- Kategori
- Ben Bildiriyorum
Ölüm ve kalım

Şu an saat 6:00 ve Konya'dayım. Ben Anıl Yiğit, otel yatağımda yatmakta olan ceset halindeki Eric Van Buyten'e bakıyorum. Üzgünüm katili benim ve çıplak ellerimle öldürdüm. Kendini bir zamanlar Şems olarak tanımlayan, bazen şair, bazen hikayeci, bazen mühendis, bazen de pis bir makina satıcısı olan bu zatın canına kıymak zorunluluğu hissettim. Ne zamandır planlıyordum bu cinayeti ve dün akşam uyumasını bekledim. Sessiz ve usulca yanına sokulup soğukkanlılıkla boğdum onu. Bana direnemedi bile ve bu sabah saa 5:59 itibariyle dünyadan bilinmeyene doğru yola çıktı. Arkasından -belki- ağıtlar yakılabilir ancak itiraf etmeliyim ki ben kendisini uzun yıllardır takip eden biri olarak pek sevmemiştim. Onun o super kahramanvari duruşunu, her şeyi bilirmişçesine rahat yazdıklarını, kendisini çaktırmadan öven halini, bazen uçup giden sonsuz dizelerinden kendine has şiir yazışlarını hiç mi hiç beğenmemiştim. Hele şu uyuz cümleye bakınız; "kendimden bahsedersem eğer, cümlelerim tükenmeyecek sayıda çok şey yaşadım".
Vay be Eric! Meğersem ne önemli kişiymişsin sen. Amma velakin, artıkın sen yoksun. Ölümsün sen ve artık dirilme ihtimalin de yok.
Ellerime bakıyorum. Ne kadar temiz iş çıkardım. Öyle ki tek bir damla kan akmadı. İşte gerçek katil böyle olmalı. İşini temiz yapmalı. Yıllar evvel espri olarak başlayan zevk için değil de profesyonellik babında mesleğim olduğunu iddia ettiğim katilliği nihayet gerçekleştirmiş oldum. "ooh be; üzerimden büyük bir yük kalktı!!!"
Herkes Eric'in ne kadar farklı olduğundan bahsediyordu. Oysa ben o kadar sıradan bir katilim ki sizlerden başka kimse -ya da- ne gazetelerin 3. sayfası benim katilliğimi bilecek çünkü saklanacağım. Belki de kimbilir yazı bilem yazmayacağım. Düşünce demetlerimi köklerinden koparıp gömeceğim toprağın altına ya da nefesimi tutup bütün düşüncelerimi de içime yutkunacağım. Şayet duygularım vardıysa eğer, hepsinden ayrı-ayrı intikam alırcasına sanki birer kağıtmışçasına tek tek yakacağım gönlümdeki ağıtlarla beraber. Ya da tuvalete kendimi kapatıp arkasından kendimi kilitleyeceğim böylelikle hiç bir düşüncem kendiliğinden dışarı sızamayacak ve ben %100 yalnız olacağım.
Ben Anıl Yiğit, Eric'in katili, son derece vurdum duymaz bir şekilde aynaya bakıyorum. Güneş sol cenabımdan vuruyor. Karşımda, muhtemelen aynanın arkasında bir oda ve onun arkasında da Mevlana türbesi var. Eskiden olsa duygu dolu coşacak olan yüreğim şimdi Şems olmadığını bilircesine son derece sakin. Elif Şafak kandırmış; ben Şems değilim. Üzgünüm filezof da olamayacağım. Ben yalnızca sıradan, olağan, olması zorunlu olan bir insancığım. Adım Anıl Yiğit ve saklamam gerek olan artı hiç bir değerim yok.
Dışarıdan güneşin ısıtan ışık hüzmeleri omzumu yalarken aynadan kendime baktığımda yüzümün yarısını göremediğimi görüyorum. Göğüs kıllarım neredeyse bembeyaz. Artık 40 yaşındayım. Allah'ın bana bağışladığı 2 muhteşem çocuğun babası, Gülşan'ın onu aldatmayan eşi, İTÜ'den mezun olmuş ve 19 yıldır Türkiye endüstrisi için sınırsız ve hayasızca çabalayan bir mühendis ve herşeyden daha önemlisi iyi insan olma hedefinden kesinlikle taviz vermeden ve her seferinde daha da bariz ve koşulsuz yenilen Allah'ın iradesi kül olmuş kuluyum. Ben artık böyle basit bir insanım. Ve sizlerle yeniden tanıştığımıza memnun oldum...
Saygılar,
ANIL YİĞİT
16/05/1972, Diyarbakır
Eric Van Buyten
29/04/2012, Konya
-iyi bilirdik kendisini- mezarı Mevlana Müzesi karşısı Rumi Otel No 302
Ruhun El Fatiha....