- Kategori
- Psikoloji
Ölüleri içimizde yaşatmak....

http://www_eski_dostlar.bloggum.com/resim/aglayan-kadin.html
Dörtyüzüncü blogumu yazdıktan sonra MB deki yıllık iznimin 15 günlük bölümünü kullandığımdan, son günlerdeki olayları takip edememiştim. Blogları incelerken her ne kadar güncelliği geçse bile benim adımın geçtiği bir yorum üzerine bu yazıyı yazma gereği duydum.
Sevgili Vakayinüvis son günlerde polemik konusu bir olay için yazmış olduğu bloguna yapılan bir yorumu yanıtlarken, benim geçmişte yazmış olduğum "Blogda cinayet" adlı bir yazı dizime atıfta bulunarak, "Öyle polisiye hikaye yazmakla olmuyor bu işler. Gücünüz yetiyorsa bu işi çözün" şeklinde bana esprili bir gönderme yapmış. Ben de kendisini kırmayarak, bu konudaki görüşlerimi bildirmek istiyorum.
******
Hepimizi bekleyen bir son vardır. Onun adına ölüm diyorlar. Acı ama gerçek. Ölümün en acısı da kendimizden sonra doğanların ölümünü görmektir. Ben her zaman Allah sıralı ölüm versin diye dua ederim. Belli bir yaşa gelmiş bizden büyük kişilerin ölümleri üzücü olsa bile kısa bir zaman sonra unutulur. Ancak genç yaşlardaki bir kişinin amansız bir hastalığa yakalanıp, yakınlarının gözlerinin önünde eriyip sonunda hayatını kaybetmesi insanlarda derin yaralar bırakır. Hele o kişi bir kardeşse.....
******
Blog ve blog yazarı deyip geçmemek gerek. Ben blogu insanları hayata bağlayan nedenlerden biri olarak görüyorum. Rahmetli Mustafa Mumcu'yu hatırlayın, hastalığı nedeniyle sık sık hastaneye yatmasına rağmen, son anına kadar blog yazarlığını bırakmadı.
Bir ablanın "Bir gidişin ardından" adlı blogunda yazdıklarının gerçek olduğuna inanıyorum. Abla, o yazıda kardeşinin hastalığının gidişatını anlatıyor, kendi açtığı blog sayfasında hasta kardeşinin de yazdığını, ancak kardeşini kaybettikten sonra, belki de kardeşinin anısına o sayfayı devam ettiriyordu.
Blog ana sayfasında "Aramızdan ayrılanlar" bölümü ebedi istirahathane olarak algılandığından, abla o blog sayfasında kendi yazılarının da olduğunu düşünerek, kardeşine ait olduğunu söylediği sayfanın o bölüme alınmasını özellikle istemedi diye düşünüyorum.
Abla, keşke o zamanlar, sayfayı kendisi açtığını, hasta kardeşiyle birlikte yazdığını, kardeşinin ölümünden sonra kendisinin yazmaya devam edeceğini yazsaydı, ne o zaman, ne de şimdi bir polemik konusu olurdu.
******
Bazı ölümler çabuk unutulur, bazıları ise yaşam boyu unutulmaz ve devamlı kişilerin içinde yaşarlar. Ağustos böceğinin toprak altı yaşamını anlatan öyküsünü toprak altında olan kardeşinin sayfasında yayınlaması, bir şifre unutulması yanında belki de özlem duygusunun ve bilinç altının kendisini o sayfaya yönlendirmesiydi.
Yine de keşke o sayfayı kullanmadan önce editörlerden şifreyi isteyip, ikinci bir polemiğe yer vermeden yazılarına kendi sayfasında devam etseydi de.... O zaman benim de içinde bulunduğum bloggerler de böyle iğneli yorumlar yapmamış olsalardı....