- Kategori
- İnançlar
Ölüm ve merhamet
Her şey zıddı ile kaimdir, diye bir söz vardır hani. Siyah, beyazla; güzel, çirkinle; acı, tatlıyla; gece, gündüzle; hayat, ölümle anlam kazanır. Birinin varlığı diğerinin farkında olabilmemizi sağlar. Gönüller sultanı bu ölçüyü ne güzel ifade etmiş: Yaşlılık gelmeden gençliğin; hastalık gelmeden sıhhatin; fakirlik gelmeden zenginliğin; meşguliyet gelmeden, boş zamanın ve ölüm gelmeden hayatın kıymetini bilin.
Biz insanlar ne ile meşgul isek dünyayı öyle görüyoruz. Dil ile birçok şeyi söylüyoruz ama kalbimizi buna inandıramıyoruz. Ta ki dilimizle söylediğimiz başımıza gelinceye kadar. Çünkü kalpten inanarak söylemek ve uygulamak iradenin kuvvetli olmasını gerektirir. Son günlerde yaşadıklarım beni bu anlamda daha çok düşünmeye sevk etti. Diyor ki mutlak irade sahibi Allah: “Siz iman etmediniz, ama ‘boyun eğdik’ deyin. Henüz iman kalplerinize yerleşmedi.” Bu cümleleri okuyunca yaşadığınız olayları daha iyi gözleyebiliyorsunuz. Zıtlıklardaki ahengin farkında oluyorsunuz. Çünkü bu cümleler insana dili ile söylediklerinin ne kadarını kalpten söylediğini ortaya çıkarıyor. Dervişlerle ile sohbet eden şeyhin, “ “Sizinle benim aramda bir karış fark var.” dediğinde dervişlerin: “ Nasıl olur hocam, siz bizim hocamızsınız. Sizinle bizim aramızda dağlar kadar mesafe var.” itirazına karşılık şeyhin elini bir karış açıp dudağı ile kalbi arasına götürerek: “ Siz ağızdan söylüyorsunuz, ben kalpten” dediği gibi.
Beklemediğiniz bir zamanda başınıza gelen olaylar, durumlar işte bu duygularınızı test ediyor bir bakıma. Yani imtihandan geçiriliyorsunuz. Ölüm bunlardan en önemlilerinden biri olsa gerek.
Hayatın zıddı olan ölümü anlamaya çalıyorsanız ve eğer anlamaya çalışırken kalbiniz devreye giriyorsa ölümün içindeki merhameti de görebiliyorsunuz demektir. Ölümle merhamet yan yana gelmez gibi görünür ama aslında yaratıcının insana bir lütfudur ölümdeki merhamet. Çünkü Kur’an’da Allah ve Rab adlarından sonra en çok anılan adlardır Rahman ve Rahim adları. Ve onun merhametinde koruma vardır, sevgi vardır, zor durumda yardım etme vardır.
Allah insanlar için ölümü yaratmış ve ardından sabrı yaratarak merhametini göstermiştir. Çünkü sabır ve tevekkül insanların omuzlarındaki yükü kaldırır ve bu dünyada sahipsiz olmadığını insana hissettirir.
İnsan ölümü yakınında hissettiğinde yarın başına nelerin geleceğini bilmemenin, sevdiği insanı toprağa elleriyle koyarken içinde bilemediğin bir rahmeti hissetmenin, sahipsiz olmadığını anlamanın, Allah’a muhtaç olmanın huzurunu duymanın, insana verilen zamanın bir lütuf olduğunu anlamanın, toprakta sükûnet bulmanın, insanın gözünün önündeki perdenin kalkmasının ve ‘Her nefis ölümü tadacaktır.’ vahyine muhatap olmanın, dünyadaki yolculuğun bir gün biteceğini gördüğü halde günlük hayatın devam etmesinin Allah’ın bir merhameti olduğuna şahit oluyor. Ve insanların ölen kişileri defnetmek için neden acele ettiklerini daha iyi anlıyor. Çünkü ölümden sonra ortalığa dağılan esirgeme ve merhamet hissine insanlar bir an önce kavuşmak istiyor. Kasvetli anlarında sığınacak tek yer olarak Allah’ın merhametini görüyor. Ne diyor Cahit Sıtkı:
Şaşırdım kaldım nasıl atsam adım;
Gün kasvet gece kasvet.
Bulutlar, sisler içinde bunaldım;
Gök mavisine hasret.
Olmuyor seni düşünmemek Tanrım,
Ummamak senden medet.
Suyun dibine vardı ayaklarım;
Suyun dibinde zulmet.
Kalmadı ümidin soluk ve cılız
Işığında bereket.
Ve ölüm, kapımda kişner, sabırsız
Bir at oldu nihayet