları olacaktır. Ancak asıl iş bundan sonra başlayacaktır. Asıl büyük cihat yeni başlayacaktır. O da kendi içimizde gerçekleştireceğimiz cihattır. Her koyun kendi bacağından asılır. Biz bu gibi gelişmeleri lehimize çevirmek istiyorsak öncelikle iç barışımızı gerçekleştirmek zorundayız. Buna şiddetle ihtiyacımız vardır. Bu vatanı, bu toplumu, bu Çanakkale’de bizi tekrar dirilten ruhu anlamalıyız ve şahsi çıkarları ülke çıkarlarına tercih etmemeliyiz. Birbirimizi sevmeli az konuşmalı çok çalışmalıyız. Farklılıklarımızı törpülemeli benzerliklerimizi arttırmalıyız. Tarihin bize yüklediği misyonu, Allah’ın bize verdiği zenginlikleri çok iyi anlayıp bundan sonraki dünya düzeninin baş aktörlerinden biri veya birincisi olmak için elimize gelen bu şansı iyi değerlendirmeliyiz. Bu da nefretten değil sevgiden geçer.

Evet, bizim insanlık karşısında hiçbir kelimiz yoktu. Keli olan Avrupa ve Amerika’dır. Avrupa ayağımıza düştü ama belli etmiyor. Amerika ise bunu belli etti. Bize ihtiyacı olduğunu resmen ilan etti. O halde bu işin ilmi tarafını ele almak, sloganlardan arındırmak zorundayız. Taviz verecek olan biz değil onlardır.

Dünya parasal zenginlerin zenginliğini rahatça yaşayabilecekleri bir konumdan hızla uzaklaşıyor. Dünya “komşusu açken tok gezen bizden değildir” düsturu gereğince adaletin olmadığı bir ortamda kimsenin zenginliğini ağız tadıyla yaşamasına fırsat vermeyecektir. Çünkü gözyaşı ve kan üzerinden elde edilen servetin sefası sürülemez. Bu durum günümüzde terörist yetiştirir o da onu yetiştirenlerin başına bela olur. Bu komşuyu da rahatsız eder. Nitekim yıllardır milletimiz bu belayla boğuşuyor. Türk milleti bu gerçeği hem Amerika hem de Batıya anlatacaktır. Biz ne kadar güçlü olursak o kadar kolay anlayacaklardır bunu.

İnşallah bu ziyareti gururlanma, hava atma, rakipleri susturma malzemesi olarak kullanmaz iktidar. İnşallah muhalefet de bunu basitleştirmez, “öküzün altında buzağı aramaya” kalkmaz. Bu tür gelişmelerin lehimize sonuç veresi için herkes taşın altına elini koyar. Bu kimsenin şahsi meselesi değil, milli menfaatler oya tahvil edilmemeli.

Barak Hüseyin Obama Müslüman mı? İnşallah Müslüman’dır. Müslüman olmasına sevinirim. Hiç olmazsa onu Cennette görme şansımız olur. Onun dışında bize ne faydası olur ki. Amerikan politikalarını yürütmek zorundadır. Amerikan menfaatlerinden taviz vermeyeceğine göre Müslümanlığı bizi pek de enderese etmez. Hem nice Müslümanlar Müslüman gibi mi yaşıyor? Üstelik ülkemizde insanı İslam’dan soğutan kimlik Müslümanları yok mu? Onun için bu tür magazinel şeylerin de pek faydası olduğunu düşünmüyorum. Bir zamanlar Aynştayn , Kaptan Kusto gibi ünlülerin Müslüman olduğu efsaneleri ortalıkta dolaştı durdu. Bize ne faydası oldu? İşimize bakmalı, benliğimize dönmeli, okumalı ve çalışmalıyız.

Dünya fırsatlar dünyasıdır. Bazı şeyler zor yakalanır. Yakaladıktan sonra elde tutmayı bilmeliyiz. Biz bunu 68 kuşağında ve 12 Eylül öncesi gençlikte yaşadık. O gençlik saf, temiz Türkiye sevdalısı bir gençlikti. Ama liderler bu gençliğe sahip çıkamadı, başkaları sahip çıktı ve gençliği sokağa döktü. O gençlik doğru yönlendirilmiş olsaydı ülkemiz ve dünya daha farklı olurdu. O vatanseverleri hapishanelerde çürüttük, onlara korku saldık ve üretkenliklerini doğmadan öldürdük. Türkiye’yi 50 yıl geri götürdük. Şimdiki gençliğe sahip çıkmalı, onları doğru yönlendirip üretken kılmak zorundayız. Gelecekte çocuklarımızın daha rahat yaşaması için herkesin üzerine düşeni yapması şarttır. Siyaseti elinde tutanların, basının görevi ve sorumluluğu çok büyüktür. Hiç kimse bunu başkalarına ihale edemez.

Son olarak: “Bu dünya bize atalarımızdan miras kalmadı. Biz onu çocuklarımızdan ödünç aldık” özdeyişiyle yazımı bitiriyorum. Emanete sahip çıkmak herkesin görevidir.

İsmet Yalçınkaya

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 137
Toplam yorum
: 45
Toplam mesaj
: 17
Ort. okunma sayısı
: 1546
Kayıt tarihi
: 23.06.08
 
 

1963 yılı Trabzon Of doğumluyu. Emekli Öğretmenim Eğitimle ilgili konulara ilgim uzun yıllar önce..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster