- Kategori
- Gündelik Yaşam
Ona, buna "yaz"ıyorum

Gençlik başımda duman yıllarında, adam(lar)a olan platonik aşk(lar)ımı şiire dönüştürmekle başladı ilk yazma girişimleri. Ne safça bir vurulmuşluksa o, şimdi bile kaleme alamayacağım cinsten hüzünlere boğulmuş aşklara dair yazdım hep. Her altmışlı-yetmişli yıllarda doğan kadınlar gibi “Beyaz dizi” mağduru* olmaktan kaynaklanan ( özetle: sevgi manyağı) , “aşk” kaynaklı bir eylem benim için yazmaya başlamak.
Yabancı dille eğitim yapan lise yıllarında şiirle başlayan yazma hayatıma bir de İngilizce günlük tutma mecburiyeti eklendi. Çeşitli konu başlıklarının verildiği, bizim de konu ile ilgili fikirlerimizi yazmamız gereken o koca, kareli defterlerime konuyla ilgili hiçbir şey yazmadım o zamanlar. Varsa yoksa tek konu; aşktı. İngilizce yazma zorunluluğundan kaynaklı “love” a dair, tüm yabancı hocalar dilim yettiğince duygularım hakkında her daim, çekincesiz aydınlatıldı. Ara ara toplanıp okunan ve üzerinde yorumlar yapılan günlüklerimden başlığa değinmediğim için hiç eksi not almadım. Benim başlığım sevgi üzerineydi, zaten buna da kimsenin eli eksi vermeye gitmezdi.
Yine aynı yıllarda sıra arkadaşımla tuttuğumuz ortak bir günlük beliriverdi. Şimdiki chat sisteminin, sanal değil sabit haliydi o defter. Ders esnasında bile aklımızdan ne geçiyorsa yazar, bir çeşit sohbet ederdik. Yazmayı konuşmaya yeğlerdik. Konuşurken çekineceğimiz, üzüleceğimiz, utanacağımız, belki de ifade edemeyeceğimiz şeyleri bu şekilde dillendirirdik. O defterde ağlar, o defterde gülerdik.
Yaza yaza, duygularımı da en iyi yazarak ifade etmeye başladım sonunda. Öyle de kaldı. Konuştuğum gibi yazmam bundan kaynaklı olsa gerek. Konuşmalarımın yetmediği, iletişimimin kesildiği yerlerde ise mektuplar girdi hayatıma. Kimileri cevaplandı, kimileri birilerine hatıra kaldı ama illa ki yazdıklarım birilerinin hatırında kaldı.
Şimdilerde ise tek kişiye yazmak yerine herkese yazmaya karar verdim. Ona, buna, hepinize yazıyorum. Daha çok insana dair, gözlemlerim üzerine, kafama takılan, iyi-kötü, aklıma gelen ne varsa yazıyorum. Bazen herkesin hallerine benzediği için kendi hallerimi yazıyorum. Bazen hayat daha çekilebilir olsun diye alay etmek için yazıyorum. Aslında bir çeşit tanıdık tanımadık herkesle sohbet ediyor, içimi boşaltıyorum. Bazen kafama yatmayan konuda herkese ulaşma şansım olmadığı için yazılarımla azarlıyor, kulak çekmeye çalışıyorum. İster sinirlensin, ister sevsin birilerinin aklında bir gün işine yarayacak farklı bir bakış açısı ile kalmaya çalışıyorum.
Geçmişten kalma alkış alışkanlığımı ve ihtiyacımı, sizlerin takdiri ile gideriyorum. Gelen yorumlarla besleniyorum. Konuşacak konumuz daim olduğu, benim de üzerine bir fikrim olduğu sürece yazmaya devam edeceğimi ümit ediyorum. Severek okuyanların eksik olmamasını, söverek okuyanların da bir gün beni anlamasını diliyorum.
***
Şimdi de bu yazı serisinin gereği keyifle okuduğum iki adamın yazma serüvenine nasıl başladıklarını öğrenmek istiyorum. Değerli Tevfik Münzevi ve Faruk Sürener ( Toplum Aydınlaticisu Tarık Abi de olabilir) sizlerin hikâyesini merakla bekliyorum.
Değerli “Yaşam Çiçeklerim” Hanımefendiye not:
Çiçek bahçenize az dikenli bir çeşit olan şahsımı da okuyarak eklediğiniz için çok teşekkür ederim. Yazıyı sayenizde kaleme aldım, sevgi ve saygılarımı sunarım.
* Özet olmayan haliyle "Beyaz dizi" mağduru http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=38587