- Kategori
- Siyaset
Ölüm bize Roboski'yi öğretti!

Orda bir köy var, uzakta
O köy bizim köyümüzdür.
Gezmesek te, tozmasak ta,
O köy bizim köyümüzdür…
Ahmet Kutsi Tecer’in henüz yabancısı olduğum Türkçe’yi yeni yeni öğrenmeye başladığım, çocukluk çağlarımda yüreğimde derin bir hüznün ve tarifsiz bir ironinin yansıması gibi duran, unutulmuşluğun ve kendi kaderine terk edilmişliğin adeta haykırışı gibi duran bu şiirini bilmeyen, hatırlamayanımız var mıdır ki acaba ?
Tıpkı Roboski gibi, tıpkı öksüz kalmış çocukların çığlığı, gözü yaşlı annelerin kederi ve çaresiz babaların sessiz isyanı gibi.
Bugün Roboski’de 34 masum Kürt köylünün hangi kelimeyle izah edebileceğimi bilmediğim, hangi cümle kurgusu ile anlam vereceğim konusunda kendimi çaresiz his ettiğim o acı, o kahreden ve o bizi insanlığımızdan utandıracak “ölümcül” hatıranın yıl dönümü, yani, seneyi devriyesi ve yani 34 suçsuz insanı katledenlerin tam bir senedir elini kolunu sallaya sallaya aramızda dolaştığı, Robosk’de analar bir senedir her gün ölürken onların kendi rutinlerinden zerrece sapmadığı, öldürdükleri çocukların akranı olan kendi çocukları için daha güzel bir gelecek kurmanın uğraş ve hayallerini kurdukları o menfur olayın tam 365. günü.
Bundan tam bir sene önce, insanlar yeni yılın telaş ve koşuşturmacası içinde iken tıpkı şairin dediği gibi, gidemezsek te, göremezsek te, bizim olan, bu coğrafyanın bir parçasına, uzaklarda, bir yerlerde, yani Roboski’ de uçaklar gecenin karanlığını pervasız bir gösteriye çıkmışçasına yırtıp atarken ortaya saçılan bedenlere ölüm yağdırıyordu.
Oysaki o köy bizim köyümüzdü, değimlidir ki birkaç kilometre ötesinde ki dağlara en muhteşem(!) ve en kudretli varlığımızın bir nişanesi olan sözleri yazarak, Türklüğün çok mutluluk verici bir şey olduğunu “ne mutlu Türküm diyerek” sloganını kendisini hiç Türk his etmeyen, ama onlara “Türklüğün” o inanılmaz hazzını (!) tattırma gereği duyuyorduk.
Biz Türk’tük, mutluyduk ve Roboski’de Türk olmalıydı.
28 Aralık 2011 günü Roboski’de bombalanan vurulan, paramparça edilen sadece 34 yoksul Kürt köylüsü değildi aslında ve aslında o gün uçaklardan yağdırılan bombalar sadece o 34 masumun bedenini parçalamadı, o gece o bombalar uzaklara İstanbul’un bağrına, bürokrasinin griliğinde boğulan Ankara’nın sağır eden sessizliğinde, Diyarbakır’ın isyanında, Ağrı’nın sonsuz doruklarında patladı.
O gece o bombalar ülkenin en ücra köşesinde etkisini gösterdi, o gece bu coğrafyada ölümün ne denli sıradan ve kabul edilebilir bir şey olduğuna tanıklık ettik hep beraber.
O gece gidemediğimiz, adını dahi duymadığımız bir Roboskimizin olduğunu bize öğreti ölüm!