- Kategori
- Eğitim
Okula gidiyorum

Aralıksız 54 yıldır okula gidiyorum, gidişlerimin sebepleri rolleri farklı olsa da gidilen yerin havası tozu, dumanı aynı, sadece baktığınız yer farklı. Bu bakış açısı bir dönem öğrenci, öğretmen, yönetici olarak, bakış yeri resmi, özel, köy, kasaba ve şehir, bakış yöresi, ülkemizin coğrafya olarak batı, kuzey ve güneyi.
Öğrencilik yıllarımda okula çok isteyerek ilkokulda gittiğimi düşünüyorum, babamın memur olması ve sık sık yer değişikliğinden dolayı ortaokul ve lise ye çok severek gittiğimi düşünmüyorum. Üniversite yıllarım yani 70 li yıllar, Türkiye'de gençlik hareketinin yoğun olduğu yıllarda okula gitme keyfini bırak can derdine düştüğümüz yıllardı, bir anlamda keyifli bir öğrencilik yıllarım olmadı. Öğretmenlik yıllarımın tamamı bekârlığıma denk gelen yıllardı, ben buna Durağan'da geçen yıllar diyorum. Bu yıllar, emekli bir öğrencimin yıllar sonra izimi bularak onlara her derste ''Okumalısınız' 'kelimesini hecelediğimi hatırlattıktan sonra; Hocam rahat olun dokunduğunuz herkes okudu demesinin müthiş keyfi, onuru bu yıllarımın bir anlamda bana yöneticilik yaptığım yıllarımda, iletişimde ve öğrenci etkileşimimde, başarılarımda etkili oldu. Bu öğrencilerime ben işimi seviyorum, sizi seviyorum, siz benim için önemlisiniz mesajlarını vermemin meyvesini aldığım yıllardı.
Yöneticilikle baba olmamın yılları aynı yıllardı, yani daha fazla zaman daha fazla iş demekti bu yıllar, 33 yıla karşılık gelen okula gitme şekliydi bu yıllar. Öğrencilerle küçük guruplar değil daha geniş kitleye hizmet verme işi olarak da düşünülebilir. Bireysellikten çok kitlesel başarılara dönük yıllar. Öğrencilerle bire bir anılarınızın az olduğu sizi daha çok koridor ve törenlerde konuşan yön veren olarak hatırlandığınız yıllar olarak tanınmanız, okulunuzun kitlesel başarıları ile değerlendirildiğiniz yıllar. Genelde de daha çok olumsuz davranışlara verdiğiniz tepki biçimleriyle hatırlandığınız yıllardır. Koşarak gittiğim yıllardı o yıllar, öğrencilere dönük başardığım işlerden müthiş keyif aldığım yıllardı.
Her öğretim yılında açılış konuşması yapma heyecanımı, ilk kez konuşma yapacakmış gibi olmamı, iş aşkıma bağlıyorum. Bir de baba olmam nedeniyle her öğretim yılı başlama akşamı yemek öncesi çocuklarıma konuşma yapıyor olmam, aile sorumluluğun bir gereği gibi görmem, bana iş hayatımda daha fazla enerji veriyordu. Hep derim, bir görevi yaparken bir görevi ihmal ediyorsanız başarılı değilsinizdir. Başarılarımı iş yaparken duyduğum müthiş zevke ve ondan aldığım hazza, bana sağladığı prestije bağlıyorum. İlk yöneticilik yaptığım okuldaki konuşmamı hatırlıyorum okulların açılacağı bu günlerde aradan çok uzun yıllar geçmesine rağmen' 'Tarihiyle ve tabiatıyla'' barışık gençler yetiştirmek istiyorum diye başlıyordu. Aradan yıllar geçse de bu söze bu gün dahi ihtiyaç duymamız, bir ön görünün isabetli olduğunu göstermiyor mu?
Okul yöneticiliğinde ve öğretmenlikte şunu gördüm, kendinize ait bir tarzınız, üslubunuz, anlayışınız, yaklaşımınız, stiliniz varsa hatırlanıyorsunuz, akıllarda kalıyorsunuz, iz bırakıyorsunuz. Aradan yılar geçtikten sonra bile niyetleriniz anlaşılıyor ve ona göre kabul görüyorsunuz. Değer vermedikleriniz yani dokunmadıklarınız sizi unutmuyor ve yargılamayı da unutmuyor. Yöneticilik yaptığım yıllarda sınıfta ders işlerken pencereden ağaca çıkan öğrenciye gösterdiğim tepkinin biçimini öğrencileri tarafından taklidimin yapıldığı görünce, yorumum işime nedenli bağlı olduğum aklıma geldi. Yöneticilik yaptığım yıllarda aynı zamanda iki çocuk babası ve bir eşim olma konumum bana başka sorumluluklarımında olduğunu hatırlatan Marilyn Monroe aşağıdaki sözünü hiç göz ardı etmeden iş yapma gereğini hatırlattı.
Ayhan ŞİMŞEK/Eğitim yöneticisi.