​ Oku Zeki Oku... / Eğitim / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Şubat '11

 
Kategori
Eğitim
 

Oku Zeki Oku...

Oku Zeki Oku...
 

Köyümüzde 'Sağarlar' sülalesi vardır. Daha doğrusu 'Sağırlar' dır ama, söylerken "ı" harfi "a" harfine dönüştüğünden "Sağarlar" deriz. Kahramanımız da, "Sağarların Zeki". Kısaca "Sağarın Zeki" de diyebiliriz. Şimdi, köyümüzün gıymetli bakkalıdır. Zeki Abi'den, bu olayı anlatmak için izin aldık, "Böyle bir şey hatırlamıyorum." dedi ama, bir iki yerden özü itibariyle doğrulattıktan sonra yazalım dedik. İzin verirken de, "Acep başıma bir iş gelir mi ki..." diye bir ifade konuverdi yüzüne... 

Bu köy neresi derseniz, Taşova'nın Yeşilyurt Köyü'ndeyiz. Gerçekten yeşil, güzel, şirin, sakin, yazın hareketli bir köy. Benim de çocukluğumun geçtiği, hatıralarımızda yer edinmiş bir köy. Bundan yaklaşık otuzbeş sene evvel. O zamanlar köyün okumuş yazmış insan sayısı da az olduğundan, memur olanlar, öğretmen, asker, polis, ormancı gibi, köye bir okuma isteğinin yayılmasında etkili olmuşlardır. "Dar çevrede olumlu rol modellerinin insanları etkileme olasılığı daha fazladır." "Falanın oğlu okudu da öğretmen çıktı, bizim oğlan da okusun da, onun gibi öğretmen olsun..." isteği ya da hevesi, aileleri, çocuklarını okumaya özendirmeye, zorlamaya iter. 

Öykümüzün kahramanı Zeki de, Sağarın Memedali'nin oğludur. Sağarın Zeki, ilkokulu bitirip ilçeye ortaokula kayıt yaptırdığında, ailenin, hatta sülalenin gözü, Zeki'nin üzerine çevrilir. Zeki, ne yapıp ne edip okuyacaktır, Zeki okumalıdır. Adı da boş yere Zeki konulmamıştır onun... Zeki'nin ortaokul hayatıyla birlikte, ailenin, sülalenin istekleri de başlar: 

- Zeki, nasılsın?
- İyiyim işte, nasıl olsun...
- Tamam, madem iyisin, senin okuman lazım, oku Zeki!
- ... 

Başka bir gün: 

- Zeki nasılsın?
- İyiyim ana.
- Aman Zekim, Allahıma şükür, okula başladın oğul. Hayırlısıyla bi okuyuver oğul...
- Olur ana, okurum... 

Başka bir gün: 

- Emmi, ver elini öpeyim...
- Öp Zeki, el öpenlerin çok olsun yiğenim. Nası gidiyor okul Zeki?
- Eeeh işte emmii, okuyoruz...
- Eferim yiğenim, oku bakalım. Okumayı sakın bırakma. Çok oku yiğenim, çok oku...
- Olur emmi, okurum... 

Günler, aylar, yıllar, çoğunlukla böyle geçer. Ancak, geçen zamanla birlikte, akrabalarının Zeki'ye nasihatlarından önceki hal hatır sorma kısmı da kalkmış, direk "Oku Zeki, Oku..." gibi bir komuta dönüşmüştür. 

- Zeki?
- Hee ana, söyle...
- Oku tamam mı oğlum?
- Olur ana, olur... 

Bir başkası: 

- Zekiii..?
- Buyur dayı!
- Okuyon değil mi?
- Okuyom dayı, okumam mı..!
- Heehh işte böööyle, oku, oku... 

Bir başkası: 

- Zekiii..?
- Yengeee, okuyom beeen, başka bi şey diyeceksen onu söööyle...
- Yoook, başka bi şey demiyom, oku diyecektim de... 

Sizce nereye varır böyle..? 

Birisi daha "Oku Zeki, oku." diyecekken, dayanamaz ve tarihe ve eğitimin kaynak kitaplarına geçmesi gereken o ünlü sözü söyleyiverir: 

-Yeter yaaav, yeteeer... Tutturdunuz "Oku Zeki, oku!" diye. "Okuyabiliyon mu Zeki?" diyen hiç yok. Hepinizin yerine ben mi okuyacaktım? 

Zeki, şimdi köyümüzün gıymetli bakkalıdır. Yazın ekmeğimizi ondan alırız. Bakkalın önünde oturup çay içerken, köyün, köylünün genel vaziyetini sohbetinize konu edersiniz. Üç cocuk babasıdır, aile babasıdır. Bana sorarsanız "Zeki okumuş mudur?" diye. "Evet, Zeki okumuştur. Okul bir insana neyi kazandırması gerekiyorsa, Zeki'ye onu kazandırmıştır." 

 
Toplam blog
: 17
: 3175
Kayıt tarihi
: 09.02.11
 
 

Eğitimciyim. Yaklaşık on yıldır eğitim yöneticiliği yapıyorum. Eğitim yönetimi ve öğretmenlik mes..