- Kategori
- Siyaset
ÖKÜZ YILINDAYIZ! Haberiniz Var mı?

Ne suçları var onların?
ÖKÜZ YILINDAYIZ!
Önce Milliyet Gazetesinde çıkan 27 Ocak 2009 tarihli bir yazıya göz atalım:
“Geleneksel ay takvimine göre Çin’de öküz yılına girildi... Öküz yılı, sabır, sıkı çalışma, azim ve bağlılığı simgeliyor...”
Olaylara öküzün trene baktığı gibi baktığımıza, olup bitenlere hep seyirci kaldığımıza göre bu yıl sadece Çinlilerin değil, bizim de yılımız. Zaten öküzle ilgili sözlerimiz pek boldur. Koca öküzün yanında duran ya huyundan ya tüyünden alır. Öküzün altında buzağı ararız. İnsanoğluna iyilik yarasaydı koca öküze bıçak olmazdı. Harman döven öküzün azı bağlanmaz. Öküze boynuzu ağır gelmez. Öküz öldü, ortaklık ayrıldı. Ortak öküzden buzağı yeğdir. İnek gibi süt vermeyenler öküz gibi çift sürerler...
Bir Fransız atasözüne göre, öküzün dünyası gözlerinin gördüğü yer kadardır. Japon atasözünde, “Öküz kıçı olmaktansa tavuk kafası olmak yeğdir” deniliyor. İtalyanların görüşü ise şöyle: “Kadının saçı, öküzün sabanından fazla çeker.”
Eskiden biri zamanın devlet başkanına öküz demiş, mahkemeye verilmiş. Yargıç on yıl ceza vermiş. Adam şaşırmış, “Bir hakarete bu kadar ceza fazla değil mi?” diye sormuş. Yargıç, “Biz sana hakaretten ceza vermedik ki; devlet sırrını açıklamaktan ceza verdik” diyerek adama haddini bildirmiş! Siz de söylediklerinize dikkat edin, haddinizi bilin; lafın nereye gideceğini iyi hesap edin. Okkanın altına girersiniz sonra...
Mecliste öküz yüzünden kavga çıktığından haberiniz var mı?
Fazilet partili Sobacı, iktidardaki hükümet ortağı üç parti için, “Siyam üçüzüne benzedi” demiş. Bu sözü “Siyam öküzü” olarak anlayan Milliyetçi Hareket Partili milletvekilleri kürsüye yürümüşler. Kürsüdeki milletvekili ellerinden zor kurtulmuş...
Serkeş öküz soluğu kasap dükkânında alırmış. Köylüler lüks lambasına, lüks sözcüğünü söylemeye dilleri dönmediği için öküz lambası demişler.
Ferit Kam bir taşlamasında şöyle diyor:
“Yerin altında öküz var mı dedi bir meczup
Onu bilmem ama dedim; üstünde pek çoktur.”
Bir inanışa göre, dünya öküzün boynuzları üstünde duruyormuş. Öküz boynuzlarını salladıkça deprem oluyormuş...
Koca Ragıp Paşa ile Şair Haşmet, Kapalıçarşı’da gezerlerken önlerinde Şair Fıtnat Hanımla hizmetçisinin yürümekte olduğunu görürler. Kocakarı soğuğu zamanı olduğu için hava çok soğuktur. Ragıp Paşa, Fıtnat Hanıma takılmak için, arkadaşına, “Farkında mısın? Şu kocakarı ortalığı dondurdu” der. Fıtnat Hanım bu lafın altında kalmaz, kocakarı soğuğundan sonra gelecek öküz fırtınasından söz eder gibi yaparak, “Merak etmeyin. Arkasından öküz geliyor!” diyerek taşı gediğine oturtur.
Londra’da zengin bir aile, Bernard Shaw’u akşam yemeğine davet etmiş ve şerefine de, iki ünlü tenorla bazı müzisyenleri çağırmış davete. Yemek sırasında tenorlar sırayla sevilen aryaları söylemeye başlamışlar. Davet sonunda ev sahibi, tenorları nasıl bulduğunu sorunca ünlü yazar, “İkisi de öküz gibi böğürdü” demiş. Ev sahibi bozulmuş;
“Aman yapmayın üstat, demiş, onlar dünyanın en ünlü tenorlarındandır.”
Bernard Shaw bıyık altından gülmüş ve şöyle demiş:
“Ben her işi erbabından sorarım. O nedenle tenorlardan birine, ötekini nasıl bulduğunu sordum. İkisi de diğerinin öküz gibi böğürdüğünü söyledi.
Gelin bir de anlamlı ve taşlamalı bir öküz öykücüğü anlatalım. Yorum sizin.
“Eski zamanlarda bir vadide kendi halinde bir öküz sürüsü yaşarmış. Aslanlar öküzlere saldırırlarmış ama öküzler birlik olur, birkaç sıyrık alsalar da, her defasında aslanları püskürtürlermiş. Çevrelerindeki hayvanlar azalınca aslanların açlık başlarına vurmuş. Ne yapacaklarını düşünmeye başlamışlar. Bilge bir aslan öküzlerin yanına gitmiş,
“Size istemeyerek saldırıyoruz. Aranızdaki sarı öküz bizi kışkırtıyor, onu görünce kendimizi kaybediyoruz. Bu kışkırtıcı öküzü aranızdan atın, bize verin de barış içinde yaşayalım. Böylece size saldırmamızdan korkmazsınız. Rahat edersiniz” demiş.
Bilge öküz durumu anlamış, diğerlerini uyarmaya çalışmış ama dinletememiş. Öküz sürüsü rahat yaşamak için sarı öküzü aslanlara teslim etmiş.
Barış dolu birkaç hafta sonra, aslanlar gene öküzlerin kapısını çalmış:
“Şu sizin uzun kuyruklu öküz bizi çileden çıkarıyor. Dayanamıyoruz. Verin onu bize de şu barış dolu günlerimiz devam etsin” demişler.
Uzun kuyruklu öküz de yollanmış aslanların midesine.
Aslanlar birkaç hafta sonra yine dayanmışlar kapıya. Böylece öküzler gümbürtüye gitmişler ve acı içinde bu hale nasıl düştüklerini düşünmeye, “Biz bu savaşı ne zaman ve nasıl kaybettik?”diye dertlenmeye koyulmuşlar. Bilge öküz başını sallamış:
“Boşuna düşünmeyin, demiş. Siz savaşı sarı öküzü verdiğiniz gün kaybettiniz!”
İşte böyle! Verilen tavizler ceviz olup başımıza düşer; neye uğradığımızı şaşırırız. Zamanında değil de; iş işten geçtikten sonra düşünürsek, ocaktaki sütü taşırırız!
Eskiden öküze “haklı” derlermiş. Bir arkadaşı kendisine “Haklısın” deyince adam kızmış, arkadaşını mahkemeye vermiş. Yargıç, “Bu kadar önemsiz bir şey için mahkeme meşgul edilir mi, ne var bunda kızacak?” deyince bizimki boynunu bükmüş:
“Haklısınız efendim!” demiş.
Öküz deyip geçmeyin. Nazım Hikmet’in dediği gibi, öküz soframızda yeri kadından önce gelen bir hizmet hayvanıydı, köylünün adeta eli ayağıydı. Traktör yaygınlaşmadan önce, Anadolu köylüsü tarlasını öküzlerle sürer, kağnı arabasını öküzlerle çekerdi. Bir çift öküz parası kazanmak için gurbete çıkardı. Muzaffer İzgü, “Halo Dayı” adı romanında bu tür bir olaya yer verir. Pir Sultan Abdal bir şiirinde çiftçilerin öküzlerini hoş tutmasını öğütler. Bir manide şöyle dert yanılır: “Diyarbakır karpuzu/ Ata vurdum mahmuzu/ Anası çeyiz ister/ Gel de satma öküzü”, bir başka manide çaresiz kalan âşık: “Çit dibinde yatarım/Beşli martin atarım/ Ayşe benim olursa/ Öküzleri satarım” der. Çünkü başka çaresi yoktur...
Kurtuluş savaşında kadınlarımız öküz arabalarıyla mermi taşımışlardır. Fazıl Hüsnü Dağlarca, “Mustafa Kemalin Kağnısı” şiirinde öküzlerinden biri ölünce onun yerine kendini koşup düşman üstüne “yüceden yüceden” yürüyen özverili bir Eliften söz eder. Biz de o Elif gibi yüce gönüllü, özverili olmalı, ayaklar altında kalmamalıyız. Öküz gibi boyunduruk altında eziyet çekmekten, ezilmekten, kölelikten ancak böyle kurtulabiliriz.