- Kategori
- Gündelik Yaşam
Oğlum

Merhabalar demekle başlamak istedim bugün. Evet bu hafta karne haftası. Benim de bir oğlum var 7. sınıfta 8. sınıfa geçecek bu sene.
Beni oldum olası okulun açılışı; kırtasiye alışverişleri, bir üst sınıfa başlamak, o senenin nasıl geçeceğini düşünmek heyecanlandırmıştır. Aslında hala da öyle devam ediyor. Oğlumla alışverişler, o seneki dosyasına nelerin ilave olacağını düşünmek heyecanlandırıyor, hoşuma gidiyor onunla duygularını paylaşmak o duyguları beraber yaşamak. Sonrasında bir de okulun son haftası yani karne haftası heyecanlandırırdı beni. Malum o zamanlar e-okul yok. Girip ortalamam ne, teşekkür mü alıyorum yoksa takdir mi ya da ikmale mi kalıyorum diye bakacağımız bir yer yoktu. Notlarımız kendimiz hesaplar ve beklerdik. Nasıl bir heyecandı o. Güzeldi aslında. Şu an zaten e-okuldan gördüğümüz için notları ne geleceğini biliyoruz. Fakat ben yine de heyecanlanıyorum. Çünkü karnesini, aldığı takdir belgesini elimde hissetmek, incelemek hoşuma gidiyor.
Belki de kendi egomu tatmin ediyorum. Kendi başarım hoşuma gidiyor belki de. Çünkü biliyorum ki o karne sadece oğlumun okuldaki derslerinde olan başarısını yansıtıyor. Bir yandan da o başarısının arkasında bir nebze katkım olması ve bunu görmek gururlandırıyor beni.
Evet Karne sadece okuldaki başarısı çocuklarımızın. Elbette önemli ona göre hayatları şekilleniyor, seçecekleri mesleklere yöneliyorlar. Ancak bir de hayatta ki başarıları var ki bu da çok önemli. Çevreleriyle iletişimleri, saygıları, sevgileri, vicdanları o küçücük bedenlerinde taşıdıkları koskocaman yüreklerindeki acıma hisleri. Bunlar çok önemli. Hiçbir başarı tek başına bir şey ifade etmez. Bir düşünsenize; müthiş bir mevkiye gelmiş, üniversiteler bitirmiş, bir dünya başarı belgeleri ve herkesçe tanınıyor ancak insanlara karşı saygısız, sevgisiz, vicdansız ve acımasız, ne işe yaradı peki?
Bana göre hayatını idame ettirebilmesi için başarı çok önemli; bu başarıyı diğer davranışlarıyla pekiştirdiği zaman işte en önemlisi o bence.
Evet bugünkü yazımı Oğlum için yazmak istedim. Çok teşekkür ediyorum sana canım oğlum. Benim emeklerimi asla boşa çıkarmadığın için. Okula geldiğimde, oturduğumuz yerde seninle ilgili duyduklarım bana hep güç verdi, ayakta durmam gerektiğini hissettirdi. Senin için yoluma devam etmem, yılmamam gerekiyordu çünkü sana örnek olmam gerekiyor. Bunu sözle değil, davranışlarla göstermek taraftarıyım çünkü çocuklarımız bizim yürüdüğümüz yoldan yürüyorlar; bakarak, taklit ederek. Canım Oğlum tebrik ediyorum seni ve tabii ki kendimi de:)
Biliyor musunuz?
Ben oğluma hiçbir zaman yalan söyleme demedim; sadece sen yalan söyler ve ben öğrenirsem çok üzülür ve bir daha sana güvenemem dedim.
Ben oğluma hiçbir zaman şu kötü demedim. Yaşı ilerledikçe, kendi analizlerini, gözlemlerini yapmaya ve seçimi, kararı kendisi vermeye başladı artık.
Ben oğluma hiçbir zaman; bana gelip doğruyu söylediğin de kızmadım. Sadece ona böyle olmaması gerektiğini söyledim. Ve dolayısıyla benden birşey saklama gereği duymuyor.
Ben oğluma benim öfemin gelip geçici olduğunu; altı üstü bir kahve içimlik zaman gerektiğini ve her ne olursa olsun, iyi yada kötü benim bilmem gerektiğini söyledim.
Şu an 14 yaşında, okula ilk başladığı yıl; 1. sınıflar bir hafta erken başlıyor velilere de konferans veriliyordu. Konferansa gelen kişi anlattığında gerçek mi bu diye müdür yardımcımız vardı ona sordum. Evet Gerek konferanstaki kişi, gerek sınıf öğretmenimiz ve gerekse müdür yardımcımız bana dedi ki sadece sabır, sen tarlayı ek ve ürünü toplamak için bekle sabır. Çok doğru. Ben tarlayı ektim ve yavaş yavaş ürünleri toplamaya başladım.
Bu zamana gelmesinde katkı sağlayan tüm öğretmenlerimize başta ilkokul öğretmenimiz Pınar Türkyılmaz Engin'e, Müdürümüz Hülya Camcı'ya, o dönem Müdür Yardımcısı olan Faruk Çakır'a ve ardından tüm branş öğretmenlerimize çok teşekkür ederim.
Sevgiyle kalın, iyi tatiller.