- Kategori
- İlişkiler
Omzunu geri istiyorum...

Gittin….
Ben mi söylemiştim sana gitmeni? “Hayır” diye cevaplamak istiyorum sorumu, ama dedim işte, evet ben söyledim. Oysa daha söylerken başladı pişmanlığım.
Fizik kurallarına inat ağızdan çıktığında karşıdakinin kulağına ulaşmasa hemen sözcükler, bi süre asılı kalsa havada, söylenen ne kadar söz geri alınırdı kimbilir. Ben de öyle yapardım, geri alır, hiç söylememiş gibi yapardım.
Ama söyledim, evet ben söyledim…
Aslında gitmeni istiyordum, sorun o değil. Bitmeliydi, gitmeliydin… Benimki sadece hesaplama hatası. Senin kabullenişini hesaba katmamıştım, kabullenişini ve bu vazgeçiş sonrası yaşanacakları…
İçimin sabah alacasındaki sokaklar gibi boşalacağını, bu boşlukta varolan her sesin, her tıkırtının gökgürültüsü kadar şiddetle duyulacağını bilmiyordum, bilemedim ya da…
Korkardım ya gök gürlediğinde, bilirsin, omzun yetişirdi imdadıma. O her zaman dost, her zaman benim, başımı koyduğumda huzur bulduğum, her şeyi unuttuğum, mutluluk işte bu dediğim omzun. Sen gidince bana kalır, yine de hep benimle olur mu sandım bilmiyorum, düşünemedim ya da…
Sen gittin ve ben duyuyorum içimde olan biten her şeyi. Boş sokaklarımda yankılanıyor sesler, kalbim ağlıyor, hıçkırıklarını duyuyorum, gözyaşlarım ırmak oluyor, çağlıyor ırmaklarım… Ufak bir çıt sesi tüm bu gümbürtünün içinde, biliyorum ki çatlıyor tek tek damarlarım.
Gök gürlüyor bak işte, korkuyorum yine, hem de çok korkuyorum.
Sen gittin ve geri gelmeyeceksin biliyorum.
Ben seni değil sadece, sadece omzunu geri istiyorum…