Ölüm kameralarda!!! / Psikoloji / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Haziran '11

 
Kategori
Psikoloji
 

Ölüm kameralarda!!!

Ölüm kameralarda!!!
 

Net'ten


 

Bildiğiniz gibi kameralar artık yaşamımızın her anında. 

En özel hallerimizde, yatak odası yaşamlarımızda. Oyuncular gerçek yaşamdan, yaşananlarda rol olmadığı için ilgi çekiyor. Yoksa filmlerde en güzel sahneleri bulmak mümkün. 

Peki kameralar yatak odalarına ölüm anı için girerlerse? İlginizi çeker mi? 

İzleyen mi olmak istersiniz yoksa ölüm anını paylaşan kişi mi? 

Ölüm anınızı, o andaki duygularınızı sizi hiç tanımayan insanlarla paylaşmak ister miydiniz? 

Tabii eğer bunu için yeterli zamanınız varsa. 

Ölümü kameralar önünde yaşamak eminim en son tercih edilecek durum olurdu ya da tercih edilmeyen tek seçenek. Benim bir tercih hakkım olsaydı ani ölümü tercih ederdim ama doğarken olduğu gibi ölürken de seçim hakkımız yok. 

Karaciğer kanserine yakalanan 84 yaşındaki İngiliz, ölümünü kameralarla paylaşmış. İstemiş mi gerçekten bilinmez ama en azından izin vermiş. 

Ölüm döşeğindeki son iki ayı ve son nefesini verdiği an videoya çekilmiş sonra da BBC televizyonu tarafından prime time kuşağında ’Inside The Human Body’ ( İnsan Bedeninin İçerisinde) isimli bir belgeselde yayınlanmış. Son sözleri ise; 

“Bir mucize olmadıkça ölümden kurtulamayacağım ama korkmuyorum.” olmuş. 

Tam adı açıklanmayan yaşlı adamın ölümünün saniye saniye yayınlanmasına tepki gösteren binlerce kişi kanalın telefonlarını kilitlemiş. BBC, belgeseli yayınlama nedenlerini ‘ölüm anında insan vücudunun fonksiyonlarını yitirme evrelerini göstermek’ olarak belirtmiş. 

‘Vücudun fonksiyonlarını yitirme evrelerini göstermek’ tümcesi bana yıllar önce okuduğum 

“öğretmenim mori ile salı buluşmaları” isimli kitaptaki sosyoloji profesörü Morrie Schwartz’ı hatırlattı. Epey bir zaman olmuştu etkisinden kurtulalı. Mori’yi düşündüm tekrar ve kitabın sayfalarını çevirdim. Sayfalar arasına ölüm ve yaşam hakkındaki düşüncelerimi de ekledim bu sefer. 

Mori bir sosyoloji profesörü en verimli olacağı 60 lı yaşlarında, rahatsızlıklarının nedeninin ALS hastalığı olduğunu öğrenir. Bir süre sonra, zamanının tamamını tekerlekli sandalyede geçirmeye başlar. Yemek yerken öksürük nöbetlerine, cansız ayaklarına, işkence gibi olan çiğnemelere alışmaya çalışırken daha doğrusu ölümün gölgesinde yaşamaya çalışırken Amerika’nın en ünlü söyleşi programlarından biri olan gece hattı programına konuk olur ve ölmek üzere olan bir insanın duygularını düşüncelerini paylaşır. 

Programı izlerken adını duyup ziyaretine gelen eski bir öğrencisi ile yaşam, ölüm, aile, evlilik, korku ve toplum üzerine son derslerini yaparlar. Hasta profesörün hayatındaki son sınıfı ve son dersi evindeki çalışma odası ve eski öğrencisi olur. 

Ölüm konusunda kendine acımak için sadece birkaç damla gözyaşından başka hak tanımadığını ve vedalaşmak için kendini şanslı hissettiğini söyler. 

Ölüm ve kameralar ortak paydada bulunurken, çok farklı iki sonuç çıkar bu iki kamera öyküsünden. 

Biri ölmenin ne demek olduğunu gösterirken,  

diğeri ölüme karşı yaşamanın ne olduğunu anlatır. 

Ve Mori’nin son dersinde söylediği söz bir kez daha etkiyor beni; 

“Ölmeyi öğrenince yaşamayı öğrenmiş oluyorsun” 

Haziran 2011 / Kurşun 

 

 
Toplam blog
: 193
: 998
Kayıt tarihi
: 13.01.10
 
 

Kırklı yaşlarda başladığım yazma serüvenine elli li yaşlarda da devam etmeye çalışıyorum. Ünivers..