- Kategori
- Kültür - Sanat
Okumak

Sözün okunabilmesi için yazılması gerekir.
Dil, insanoğlunun dünya üzerinde ortaya koyduğu en eski ortak ürünü olarak kabul edilir. İnsanoğlu kendini, diğer insanları, çevresini, doğayı anlamak; yine kendini çevresine ve diğer insanlara anlatmak için dili ortak bir araç olarak kullanır. Dil, içinden çıktığı, ait olduğu toplumun ruhunu yansıtır. Aynı dili konuşan insanlar arasında iletişimi sağlayan dil öylesine bir işaretler sistemidir ki, yaşayan her sözcüğün ayrı bir sırrı, özel bir tarihi de vardır.
İşte bu nedenledir ki, millî bir dil yüzyılların birikimini taşıyıp gelirken sözcükler toplumun bütün duygularını, değer yargılarını, sevinç, üzüntü ve bilinçaltını yansıtabilecek bir anlam çeşitliliğine de kavuşur. Sözcükler, içinde bulunduğumuz kültür atmosferinde bize öz çağrışımlarla bir anlam temeline otururlar. Bu anlam temeli, ortak çağrışımlar sonucu toplum olarak üzerinde oydaşdığımız, anlaştığımız bir kültür zeminidir. Bu zemin üzerinde, bu atmosfer içinde yetişen her birey, aynı sözcük üzerinde hemen hemen aynı çağrışımlar ile bir anlama ulaşır.
Bu yazımızda Türkçenin bu anlam çeşitliliğine dikkati çekmek için bir sözcüğün üzerinde duracağız. Güncel Türkçe dağarcığımızdan seçtiğimiz sözcük “okumak”.
Burada okumak kelimesinin ben de uyandırdığı çağrışımlardan ve bu kelimenin sözlük anlamlarından hareketle kendi kültür atmosferimizde bir küçük bir anlam yolculuğuna çıkmak istiyorum. Okumak kelimesi, her gün elimize aldığımız kitap, dergi, gazete ve artık internet sayfaları üzerinde sürdüre gittiğimiz insana has bir eylem. İnsanlık var olduğu ve yeni bir iletişim sistemi oluşturmadığı sürece yazma ve okumaya dayalı bir eylemler silsilesi sürgit devam edecektir. Kim bilir belki uzak olmayan bir gelecekte artık yazı denilen simgelere, harfler sistemine de gereksinim duymayacağız. Böyle bir şey olabilir mi? Kim bilir…
Teknoloji son sürat insan hayatını kolaylaştırma, dünyayı küçültme, iletişimi hızlandırma, sorunlara, hastalıklara çare bulma yolunda hızla ilerliyor. Tabii kî bu hızlı gidişat sadece olumlu yönde de değil. Savaşlar, dünya üzerinde yol açtığımız çevresel felakatler… Bütün bunlar da diğer olumlu yönelimlerle atbaşı varlığını sürdürüyor. Ama bütün bu gidişat yine de temelinde yazı denilen bilgi paylaşım ve kültür aktarım aracına; harfler ve grafik semboller temeline dayanıyor. Okumak ve yazmak insan hayatının vazgeçilmez bir unsuru, şu dünyadaki varlığımızı sürdürmenin en ortada duran delili...
En basit anlamıyla okumak, Yazıya geçirilmiş bir metne bakarak bunu sessizce çözümleyip anlamak veya aynı zamanda seslere çevirmek… Dünyanın neresine gidersek gidelim, insanlar hangi yazı sistemini kullanırsa kullansın, en yalın anlamıyla bir metni önce çözümleyerek bunu seslendirirler. Bu insani eyleme de okumak adı verilir. Günümüzde bazı insanlar sözcük anlamlarını bilmeseler dahi bazı alfabeleri çözümleyerek okuma yapabiliyorlar. Bu hiç şaşılası bir durum değil.
Yazılmış bir metnin iletmek istediği şeyleri öğrenmek. Artık çözümlemenin ötesinde yazılanları algılayıp öğrenme aşaması sözcüğün anlamına yüklendi. Okumayla öğrenmeyi de sürdürüyoruz. Bu durum, insanoğlu olarak kültürlendiğimizi, yaşamımızı sürdürme adına yeni bilgileri edindiğimiz göstermektedir. Okumak, sözcüğü bu yöndeki anlamıyla da çağrışımlarla neyi öğrendiğimizi aklımıza, hayalimize taşımaktadır. Buraya kadar seçtiğimiz Okumak sözcüğünün anlamında yeni bir anlam açılımı yok gibi… Üzerinde durulan bir semboller sitemini çözümleme, oluşturduğumuz sözcüklere anlam yükleme çabasıdır.
Kültürlenme, sosyalleşme ve yeni bir şeyler öğrenme ediminin daha disiplinli uygulandığı yer ise artık günümüz toplumlarında okullar olmuştur. Okul sözcüğü de oku fiil kökünden oluşturduğumuz bir sözcük. İlköğretim seviyesinden bir meslek öğrendiğimiz ve edindiğimiz yüksek öğrenime kadar bütün okullar, okumak eyleminin insanlar için daha disiplinli bir şekilde sürdürüldüğü yerlerdir.
Çok güçlü bir sözlü kültür geleneğine sahip bir toplumsal geçmişine sahibiz. Bu durum destan, masal, şiir ve dolayısıyla türkü, şarkı alanlarında çok verimli bir toplumsal yaratıcılığa sahip oluşumuzu açıklamaktadır.
İşte bundan dolayıdır ki Türkçe söz varlığımızı derlediğimiz Güncel Türkçe Sözlük’de okumak sözcüğüne Şarkı, türkü, şiir vb.ni sesli olarak veya ezgi ile söylemek anlamı da yüklenmiştir. Toplum hafızamızda yer alan Dede Korkut Destanları, masallar, türküler halkın dilinde okuna gelmiştir. Böylelikle toplumsal tarihimiz bir sonraki nesillere aktarılma adına bu okumalar önemli bir rol de üstlenmiştir.
Okumak sözcüğüne yüklenen ve bana ilginç gelen, farklı bir anlam da bazı belirtilerle bir anlamı, gizli bir duyguyu anlamak, kavramak anlamı olmuştur. Çok yakınlaştığımız bir arkadaşımızın, bir dostumuzun, sevgilimizin duygu ve düşüncelerini okumaz mıyız? Eğer sözle ifade edilmeden karşımızdaki insanın duygu, düşünce ve sıkıntılarını yüzünden okuyamayacaksak bizim dostluğumuz, arkadaşlığımız fazla derinleşmemiş demektir. Bir insanı okumak…. Toplum olarak bu sözcüğe ne derin bir anlam yüklemişiz. İçinden geçirdiklerini anlamak, eski deyimle söylersek hemhal olmak…
Peki ya şu anlama ne demeli: (halk ağzında) Bir yere çağırmak, davet etmek, okuntu göndermek. Sözcüğün bu anlamı beni çocukluğumun geçtiği bir iç Anadolu köyüne götürdü. Bu köyde bir düğünün hazırlıkları başladığında, görevlendirilen gençlerden biri düğüne davet edilecek evleri tek tek ziyaret eder ve düğün sahibinden havlu, mendil, patik ve çorap gibi armağanları vererek düğüne davet ederdi. Bu işleme yerel dilde düğüne okumak adı verilirdi. Gönderilen bu küçük armağanlara da okuntu denirdi.
Benim hafızamda canlanan bu hatıra daha sonraki eğitim dönemlerimde Türk destanları ile tanıştığımda daha da pekişti. Okuduğum eski bir Türk destanında bir Türk beyi düzenlediği bir toya davet edeceği kişilere birer ok gönderiyordu. Yine burada gönderilen armağan olarak kabul edilecek bu oka okuntu, davet edilme işlemine de okumak adı verilmişti.
Destanın devamında davete katılacak kişiler erkek çocukları varsa ak çadıra, kız çocukları varsa, al çadıra konuk ediliyorlardı. Eğer davete katılan beyin hiç çocuğu yoksa kara çadıra konaklatılıyordu.
Sözcüğün bu anlamı Derleme Sözlüğü’nde yer alan bilgilere göre Afyon, Isparta, Burdur, Denizli, Aydın ve Muğla gibi illerimizde halk dilinde varlığını sürdürmektedir. Diğer yandan bu özel anlamı ile okumak sözcüğüne, Anadolu’da XIII. yüzyıldan itibaren kaleme alınan metinlerde rastlandığını Tarama Sözlüğü’nden öğreniyoruz.
Dikkat edileceği gibi artık okumak sözcüğü günlük standart Türkçede halk ağzındaki bu anlamıyla pek kullanılmıyor. Sözcük bir anlam değişmesine uğramış. Ama yine de toplumsal hafızamızda söz konusu bu anlamıyla da yaşıyor. Okumak artık yukarıda verdiğimiz Yazıya geçirilmiş bir metne bakarak bunu sessizce çözümleyip anlamak veya aynı zamanda seslere çevirmek temel anlamıyla varlığını sürdürüyor.
Belki dil psikolojisi anlamında şöyle bir çıkarsama da yapabiliriz: Bireyler artık harfler sistemini çözümleyip seslere çevirirken anlamları kendi aralarında bir taraftan da ortak kullanım alanına davet ediyorlar; sözcüğün halk ağzındaki kullanımıyla söyleyecek olursak, anlamlar çağrılıyor, okunuyor.
Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi, okumak sözcüğü de toplumsal olarak ortak değer yargılarımızı, duygu ve düşünce dünyamızı, bilinçaltımızı yansıtacak bir anlam çeşitliliği ile sözcük dağarcığımızda yerini korumaktadır.
Mesut ÇETİNTAŞ