​ Öğretmen / Eğitim / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Haziran '09

 
Kategori
Eğitim
 

Öğretmen

Yazarı: Frank Mc Court

Anne ve babası İrlanda göçmeni olan Frank Mc Court, 1930 yılında New York, Brooklyn’de doğar. İrlanda Limerick’te geçen çocukluk döneminden sonra 1949 yılında tekrar Amerika’ya döner. 36 yıl New York liselerinde ingilizce öğretmenliği yapar. Angelina’nın Külleri adlı ilk kitabıyla Pulitzer Ödülü’nü, Ulusal Kitap Eleştirmenler Ödülü’nü ve L. A. Times Kitap Ödülü’nü kazanır. Angelina’nın Külleri ile 66 yaşında edebiyat dünyasına yıldız gibi girer. İrlanda’nın Limerick kentinde geçen çocukluk anılarını anlattığı bu eserinden sonra, New York’taki ilk yıllarını anlatan Tis adlı eserini, son olarak da uzun süredir beklenen ve 36 yıllık öğretmenlik mesleğinin yaşamına bir yazar olarak nasıl yön verdiğini anlatan “Öğretmen” adlı kitabını yazar. Karısı Ellen ile New York ve Connecticut’ta yaşamaktadır.

İrlanda’da geçen çocukluk hayatı mutsuz ve sıkıntılar içinde geçer. Bu mutsuz çocukluk onun, özsaygıdan mahrum biri olmasına sebep olur. Huysuz, kıskanç, kendine acıyan, otoriteye saygısız biri yapar. Frank Mc Court “Bu benim gelişimimi yavaşlattı, beni hayata açılmaktan alıkoydu, neredeyse insanlıktan çıkardı. Öğretmen olmam, öğretmen kalmam ve onca yıl liselerde öğretmenlik yapabilmem bir mucizeydi, ” diyor. Mutsuz geçen çocukluğuna sebep olarak, Papa 12.’yı, Pius 6.’yı, Kral George’u, çocukken İrlanda’yı yöneten Kardinal Mc Rory’i, her şeyin günah olduğunu düşünürmüş gibi görünen Limerick piskoposunu, eski başbakan ve İrlanda başkanı Eamonn De Valera’yı, dinle ilgili sorulara cevap veremediği, yerel dili öğrenemediği ve 937’yi 739’a bölemediği için devamlı olarak sopayla, kayışla, bastonla döven hocasını, annesinin cüzdanında para çaldığını itiraf ettiği için günah çıkarma hücresinden kovan rahibi görür ve bunları affettiğini söyler. Ayrıca bunları yaptığı için kendini de bağışlar. Bunun sebebini de aldığı eğitime, beyin yıkamalara bağlar. Ders verdiği yıllarda, öğrencilerinin dışında kimse onunla ilgilenmemiştir. Sonra çocukluğu ile ilgili bir kitap yazar ve ilgi odağı haline gelir. Kitabı en çok satanlar listesine girer ve otuz dile çevrilir. Kitap sayesinde valiler, belediye başkanları, Başkan Bush, Başkan Clinton, Hilary Cilnton, Papa, York Düşesi Sarah ve birçok aktörle tanışır.

Romanın Özeti:

Frank Mc Court’un öğretmenlik hayatı 1958 yılında, New York’ta, Mc Kee Meslek ve Teknik Lisesi’nde başlar. Boş sınıfa girip masasına oturur ve dersle ilgili aletleri karıştırır. Biraz sonra zil çalacak ve öğrenciler içeri girecektir. Ne yapacağını bilemez. Öğrenciler, öğretmenleri çok iyi tanır, analiz ederler. Eğer öğretmen yerinde oturursa, korktuğunu düşüneceklerdir. Bu yüzden onları ayakta karşılamaya karar verir. Öğrenciler içeri itişip kakışarak girerler ve “Bakın yeni bir öğretmen, bir şey bilmez, anlamaz, kim takar onu, ” gibi sözler söylerler.

Petey adında bir çocuk “Salamlı sandviç isteyen var mı?” diye bir soru sorar. Başka bir çocuk da, “Annen sana böyle sandviçler yaptığına göre seni sevmiyor, ” diye karşılık verir ve kavga etmeye başlarlar. Arkadaşları da “döv onu, döv onu, ” diye tezahürat yapmaya başlar. Öğretmen ne yapacağını bilemez. Kavgaya son vermek için “Hey!” diye bağırır ama öğrenciler aldırış etmez. Tekrar “Hey!” der. Aklına gelen tek şey budur. New York Üniversitesi’ndeki dört yıllık eğitiminden sonra tek düşünebildiği “hey”dir.

Sonra öğrencilerin yanına gider ve “ Sandviç atmayı kesin” diye bağırır. Öğrenciler irkilir. İlk öğretmenlik cümlesini kurmuş ve bir kavgayı durdurmuştur. Arka sıradan bir çocuk “Hoca, zaten sandviçi atmıyorlar ki, sandviç yerde, ” der ve gülmeye başlarlar. Bunun üzerine ne yapacağını bilemez. Üniversitedeki profesörler havada uçuşan sandviçler konusunda ne yapması gerektiğini söylememişlerdir. “Peter, gel ve sandviçi oradan kaldır!” mı demeliydi yoksa başka bir şey mi yapmalıydı?

Benim patron olduğumu ve sıkı biri olduğumu anlamaları gerekiyor, diye düşünür. Eğilir, sandviçi yerden alır ve yemeğe başlar. Peter “Hoca, yediğin benim sandviçim, ” der. Öğretmen sandviçin paketini top yapıp çöp kutusuna atarken de “Nefis” der. Öğrenciler bu duruma çok şaşırır. “Vay canına, adamım, ” gibi sözler söylemeye başlarlar. “Bu öğretmenlik mi?” diye düşünmeye başlar. Kendini şampiyon gibi hissediyordur. Bu durumdan sonra derse nasıl geçeceğini düşünmeye başlar. Müdür onun bu davranışını camdan görür ve dışarı çağırır. Sabah vakti öğrencilerin önünde öğle yemeği yememesi gerektiğini söyler. O da olayı anlatmak yerine susmayı tercih eder ve sınıfa geri döner.

Frank Mc Court’un öğretmen arkadaşları, onu öğrencilere özel hayatını anlatmaması gerektiği konusunda uyarmışlardır. Çünkü öğrenciler dersi kaynatmak için değişik sorular sorarlar. Öğrencilerden biri “Hey hoca, siz İrlanda’da kızlarla mı çıkarsınız?” diye bir soru sorunca, öğretmen sinirlenir ve “Hayır kahrolası, koyunlarla çıkarız, ” der. Öğrenciler yerlere yatarak gülmeye başlar. Bunun üzerine anne ve babalardan müdüre şikayet telefonları gelmeye başlar. Müdür, öğretmeni uyarır ve yeni olduğu için bu seferlik affedeceğini, siciline geçmeyeceğini, söyler. Öğretmenliğinin ilk günlerinde kovulmaktan kurtulmuştur.

Öğrenciler, Frank Mc Court’a İrlanda’yı, çocukluğunu, ailesini ve Amerika’ya nasıl geldiğini sorarlar. O da anlatmaya başlar. New York’ta doğmuş, dört yaşına gelmeden İrlanda’ya götürülmüştür. Babası alkoliktir ve o, on bir yaşına basmak üzereyken evi terk etmiştir. Kız kardeşini ve ikiz erkek kardeşlerini kaybetmiştir. İki erkek kardeşi daha olmuştur. Annesi yokluklar içerisinde onları büyütmüştür. Erkek kardeşi ile on dört yaşında iken okuldan ayrılıp çalışmaya başlarlar ve Amerika hayalleri kurarlar. Amerika’ya giderler ve okula başlarlar.

Okulda onun konuşması ile dalga geçerler. Bir gün öğretmeni, “Onun kedi tarafından getirilmiş bir şeye benzediğini” söyler ve bütün sınıf güler. Bundan sonra öğrenciler onun kedi tarafından getirildiğini söyleyip, dalga geçeceklerdir. Ama onu koruyan Billy Campell adında sadece bir arkadaşı vardır. Çünkü o da Dublin’den gelmiştir ve aynı durumdadır.

New York’ta Birleşik Devletler Ordusu’na girene kadar en kötü işlerde çalışır. Almanya’da iki yıl geçirdikten sonra öğretmen olmak için askeri yasadan yararlanıp üniversiteye gitmiştir. Hükümetten aldığı harçlıkla ve geceleri çalışarak yaşamaya çalışır. Bir an önce okulu bitirip, hayata atılmak ister. Üniversitedeki eğitim profesörü öğretmenliğin ilk günleri hakkında onları uyarmıştır. “İlk etkinin hayati önem taşıdığını, sınıfa ilk girişiniz, sınıfı selamlayışınız, bütün meslek hayatınızın yolunu çizebilir, ” demiştir. Profesör, “Öğrenciler sınıfa girmeden nerde olacağınızı, nasıl bir tavır takınacağınızı bilmeden derse başlamayın, ” der. Profesörün ne demek istediğini sonradan anlar.

Frank Mc Court “Öğretmenin sadece sınıfa girip bildiği şeyleri anlatan ve sonra da öğrencilerin bilgisini sınayıp not vermek olduğunu zannederdim. Şimdi bir öğretmenin hayatının ne kadar karmaşık olabileceğini anlıyorum, ” der.

Öğretmenlik yapabilmek için, öğretmenlik lisans sınavına girer ve zorla da olsa kazanır. Görüşme için adı okunur ve içeri girer. Üç kişilik bir sınav heyeti ile karşılaşır. “Masanın üstündeki şiiri okumasını, incelemesini ve lisedeki dersinde bunu nasıl öğreteceğini anlatmalarını” isterler. Ayrıca, “Şiiri bilip bilmediğini, yazarının kim olduğunu ve kafiyesini sorarlar.” Biraz düşünerek cevap verir. Şiiri bildiğini söyler ve kafiyesini açıklar. Yazarı hakkında birkaç isim söyler ama bunlar doğru değildir. Yazarın Santayana olduğunu söylerler. Ama dört yıl boyunca Santayana adında bir yazara ders kitaplarında hiç rastlamamıştır.

Ertesi gün lisanstan önceki son engel olan öğretmenlik dersi sınavı için Brooklyn’deki Doğu Bölge Lisesi’ne gider. Dersten bir saat önce gitmesi gerekirken, yanlış metroya bindiği için yarım saat geç gider. Bölüm Başkanı sınava başka bir zaman girebileceğini söyler. Ama Frank Mc Court, sınavın bir an önce olup bitmesini ister. Derse girer. Bölüm Başkanı dersle ilgili sayfalarca kağıt verir. Konuyu sınıfa anlatmasını ister. Ders istediği gibi geçmez. Sınavı kazanamayacağını düşünerek okuldan ayrılır.

Biraz ilerledikten sonra başkanın arkasından ona seslendiğini duyar. Onun ders anlatışını çok beğendiğini ve birçok öğretmenden daha fazla bilgi sahibi olduğunu söyler. Sonuçlar gelince onu aramasını ister. Frank Mc Court iş bulduğu için çok sevinir. Ailesine ve herkese bunu haber vermek ister. Öğretmenlik için okulu aradığında, Başkanın öldüğünü ve boş kadro olmadığını söylerler.

İş için birçok okula başvurur ama aksanı yüzünden sorun çıkabileceğini söyleyip onu işe almazlar. Sonunda “öğretmenlik sınavını” kazanmış ve Mc Kee Meslek ve Teknik Lisesi’ne atanır.

Bir gün öğrencilerden biri, bir gün önce gelmediği için annesinin yazdığı notu öğretmenine verir. Notta annesinin fazla kahve içtiği için merdivenlerden düştüğü ve oğlunun da kız kardeşine ve anneannesine bakmak için evde kaldığı yazıyordur. Bir daha böyle bir şey olmayacağını söyleyen ve özür dileyen bir mektuptur. Frank Mc Court, mektubu öğrencinin yazdığını anlar ve onun kalbinin kırılmaması, aralarının bozulmaması ve duygularının incinmemesi için mektubu onun yazdığını söylemek istemez.

Böyle bir şey yapsa gidip arkadaşlarına, öğretmenin ona inanmadığını ve yalan söylediğini söyler ve öğrencileri de ondan nefret edebilir. Çünkü hepsi de aynı yalanı söylüyorlardır: “Fırın tutuştu, sonra alevler duvar kağıtlarına sıçradı, itfaiyeciler bütün gece bizi eve sokmadı. Tuvalet tıkandı ve oğlumu bu şekilde okula göndermek istemedim. Köpek ev ödevimi yedi. Ağabeyim bana çok kızdı ve ödevimi pencereden aşağı attı, ” gibi yalanlarla dolu mektuplarla her gün karşılaşır. Bunlarla her gün uğraşsa, öğrencilerle ve velilerle arası bozulabilir. Bu yüzden bir şey diyemez.

Frank Mc Court öğrenciler son sınıfa geldiğinde mazeret notlarını daktilo ile temize çeker ve sınıfa dağıtır. Öğrenciler, bunların ne olduğunu ve niçin yazıldıklarını çok merak ederler. Öğretmenlerine bunlarla ne yapacaklarını sorarlar. Öğretmenleri, bu notların birinci sınıfta kendilerinin yazdığı mazeret notları olduğunu söyler ve bu notları ciddi bir çalışma olarak değerlendiren bir öğretmen olduğu için şanslı olduklarını söyler. Öğrenciler bu notları hatırlar ve gülümserler.

Öğretmenleri şimdi de kendi çocukları varmış gibi onlar için mazeret notu yazmalarını ister. Öğrenciler de hiç düşünmeden ve ara vermeden yazmaya başlarlar. Zil çaldığı halde yerlerinden kalkmazlar ve başka bir ödev vermesini isterler. Öğretmenleri onların bu azmine çok şaşırır ve sevinir. Tahtaya ödevin konusunu yazar. “Adem’den veya Havva’dan Tanrı’ya bir mazeret notu” yazmalarını ister. Ertesi gün mazeret notlarını getirirler. Notlarda çok değişik ve enteresan notlar vardır. Notlarda sadece Adem’den ve Havva’dan notlar yoktur. Tanrı ile şeytandan da notlar vardır. Yine okulda bir gün önemli insanlara mazeret notları yazmalarını ister. Öğrenciler buna çok sevinir. Bu sırada öğrenciler, müdürün kapıda olduğunu öğretmenlerine haber verirler.

Müfettiş de müdürün yanındadır ve dersi böldükleri için izin istemeden sınıfa girer ve sıraların arasında gezinmeye başlarlar. Müfettiş yazılara bakarak kaşlarını çatar. Müdür dışarı çıkarken öğretmenin kulağına müfettişin onunla görüşmek istediğini söyler. Frank Mc Court yine azar işiteceğini düşünür.

Dersten sonra müdürün odasına gider ve müfettiş “Gelin Bay Mc Court, sizi tebrik etmek istiyorum. Yaptığınız şey çok güzel. Öğrenciler üniversite düzeyinde yazılar yazıyor ve orada geleceğin avukatlarını görmek mümkün, ” der. Bunun üzerine Frank Mc Court çok sevinir ve ertesi gün sınıfına gidip öğrencilerine bir şarkı söyler.

Frank Mc Court’un sınıfında Augie adında yaramaz bir öğrenci vardır. Ters karşılıklar verir ve kızlara musallat olur. Konuşmak için annesini okula çağırır. Ertesi gün sınıfta ders anlatırken kapı aniden açılır ve içeri, vücut geliştirme çalıştığı belli olan iri yarı bir adam girer. Augie’yi yanına çağırır ve onu kaldırıp duvara vurmaya başlar. “Sana bir daha hocalarının canını sıkmayacaksın demedim mi!” der ve onu döver. Öğretmen bu duruma engel olmaya çalışır. Bu şekilde sınıfa girip öğrencisini dövmesini istemez. Adam çocuğu bırakır ve öğretmene dönerek, “Eğer bir daha sizi üzerse, onu New Jersey’e kadar tekmelerim, ” der ve kapıyı çarparak sınıftan çıkar.

Frank Mc Court sınıfa döner ve öğrencilerine bakar. Frank Mc Court öğrencilerin Augie’nin babasının kendisinin çağırdığını ve onu suçlayacaklarını düşünür. Çünkü öğrencileri idareye yollayan ve ailelerini çağıran öğretmenler sevilmezler ve saygı görmezler. Öğrencileri ile arasının açılacağını düşünür.

Frank Mc Court otuz yaşında Alberta Small ile evlenir ve Brooklyn Üniversitesinde yüksek lisans yapmaya başlar. Hem öğrencilerin sorunları ile uğraşmayacak ve onlardan saygı görecek hem da haftada kırk saat yerine 5- 6 saat derse girecektir. Mc Kee’deki sekiz yıllık öğretmenlik hayatından sonra, 1966 yılında, dostu profesör Herbert Miller’in de yardımıyla New York Üniversitesi’ne öğretim görevlisi olarak girer. Ancak üniversite kariyeri bir yıl sürer.

Çünkü müracaat edenler arsında doktora dereceli kişiler vardır ve Bölüm Başkanı eğer üniversitede kalmak istiyorsa, doktora yapması gerektiğini ona söyler. Frank Mc Court da doktora ile uğraşamayacağını söyler ve lisedeki öğretmenlik hayatına geri döner. Bir lisede işe başlar ama derste bir öğrenci onun sözünü dinlemediği için dergi ile öğrencinin yüzüne vurur ve sene sonunda artık o okulda öğretmenlik yapamayacağını söylerler.

Seward Park Lisesi’nde iş bulmuştur. Burada Çin, Porto Riko, Yunan, Dominik, Rus ve İtalyan öğrencilere ikinci bir dil olarak İngilizce’yi öğretecektir. Ama ikinci bir dil öğretmek için ne bir hazırlığı ne de bir eğitimi vardır. Karısı onun sürekli olarak okul değiştirmesinden bıkmıştır. Doktora yapıp yükselmesini ister. New York Üniversitesi onu doktora için kabul edecektir ama karısı Londra ya da Dublin’e gitmesini ister. Dublin’e gider ve Trinitiy Üniversitesi’ne başvurur. Tez konusu 1889-1911 arasında İrlanda-Amerikan Edebi İlişkileri’dir. Tezi iki yıl içerisinde bitirmesi gerekir ama başarılı olamaz ve 1971 yılında New York’a, eşinin yanına döner. Eşi hamiledir ve onun yerine Seward Park Lisesine geri döner. Göreve başladıktan bir ay sonra müdür kalp krizinden ölür ve yeni müdür de onu eski lisesinden kovan Bölüm Başkanıdır. Müdür birkaç hafta sonra onu öğretmen açıklarının olmadığını söyleyerek yeniden kovar. Okul okul sürüklenir. Öğretmen açığı olan yerlerde İngilizce, Biyoloji, Sanat, Tarih, Matematik gibi bilmediği derslere girerek geçici öğretmenlik yapar.

Eski bir arkadaşı onu Stuyvesant Lisesi İngilizce Bölüm Başkanı ile tanıştırır ve o da, okullarında hastalanan İngilizce öğretmeninin yerine bir ay ders vermesini ister. Birkaç ay sonra İngilizce öğretmeni geri dönünce Bölüm Başkanı ona kalıcı bir pozisyon önerir ve öğrencilerin onu sevdiğini söyler. Çok sevinir. Çünkü bu lise, liselerin Harward’ı sayılır. Lisenin Nobel Ödülü kazanan birçok mezunu vardır.

Stuyvesant Lisesi öğrencilerine bir konuda 350 kelimelik bir ödev verseniz, muhtemelen 500 kelimelik yazarlar. Beş sınıfın her birinde 350 kelimelik ödev verseniz akşamları, hafta sonları, düzeltmeniz, değerlendirmeniz ve not vermeniz gereken 61.250 kelime olur. Bütün gün okulda ders verdikten sonra eve gelir, ödevleri kontrol eder, yanlışları düzeltir ve ertesi gün için hazırlanmanız gerekir. Yani öğretmenin mesaisi zil çalınca bitmez. Ödevlerini okulda, trende, otobüste veya kafede özensizce yazan ve üzerlerinde kahve, kola, gözyaşı olan kağıtları okuyup, size ve verdiğiniz ödevlere gösterdikleri değerleri düşünerek not vermeye çalışırsınız. Her gün ellerinde çantayla ödev ve kitap taşırlar. Akşam yemeğinden önce okumaya başlarlar. Çünkü işlerini bir an önce bitirip ailesine ve kendine zaman ayırmak isterler.

Frank Mc Court bir gün verdiği ödevleri okurken bir öğrencisinin üvey babası ile olan ilgisi dikkatini çeker. Çünkü kızın yazdıklarına göre üvey babası kızla fazla samimidir. Acaba kız bunu öğretmeninden yardım istemek amacıyla mı yazmıştır? Böyle ailevi meselelere karışmalı mıdır? Belki de kız bunları uyduruyordur? Bu yazılar ailenin kulağına giderse öğretmene karşı tavırları nasıl olur? Ama bir şeyler yapması gerektiğini düşünür ve kompozisyonda yazılanları rehber öğretmene açıklar. Çünkü bunu yapmazsa ve kompozisyonda yazılanlar doğruysa babası bir gün kızı taciz edebilir ve öğretmeni de bunu bildiği halde herhangi bir şey yapmadığı için suçlu duruma düşebilir. Bu yüzden öğretmenlerin öğrencileri anlaması ve tanıması gerekir.

49 yaşındayken evliliği biter. Kızı sekiz yaşına basmıştır. Evden ayrılır ve arkadaşlarının yanında kalmaya başlar. Bir süre sonra Öğretmenlik Emeklilik Fonu’ndan borç para alır ve kendine bir daire tutar. 1947 yılında “Yaratıcı Yazarlık” öğretmeni olması teklif edilir. Yazarlık hakkında ve nasıl öğretileceği konusunda bilgisi yoktur ama arkadaşları onun bu dersi yapabileceği konusunda ikna ederler. Yaratıcı Yazarlık seçmeli bir derstir. Öğretmenlerini seviyorlardır ve birçok öğrenci onun dersine girmek için can atıyordur.

Zaman geçiyordur ve artık yaşlandığını hisseder. Sesi yorgun çıkar olmuştur. Emekliye ayrılıp kalan günlerini rahat geçirmek ister. Son dersine girer, öğrencileri ile konuşur, hüzünlenir ama çok iyi ve başarılı öğrenciler yetiştirdiğini ve onlar tarafından her zaman hatırlanacağını bilir. Zil çalar. Konfeti yağmuruyla öğrencilerin arasından çıkar. Arkasından bir öğrenci bağırarak “Bay Mc Mourt bir kitap yazmalısınız” der.

Sonuç:

Öğrencilerini değiştidmek isteyen öğretmen, önce kendi uygulamalarını değiştirmelidir.

Mine Polat

 
Toplam blog
: 425
: 3089
Kayıt tarihi
: 06.12.06
 
 

Gazi Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri Bölümü, Eğitim Yönetimi, Teftişi, Planlaması ve Ekonomisi..