​ Ölüm dağlarda gezer-Yitik hayatlar 1 / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Şubat '09

 
Kategori
Güncel
 

Ölüm dağlarda gezer-Yitik hayatlar 1

Ölüm dağlarda gezer-Yitik hayatlar 1
 

2006 yılında ülkemizde ölen toplam insan sayısı 350 bindir. Bunların kaç tanesinin trafik kazası, cinayet, diğer kazalar ve önlenebilir hastalıklardan dolayı öldüğünü elimizde belgeler olmadığı için tespit edemiyoruz. Ancak her yıl en az 100 bin kişinin bu şekilde öldüğünü rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu, normal bir ölüm değildir. Ölümler kişinin kendi hatasıyla, devletin hatasıyla, koşullar nedeniyle ve bizlerin hatası yüzünden olmuştur. İnsanlarımızın çoğu hiç bu sorgulamayı yapmadan “Allahın takdiri. Elden ne gelir?” diyerek her zaman olduğu gibi kolay yolu seçip kadere sığınacaklardır.

2006 yılına ait bu değerlendirmeyi 1940’lara götürür ve 70 yılın özetini almaya çalışırsak toplam 20 milyonun üzerinde insan öldüğünü, bunun 5 milyonunun ise söylediğimiz şekilde üç yaşında, beş yaşında, on yaşında, yirmi, otuz, kırk, elli, altmış yaşında trafik kazası, cinayet, diğer kazalar ve önlenebilir hastalıklardan dolayı hayatlarını kaybettiğini görürüz.

Şu satırları daha önce, bu şekilde ya da buna yakın bir şekilde hiç bir yerde okumuş olamazsınız. Çünkü ben Türkiye’nin sorunlarına farklı bir gözle bakıyorum. Yıllar boyu milyonlarca insanımızın aslında boşu boşuna öldüklerini bu ülkenin insanlarına açıklamaya çalışıyorum. İsteyen yıllar öncesinden günümüze kadar söylediğim konuyu inceleyip araştırabilir.

Sıradan bir cinayet için o kişinin mezarını kazıp cesedini çıkarıyorsunuz. Ben bu ülkede 70 yıl içinde en az beş milyon kişinin trafik kazası, cinayet, diğer kazalar ve önlenebilir hastalıklardan dolayı boşu boşuna hayatlarını kaybettiklerini söylüyorum. Şu an hepsi de aramızda yaşıyor olmaları gereken sizin, bizim, hepimizin yakınları, sevgilileri, canları olan insanlar.

Okuyucularımın bu satırları okurken ne düşüneceklerini gerçekten merak ediyorum. Çünkü bu, büyük bir iddia. Savaş, ekonomik kriz, salgın hastalık, tabii afet gibi nedenlerle bir ülkede bu kadar yıl içinde 5 milyon kişi ölebilir. Ülkemizde bu 70 yıllık süre içerisinde çok ciddi bir şekilde ne savaş, ne tabii afet, ekonomik kriz ve de salgın hastalık olmadığına göre bu kadar insan ölmüşse ortada “İstiklal Mahkemeleri”nde bile görülemeyecek ağırlıkta bir suç var demektir.

İnsanlar dünyaya ölmek için gelmezler. Hayat insanlara verilmiş bir haktır. Bu hakkı onların elinden alamayız.

Elbette bu acı tabloda ülkemizin imkânsızlıklar içinde bulunması var. Cehalet ve bilgi eksikliği, bilim ve teknolojinin henüz yeteri kadar gelişememiş olması var. Az da olsa savaş etkileri, tabii afet ve salgın hastalıklar oldu, olmuştur. Ama bütün bunların beş milyon kişinin (burada normal ölümler dikkate alınmamıştır. İnsanlarımızın bunu göz önünde bulundurması gerekir.) ölümünün nedeni olması mümkün değildir. Bir ülkede bu kadar insan dünya savaşında bile zor ölür. Yıllar içinde halkımızın “gafil ölüm” dediği bu facialarda kim bilir yüz binlerce ocak sönmüştür. Şimdi hepimiz albümlerimizde eskimiş yırtık resimleri bulunan bu küçük Fatmalar, ay parçası yeni nişanlı Zehralar, daha yirmisinde yiğit delikanlılar, Zeynep gelinler, şirin komşumuz, babamız, annemiz, muhtar Rıza amca ve daha niceleri artık aramızda yoklar. Kalbimizde yaşıyorlar. Onlar bir düzenin daha doğrusu düzensizliğin kurbanı olarak yaşamadan bu dünyadan ayrıldılar.

Bütün Türkiye kulağını açıp Kerim Korkut’un bu söylediğini dinlesin!

Eğer biz 1940’larda, anlatmaya çalıştığımız Türkiye’nin yeni düzeni Ağaç Hareketi’ni ülkemizde kurabilseydik üç yaşında, beş yaşında, on yaşında, yirmi, otuz, kırk, elli, altmış yaşında, trafik kazası, cinayet, diğer kazalar ve önlenebilir hastalıklardan dolayı ölen bu beş milyon kişi şu anda aramızda yaşıyor olacaktı.

Bu iddiayı”deli saçması” olarak niteleyenler olacaktır. Allahın işine karıştığımı söyleyenler de. Ve de “Olmuş bir kere ne yapalım şimdi diyenler. Hatta”Öldükleri iyi oldu. Yaşayıp da ne yapacaklardı?” diyenler.

Sizin, bizim, hepimizin yakınları, sevgilileri, canları olan bu beş milyon kişinin boşu boşuna ölmüş olmaları önemli bir konu değil mi?

Denebilir ki “Ne yapalım?”

Albümlerdeki resimlerine bakıp ağlayalım mı?

Yoksa”Allah verdi, Allah aldı”deyip bayramdan bayrama mezarlarında bir Fatiha okuyalım olsun bitsin mi?

Genç yaşında ölen yakınları için sadece bunları yapanlar bilsinler ki o gözyaşı döktükleri kişiyi gerçekten sevmiyorlar.

Kaybettiğiniz yakınınıza karşı sevginizi sadece onun arkasından ağlayarak gösteremezsiniz. Sizin yakınınız 90 yaşında yatağında, bütün sevenlerini etrafında toplayıp, sizlerle vedalaşarak Kuran sesleri arasında mı öldü? Hayır. Aciz düzenin engelleyemediği hırsızlar tarafından trenden atıldı. Ehliyetsiz, sarhoş bir şoför okula giderken ezdi. Sevgilisine kaçtı diye aile meclisi kararıyla namus cinayetinde öldürüldü. Psikopat ve sapık bir katil tarafından tecavüz edilerek öldürüldü. Senin yakının mezarda ama onu öldüren şu an dışarıda. Elini kolunu sallayıp geziyor. Ve sen sadece Allaha havale edip mezarı başında Fatiha okumakla yetiniyorsun. Koyunlarınızı kurt yediği zaman hesabını çobandan soruyorsunuz. Sizin, yakınlarınızın, çocuklarınızın çobanı da bu ülkeyi yönetenlerdir. Onlardan niye hesap sormuyorsunuz?

Buradan bütün Türkiye’ye açıklıyorum: Ülkemizde 1940 ‘lardan bu yana 70 yılda boşu boşuna ölen beş milyon kişinin katili bu süre içinde ülkeyi yöneten insanlardır.

Seçenekler var:

Her zaman olduğu gibi kader deyip Allaha havale edelim.

Affedelim.

Yaşayan tüm suçlular halk huzurunda yargılansın.

Daha önce ceza görmüş olanlar yeniden yargılansın.

Sizlerden biri bir tepsi baklava çaldı diye 7 yıl hapis vermediler mi?

Onlar(bu ülkeyi yönetenler) sizin beş milyon insanınızın hayatlarını çaldılar. Cezasız mı kalacaklar?

Kendini körü körüne dine, töreye, kör inanca teslim etmiş insanlara bir şey demiyorum. Bu insanlara göre örneğin annesinin dikkatsizliği sonucu bahçedeki üzeri açık bırakılmış lağım kuyusuna düşen çocuğun ölümü bile Allahın işi olup tamamen normaldir. Ancak bu kimseler geri kalmış bir Afrika ülkesinde bu şekilde senede yüz binlerce kişi hayatını kaybederken gelişmiş örneğin İsviçre’de bu sayının yılda on binlere bile neden ulaşmadığı sorusunun cevabını veremezler. Çünkü dedik ya kör inanca teslim olmuşlardır.

Ağaç Hareketi insanlarımızın kendilerine verilen ömrü huzur ve mutluluk içinde yaşamalarının kefili ve garantisidir. Yani bu düzen geldiğinde ülkemizde hiç kimse bu anlattığımız şekilde ölmeyecek midir? Ebetteki bu mümkün değildir. Böyle bir düzen yeryüzünde yoktur zaten. Tüm sorunları çözen bir sistem mantık dışıdır. Ama ne olur? Beş olacağına üç olur, iki olur.

Ama bu ülkenin akıllı geçinen çokbilmişleri saçmaladığımı söyleyeceklerdir. Hatta bunlardan dindar olanlar bana”Allahın işine karışma!” diyeceklerdir. Onlara göre geri kalmış bir ülkede böyle bir tablo olağan ve sonuç normaldir.

Onların bu yargılarının doğruluğunu ülkemiz insanlarının takdirine bırakıyorum.

Gerçekleri ortaya koymaya çalıştık. Yargıladık. Sorguladık.

İsteyen istediği şekilde konuya yaklaşabilir.

1-) Vakit öldürmeye değmez deyip yazımızı okumaz.

2-) Ya da öylesine okur geçer.

3-) Deli olduğumu, kafayı sıyırdığımı veya saçmaladığımı düşünür.

4-) Ya da yazıyı ciddiye alarak imkânları varsa araştırır. Yazıda söylenenlerin hiç birisinin gerçekle alakası yoksa”Sittir lan!” der ve kahvesini yudumlamaya devam eder. Söylediklerimi haklı çıkaracak ciddi bir bulguya ulaşırsa ve ülkesiyle ilgili sorumluluk duygusu da hissediyorsa bu yazıyı çok daha fazla kişinin okumasını sağlar.

5-) Benim görevim ülkemin insanlarına doğruları açıklamaktır.

Tabi ki bu devam eden bir süreç. Yani beş milyon kişi şu ya da bu şekilde ölmemesi gerekirken öldü. Allah rahmet eylesin deyip konuyu kapatalım mı?

Sayılara takılıp kalmamak lazım. Çoğu yazılarımda değindiğim gibi sırf konu anlaşılsın diye böyle yuvarlak rakamlar veriyorum. Bu sayı gerçekte daha az veya daha fazla olabilir. Ama buna yakın bir rakam olduğunu unutmayalım. Neticede bu, kafadan atma bir sayı değil. Ülkenin resmi istatistik kurumunun tespiti.

Okuyucularımdan dini konularda hassas olanların “ölmemesi gerekirken” sözünü yanlış anlamamalarını diliyorum. Burada biz elimizden geleni yapsaydık sonra ne olacağını Allahın takdirine bıraksaydık şeklinde bir mana kastediyorum.

Tekrar ediyorum. Bu, devam eden bir süreç. Yani beş milyon kişi şu ya da bu şekilde ölmemesi gerekirken öldü. Allah rahmet eylesin deyip konuyu kapatalım mı? Yani hiç değilse bundan sonrası için bir şeyler düşünüp yapmamız gerekmiyor mu? Siz, bu kahreden tablonun kendiliğinden düzeleceğini mi sanıyorsunuz? Haksızlık etmeyelim. Biraz düzelme olacaktır mutlaka. Ama ne kadar? Bundan sonra gelecek 70 yılda aynı şekilde yani mantıksız, haksız, abuk sabuk nedenlerle ölenlerin sayısı beş milyon değil de belki üç milyon olacaktır. Ve başınızdakiler “Bakın ölüm oranını iki milyon aşağı çektik” diye nutuk attıklarında sizler daha önceleri yaptığınız gibi iki şapka sallayanlara”Baba bizi kurtar” diye bağıracaksınız. Oysa Türkiye’nin yeni düzeni Ağaç Hareketi insanlarımızın kendilerine verilen ömrü huzur ve mutluluk içinde yaşamalarının kefili ve garantisidir. Bunu ben yapacak değilim. Sistemler var. Ülke halkı bir araya gelerek bu sistemleri uygulayacağız. Bunun sonucu olarak Güldünyalar ölmeyecek. Gençlerimiz trenden atılmayacak. Okulda öğrencinin üzerine basketbol potası düşmeyecek. Ve böylece 70 yılda 5 milyon kişinin öldüğü saçma sapan olayların bundan sonra ülkemizde meydana gelmesi önlenecek. Şimdiki düzende Tayyip Erdoğan “şunu yapacağım, bunu yapacağım” diyecek de insanlar ölmeyecek. Gülerim ben buna. Bu türküyü biz 70 yıldır dinlemiyor muyuz? İşte faturası: 5 milyon kişi. Biz sistemlerin işleyişini sayılarla veriyoruz. Örneğin bugün doğan her 1000 çocuktan 35’i ölüyor. Bu, ülkemizde senede binlerce çocuğun ölmesi demek. Bizim doğum birimimizi okuyunuz lütfen. Bu sistemde bu şekilde kaç çocuğun ölebileceğini siz bile hesaplayabilirsiniz. Bu sayı 1000 doğum için 10’u geçerse biz Ağaç Hareketi düzenini hiç kurmayalım.

Sistemlerin başarısı önce sistemin mükemmelliğine, akıl dolu oluşuna, sonra onu uygulayacak olanların başarısına bağlıdır. Kuracağınız sistem onu uygulayacak olanları başarılı olmaya mecbur bırakmalı, zorunlu kılmalıdır. İnsanların diledikleri gibi hareket ettikleri, disipline edilmemiş bir sistem, sistem değildir. Ve sistemsiz, dünyada başarılı olmak, başarılı olmadansa mutlu olmak mümkün değildir.

Bundan önceki 70 yılda ülkemizde trafik kazası, cinayet, diğer kazalar ve önlenebilir hastalıklardan dolayı beş milyon kişinin öldüğünü söylüyoruz. Ağaç Hareketi düzeni olsaydı böyle bir şeyin olmayacağını iddia ediyoruz.

Bundan sonraki 70 yılda bu düzende aynen bu şekilde devam edildiği takdirde en az üç milyon kişinin bu şekilde öleceğini iddia ediyoruz.

İnsanların şu ya da bu şekilde ölmelerinin tümüyle önüne geçilemeyeceğini söylemekle birlikte bu katliam sonucu gibi rakamın yüz binlere düşeceğini umuyor ve bekliyoruz.

Bugünkü düzende tüm insanlarımız için ölüm riski vardır. “Ölürsek cennete gideriz. Allahımıza kavuşacağız” diyenlere ben “güle güle” diyorum. Ve ekliyorum: Lütfen başkalarını arkanızdan sürüklemeyiniz. Biz yine cennete gider, Allahımıza kavuşuruz ama her şeyin zamanı var. İnsan anatomisinin biyolojik bir yaşama süresi vardır. Bizi aşan Tanrının vade veya takdiri konusunda ahkâm keseceğimize bize verilen bu ömrü yaşamaya bakalım. Kader, bizim aklımızın, yüreğimizin ve gücümüzün yetmediği yerden başlar.

 
Toplam blog
: 6332
: 653
Kayıt tarihi
: 21.09.08
 
 

Sadece sayfalarda kalan yazılar şaheser olsalar bile önemsiz ve anlamsızdır. İnsanlara ulaşan ve ..