- Kategori
- Deneme
Ölümden öte de...
Ölüm çelişkisini kafamızdan nasılda atıp hayatı hiç bitmeyecekmiş gibi yaşıyoruz.yaklaştığını gördüğümüz zaman ise nasıl da çaresiziz bir tek ölüme karşı.Sanki o hiç gelmeyecek olan yolun sonu bize doğru adım adım gelirken yüz gösterince ne hale geliyoruz...Hangi kavga hangi savaş hangi mücadele süresi dolmuş bir yaşamı kurtarabilir ki? Sevdiklerimizi kaybetme korkusu ve acısı hayatta hiç bir acıya benzeyemiyor...Sanırım koskoca bir hayatı reddedebilir hepimiz sevdiklerimizle hep ve daha çok birarada olabilmek için...Oysa ki mum gibi eriyen bir yaşamda ne kadar çok hedefimiz var ölümü unutmak için bir çırpınış misali...Unutmak çok doğru lakin ama unuttuğumuz o korku dolu şey birden çıkıveriyor karşımıza ve iliklerimize kadar saldığı korku ve acı ile alt üst ediyor hayatlarımızı...Doğum yaşam ve ölüm ne tuhaf çelişki..Sadece kan ve sadece gözyaşı var...Bence Tanrı insanlardan her şeyi alsaydı da ölümsüzlüğü verseydi sadece...
Ne olacaktı ki varsın yüksek binalar, parlak giysiler, parlak eşyalar ve parlak hayatlarımız olmasaydı.Eğer bir tane parlak hayat olduğunu görmeseydik nereden öğrenecek ve özenecektik ki?Ölüm olmasaydı ve sadece sabit belirli tek düze hayatlarla bir sonsuzluğumuz olsaydı.Doğumda ölümsüzlüğe orantılı olsaydı, çok kalabalık olmasaydık ama dünya hepimize bir sonsuzluk gününe kadar yetseydi.Bir sonsuzluk günü gelseydi ve hepimiz sevdiğimiz birinin acısını çekmeden uyusaydık sonsuzluk uykusuna...Nereden geldi bu sıralı ölüm başımıza.
Hepimiz kaçmak için yaşıyoruz ölüm korkusundan.Ama hayat hiç unutturmayackmışcasına alıyor sevdiklerimizi bizden.Ya da alacağım senden onu diye diye yüzüne püskürtüyor derinlemesine perçinliyor acını..
Dedikleri gibi 3 günlük dünya.Bir otuz yılını en iyi şekilde yaşayacağım diye mücadele edene de kızamıyor insan, yaşamak neden bu kadar zor bir iş oldu ki?
Açlık sefalet hastalıkla sürünmek neden insanın hakkı olsun ki, her insan insanca yaşamayı hakediyor elbetteki ve hepsi bunu yaşamalı sorgusuzca.Ama kaçınılmaz son en iyi yaşayanı içinde en kötü yaşayanı içinde değişmiyor sonuçta...Öyleyse ne diye yaşıyoruz biz? Bu imtihan dünyası olmaktan başka birşey değiş demek ki...yaşamak o kadar güzel ve o kadar acı pınarı ki ben hiç bir anlam çıkartamıyorum..Bir anlamı olmalı dedikçe daha da dibe batıyorum ve bu anlamsız yolculukta kaygılı yürüyorum.
Bugünlerde yine hep ölüm aklımda..varolmak yine benim için çıkışsız bir kuyu ve varlığa bir ok adar bağlıyım yine.Acıdan bir o kadar ürküyor sevgiye sonsuz bir kavramla tutunuyorum yine.Sevdiklerim yaşam yolum olmaktan vazgeçemiyor, sevdiklerimsiz bir yaşam düşünmüyorum yine..Çünkü ben bir köküm bu hayatta.Bir kökümü kaybedersem diğer parçam asla ve asla sağlam durmayacak.Ben farklıyım biraz, yaşama dört elle bağlı değilim çünkü yaşamın sonu olan bi süre olduğunu biliyor ve yaşam enerjimi sadece sevdiklerimden alıyorum.Sevdiklerimin yokluğu benim yaşamdan kocaman bir kopuşumdan başka birşey olmuyor süresi dolmadan hayatımın...
Her birimiz bir hiç kimseyiz bu yaşam serüveninde...Başka diyarlarda adımız, sanımız, ahvalimiz ne olur bilmiyorum...
Karamsar değilim , sadece acı verici derecede gerçekçiyim sadece herkez gibi kaçmıyorum ölüm korkusundan.Korkumu o kadar gerçek yaşıyorum ki onu unutturacak herşey daha az etkili benim için..
Yine bir klişe ile yazmayı sonlandırıyorum, ölüm tanrımın emri bir de ayrılık olmasaydı...
Ayça Marangoz Coşar-21,02,2014