​ Okul da Spor... / Eğitim / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Şubat '11

 
Kategori
Eğitim
 

Okul da Spor...

Okul da Spor...
 

Spor Okulda...


Ne zaman spor programları izlesem, ki bunlar çoğu zaman yabancı ülkelerin sporcuları olurlar, hayıflanır dururdum, "neden bizde böyle sporcular yok" diye. Önce, sorunu memleketin havasına suyuna bağlayacak olurum, ama o güzel şarkı akla gelince vazgeçerim: 

Havasına, suyuna,
Taşına, toprağına,
Bin can feda,
Bir tek dostuma... 

Bu memlekette her türlü sporun yapılması ve her türlü sporcunun yetişmesi gerekiyordu. Okul müdürü olarak stratejimiz belliydi: Okulda her türlü spor yapılmalı, bunun eğitimi verilmeli, yetenekli öğrenciler yönlendirilmeliydi. Ancak müdürlüğümüzün ilk senesinde olmadı. Kadrolu beden eğitimi öğretmenimiz varken hiç bir takım kurduramadık. Ertesi sene, kadrolu beden eğitimi öğretmenimiz kadrosuylan beraber okuldan ayrılınca, üç takım birden kurduk. Yıldızlar Kız Voleybol, Yıldızlar Erkek Voleybol ve Yıldızlar Erkek Futbol takımları kuruldu. Kuran da, iş teknik öğretmeni. Zehir gibi öğretmen. Mesleğin önce terbiyesini sonra da ideallerini kazanmış. Düşününsene, kimisi takım kurmamak için mazeret üretirken, kimisi de hangi takımı kursak diye etrafı yokluyor. Bu yüzdendir ki, Nejla Öğretmen arka arkaya iki yıl Takdir Belgesi alabilen ender öğretmenlerdendir. 

Birinci seçenekte benim zaafım var mıydı, bilmiyorum. Bir müdür olarak, önümde seçenekler dururken, bunları değerlendirmeden yalnızca manzarayı seyretmekle yetinen bir müdür olmamaya çalıştım. Bizim aldığımız terbiye, bunu gerektiriyordu. Hariçten gazel okumak, bize göre değildi. Bazen bir kumaşı alırsınız, bu kumaştan şu elbise olmaz dersiniz ve kumaşla uğraşmazsınız. Atarsınız bir kenara, durur. Birinci seçenek, belki böyle bir şey olmuştur. 

Kurduğumuz takımlarla Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü'nün düzenlediği turnuvalara katılıyoruz. Kızlarla ilk çıktığımız karşılaşmayı hatırladım: Forma bulamadık, okulun forması yok, o anda alacak paramız da yok. Komşu okulun antrenman yaptığı formaları aldık. Arkalarında "Beşikkaya İlköğretim Okulu" yazıyor. İndik sahaya, hakemler bir önlerindeki listeden bizim okulun adına bakıyorlar, bir de formalarımızın arkasındaki okul adına. Değişik tabii ki. Kendimize göre bir şey uydurduk: 

- Bakın sayın hocam, siz formaların ardındaki okul adına bakmayın. O, bizim okulumuzun eski adı, okulumuzun adı değişti, Çocuk Sevenler Derneği İlköğretim Okulu oldu, ama henüz formaları değiştiremedik, yakında değiştireceğiz. Şimdilik kusurumuza bakmayın. 

- Peki, şimdi biz size Beşikkaya mı diyeceğiz, Çocuk Sevenler mi?
- Hocam ne önemi var şimdi bunların, başlayalım şu maça...
- Doğru, başlayalım, yaşasın spor. Ha Beşikkaya, ha Çocuk Sevenler... 

Aslında dediğimiz de yanlış değildi. Bizim okulun adı, gerçekten de ilk kurulduğunda Beşikkaya İlkokulu imiş. Çocuklarımızın sahadaki ilk duruşları da ilginçti. Ankara'nın önde gelen okullarından, formaları cılıt gibi, oyuncular da öyle. Yenildik tabii ki. Bizden sonraki maçı da izleyelim istedik. Bizim rakibimizdi çünkü. TED Koleji öğrencileri çıktı, izledik. Gecekondu bölgesinden çıkıp Ankara ligine katılmak ve böyle takımlarla karşılaşmak ilk başlarda psikolojik olarak pek hoş bir durum değil. Ancak, bir yerden başlamak durumundasınız. Yetenek her yerde var, çalışırsak ne cevherleri ortaya çıkartırız, bir bilseniz. 

Yukarıda sözünü ettiğim psikolojik durumdan dolayı basketbol takımı kurmayı tam üç sene erteledik. "Basketbol zengin sporudur, çok uğraşmayı gerektirir." gibi gerekçelerle hep geçiştirdik. Ancak sayın okuyucu, bir yerden başlamak durumundasınızdır. Bin üç yüz öğrencilik bir okulda her şeyin takımını kurmanız gerekir. 

Aslında biz, okula yalnızca bir voleybol kız takımı kazandırmıyorduk. Biz mahalleye değişik bir kültür getirmeye çalışıyorduk: Kızlarımız şortlarını giyinip sahaya çıkacaklardı, bütün öğrenciler ve mahalleli onları izleyecekti, bu öğrenciler akşam evlerinde televizyondan voleybol karşılaşmalarını izleyeceklerdi, aileleri onlara şaşıracaklardı, onların çocukları da anneleriyle gurur duyacaklardı. Bu öğrenciler gittikleri liselerin voleybol takımlarına gireceklerdi ve artık voleybol onların yaşamında önemli bir yer edinecekti. Dediğimiz gibi de oldu: Artık bu öğrenciler TRT 3'ten voleybol maçları izliyorlar ve 2007-2008 yılı takım oyuncularından üçü, liselerinin voleybol takımlarına girmişlerdi. Bu yalnızca tesadüf eseri öğrendiğimiz bir bilgiydi. Takımın diğer oyuncularından başka liselere gidenlerden de takımlara girenler mutlaka olmuştur. 

Bizim kurduğumuz kız voleybol takımı bölgenin ilk takımlarından oldu. Bizim gibi bölgelerde de okulların birbirlerinden etkilenmeleri daha fazla olur. Bugün on sekiz ilköğretim okulunun on dördünün kız voleybol takımı var. Altındağ Belediyesi'nin düzenlediği spor şenliğine katılan yirmi üç okulun on üçü altıncı eğitim bölgesi okulları oldu ve ilk dörde giren üç takım yine bizim bölgeden oldu. 2008-2009 yılında bölgemizde düzenlediğimiz Ali Ayral Voleybol Turnuvası'nda ise, maçlar daha çekişmeli ve keyifli olmaya başladı. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim artık: Son bir kaç yılın ardından voleybol sporu kızlarımız için ideal sporlardan biri haline geldi. Voleybol sporu bu bölgeye yerleşti. Bundaki en büyük pay, Nejla Ayvaz, Mustafa Barış Çıtak gibi yorulmanın ne olduğunu bilmeyen kıymetli öğretmenlerindir. 

Bu gün (26 Mayıs 2009) bu okul, Minikler Kız Basketbol takımını kurarak bir ilki daha gerçekleştirmiş oldu. İl M.E.M.'nün düzenlediği "Basketbol: Şimdi Minikler Oynuyor Turnuvası'na" katıldık. Ankara'dan toplam on okul katılmış, sanırım altısı ya da yedisi özel okul. İlk maçımızda yine o psikoloji peşimizdeydi. İnsanın aklına kötü şeyler geliyor, "Müdürüm Hüseyingazi neresi, basketbol neresi?" derler diye. Demediler değil. Bu sözü amirlerimden işittiğim oldu: "Senin okul nerde sayın müdürüm? Hüseyingazi mi? Müdürüm sen şövaleyi ne yapacaksın, Hüseyingazi'de şövalenin ne işi var?". O günden beri, insanlara Hüseyingazi'de şövalenin ne işi olduğunu göstermeye çalışıyorum. Üstelik de artan bir inatla. Aksi adamın tekiyim sanırım, bu gibi örseleyici şeyler benim çalışma coşkumu azaltacağı yerde arttırıyor. Sloganımızı tekrar söyleyelim, "Yaşasın iş, Yaşasın çalışma." 

Neyse, rakip de yeniydi sanırım, yendik. Yenmek neyse de, çocuklarımız sahaya öyle yakışıyorlardı ki ve öyle hırslıydılar ki... Bu çocukları biraz daha çalıştırarak eğitseniz, çok iyi sporcularınız olur. Ama bizim öncelikli amacımız, bu sporların okula girmesi ve diğer yan amaçlarımızın gerçekleşmesidir. Yoksa, bizim gibi okullarda futbolun peşine takılıp gitmenin çok fazla bir anlamı yok. Futboldan ziyade değişik spor dallarını okullarımıza sokmadıkça, çocuklarımızı bunlarla meşgul etmedikçe, belki de Türk sporuna bir kaç sporcu kazandırmadıkça, içimiz rahat etmeyecek. 

Zaman zaman, "Barış Bey'i çok mu yoruyoruz acaba?" diye düşünmüyor değilim. Sonra, "Cumhuriyet, uyuşuk insanların omzunda yükselmez ki!" gerçeği aklıma gelir; Ata'nın Kurtuluş Savaşı yıllarında günlerce uyumadan çalıştığı aklıma gelir; Anadolu'nun ücra yerlerinde kendini parçalayarak çalışan öğretmenler aklıma gelir; kaçak elektriği önlemek için yine kaçak elektrik kullananlar tarafından öldürülen mühendis aklıma gelir; hırsızı kovalarken yaşamını kaybeden polis aklıma gelir; sınırda vatan dediğimiz kutsalı beklerken toprağa karışan asker gelir; ve bir de nutuk atanlar gelir aklıma. Gülümserim... 

Bu yıl, atletizm sporunda da ilin düzenlediği yarışmalara katıldık. Bocce sprounda da ilin yarışmalarına katıldık ve on beş okuldan üçüncü olduk. İki sene önce, kırk beş kişilik bir grubu Gazi Üniversite'sinin spor kompleksinde yüzme kursuna gönderdik. Çok kaliteli bir çalışmaydı, ancak kısa sürdü. Yazın seminer dönemlerinde komşu okullar arasında, gülle, cirit sporlarında öğrenci ve öğretmen turnuvaları düzenledik. Derslerimizde gülle ve cirit sporuna yer vermeye başladık. 2006-2007 ve 2007-2008 öğretim yıllarında Türkiye Futbol Federasyonu ile ilin ortaklaşa düzenlediği Grass Roots Turnuvası'na katıldık. Dedim ya, bu okul artık sporla uğraşmaya başlamıştır. 

Sen çok yaşa Barış Öğretmen, Nejla Öğretmen. Sizler, Ali Kırca'nın Siyaset Meydanı'nda "Efendim Türk Sporu Neden Gelişmiyor, Buna Bir Çözüm Bulalım" konulu tartışmada mes'elenin ileri gelenleri "hariçten gazel okudukça", "Sizin engel diye gösterdiklerinizi biz birer birer aştık, ve gördük ki, onların hiç biri engel değilmiş." diyerek keyifle çayınızı yudumlayabilir ve bu sıkıcı ve asla çözüm çıkmayacak tartışmayı izlemeden kanalı gönül rahatlığı ile değiştirebilirsiniz. Bu arada, Barış Bey'in doğum günü geçti, O'na Oblomov'u doğum günü hediyesi olarak versem pek güzel olur. 

 
Toplam blog
: 17
: 3175
Kayıt tarihi
: 09.02.11
 
 

Eğitimciyim. Yaklaşık on yıldır eğitim yöneticiliği yapıyorum. Eğitim yönetimi ve öğretmenlik mes..