​ Oltu'yu anlamak / Anılar / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Aralık '11

 
Kategori
Anılar
 

Oltu'yu anlamak

Oltu'yu anlamak
 

Kendisini geçmişe bağlayan devasa kalesiydi belki de, Oltu'yu böyle hoyrat kılan..


Altmışların, yetmişlerin Oltu’sudur bende kalan..

Bir dolu hatıra..

Neresinden başlasam dokunaklı, hangi yaşanmışlığa gitsem biraz kekremsi.. Gönlümde gülistanlar açtıranları mı anlatmalıyım önce, yoksa boğazımda düğümlere neden olanları mı?. Sitare Tepesi kadar çıplak, ürkünç ve çorak olan o eski dünya kentinden mi bahsetmeliyim, yoksa barışın, kardeşliğin coğrafyası olan Çoruh bereketinden mi? Hangisi daha sahih bilmiyorum, hangisi gerçek Oltu, hangisi varacağım yerin işaretçisi belli değil.

Kendisini geçmişe bağlayan devasa kalesiydi belki de, onu böyle hoyrat kılan, belki de devlet kurabilecek kadar cihana kafa tutabilmiş olmasıydı kibrine sebep..

İnsanoğlunun yaşadığı zulümlerin çoğu, devlet kurma, büyüme ve genişleme sevdasının ürünü değil miydi?. Denebilir ki, insanlık devletsiz kalmayı başarabilseydi eğer, iktidar kavgalarını durdurabilseydi, başının çaresine daha bir kolay bakardı..

Oltu’yu anlamak ve anlatmak zordur.. Karman-çormandır çünkü, her şey birbirine karışmıştır. Ortaya somut bir resim koyamazsınız.. Aynı sokakta ifrat ve tefrit, iyi ve kötü yan yanadır.

Komşu kasabalar çıplaktır oysa, her bir şeylerini bir bakışta görebilirsiniz. Düşünün ki, Şenkaya rasyonel insanların, Olur barışın, Narman ise protest bir başkaldırının beldesidir.. Oysa Oltu’da sadece hüzün vardır.. Tüm o farklı görüntülerden arta kalandır hüzün.. Arada kalmışların, zayıf düşmüşlerin, gücü tükenmişlerin hüznüdür..

İyi ki de hicret vardır.. İncinmiş, duyguları hasar görmüş insanların daha cesur olanları, alıp başlarını giderler, bir daha da geri dönerler mi bilemem.. Bildiğim şu ki, başaranların sayısı büyük kentlerde kaybolanlardan fazladır.. Gidemeyenler, tıpkı kozasına sarılmış kelebekler gibidir, sessiz ve kendi köşelerinde ne yazık ki kayboluverirler..

Sanal âleme şöyle bir baktım, Anadolu’nun herhangi bir köyü kadar bile yoktular.. Belki şöyle söylemek daha doğru olur; çocuklar yazmış ve fakat dişe dokunur cümle sayısı çok değil.

Oltulular neden bir araya gelmeyi beceremez, neden kırgındır, neden bir kenara çekilmiştir herkes? Onlara geleceği gösterecek bir Hüseyin Köycü’leri olmaması mıdır, yoksa her anasırın birbirine bu kadar çok karışması mı ayrılıkları körükleyen?. İyi adamlar, iyi atlara binip gitmiş midir?

Tortumlu mesela, hem kendisi gibi kalmayı, hem de bürokrasiye, siyasete ve büyük kentlere ustalıkla eklemlenmeyi nasıl başarabilmektedir? Neden köylülük daha makbul hale gelmiştir bu ülkede? Oltulunun siyaset kurumundan dışlanması mesela, yerli kalamadığı için midir ya da gittiği her yerde kolayca kentsoylu olabilmesi mi?

Bir ara Temel Vural imzalı birkaç yazı okumuştum, sonra arkası kesildi, küstü diye düşündüm, karşılık bulsaydı yazardı herhalde.. Yazık, çok yazık! Ortalarda dolaşan kelimesiz metinleri gördükçe, böyle bir değerin iltifat görmemesine üzüldüm..

Oltu şimdi ne âlemdedir? Naif ve kırılgan kızlar, acıyı bal eylemiş hüzünlü delikanlılar mı dolaşır yine çarşılarında, sevdaya dair ne varsa bilirler mi? İyi görünümlü kötü adamların işlediği günahlar arşa çıkmış mıdır? Bir kısım esnaf, yine had nedir bilmez mi?

Oltu’da gençler mesela, hangi nedenlerden dolayı birbiriyle kavga eder, farklı olanlar hoş görülür mü, gerçek bir okur kitlesi var mıdır, kitapevleri en çok hangi kitapları satar, edebiyat sohbetleri, felsefe toplantıları, şiir günleri yapılır mı?

Dile kolay, tam otuz küsur yıldır ayrı düşmüşüz.. O günden bugüne nelerini kaybetmiştir Oltu, şimdilerde fazladan ne kazanmıştır, bilmiyorum.. İlhami Çiçek adını kaç kişi duymuştur mesela, “yalnız hüznü vardır kalbi olanın” mısraı kaç kişinin yüreğine dokunmuştur?. Sadece zengin hemşeriler mi tanınır oralarda, ya da ne bileyim, makam ve güç sahibi olanların isimleri mi ezberlenir? İlim denilince akla hala cami kürsüleri mi gelir? Edebiyatı tırtadan sayarlar mı, içlerinden çıkmış şairlerine, yazarlarına, filozoflarına, bilim adamlarına, sanatçılarına sahip çıkarlar mı? Oltu Lisesinde mesela, bir İlhami Çiçek köşesi var mıdır? Belediye meclisi oturup bir sokağa, bir caddeye onun adını vermeyi düşünmüş müdür? Okulunda, çarşısında, sokağında itip-kaktığı, hırpaladığı, yalnızlaştırdığı o büyük şairin; “umut kesilmiyorsa dostlarım/kesip barikatlar kurarak kangrenli gövdemizden/şurda güneşe ne kaldı” dediği gibi, Oltu için yine de umutlanabilir miyiz?

Gerçek şu ki, hüzünlü ve içe kapanık toplumların sanatçısı çok olur.. Kozalarından çıkabilseler eğer, ülkenin en iyileri arasında yerlerini alabilecek onlarca insan, bugün Oltu çarşılarında, belki elleri ceplerinde, sigaralarını tüttürüp aylaklık eder görünürler. Biraz dikkatli bakınca, kirli sakallarına, titrek dudaklarına ve gözlerinin derinliklerine vurmuş hüznü görebilirsiniz. Hüzün ki, ne çok yakışır onlara..

Arada bir giderim aslında, Oltu’yu resim olarak bilirim, ama çarşısına inmem, kahvehanesine girmem, insanların gerçek yaşamlarına, ilişki biçimlerine uzak kalırım. Benimkisi anne-baba ziyareti işte, gider ve hızla geri dönerim..

Hadi itiraf edeyim, bir parça da korkarım..

Acı bir ilaç gibidir aslında benim için Oltu, ilaçtır ama acıdır nihayetinde..

Belki de Oltulu olmak böyle bir şeydir..

 
Toplam blog
: 19
: 679
Kayıt tarihi
: 01.03.11
 
 

1957 yılında Erzurum ilinin Şenkaya ilçesine bağlı Evbakan Köyünde dünyaya geldim. İlkokulu doğduğum..