- Kategori
- Kültür - Sanat
Onların hikayesi -25-

Devam ediyor...
Karakola dönen babamın arkasından Annem dualar mırıldanarak abdest aldı . Beni yatırdığı salıncakta tekrar uykuya dalmış olmalıyım. Acele etmeden , yavaşça merdivenleri çıkarak üst kattaki yatak odasına geldi; dedesinin el yazması büyük kur’anı sırma işlemeli kılıfından alıp yatağın ucuna oturdu.
Açık oda kapısının önünde çömelmiş , Annemin duyulacak gibi bir sesle okuduğunu dinlemekte olan Yıldız , ağlayan gözlerini yere indirmiş; huşû içinde onu dinlemekteydi..
O gün ; 10 Kasım 1938 ‘ di.
İleriki yıllarda beraber olabildiğimiz 10 Kasım’larda , Annem o ilkinin acısını tekrar duyarak suskunlaşır ; benim de duyabileceğim şekilde : “<ı> Hatırlıyor musun Mehmet ? O gün oğlanın ağlayışındaki garipliğin sebebini bilememiştik. Tam da o anda sesi kesilivermişti, değil mi ? ı>“ gibi sözlerle o tarihe gönderme yapardı.
<ı>ı>O sıkıntılı ve sebepsiz ağlama nöbetim ve saat itibariyle mânâlı bir şekilde âni susuşum , Onda değişik anlamlar sakladı , durdu. Belki de öyle istemişti.Bir gaz sıkıştırması , gelip geçici bir sancı vb. neden olmuş olamaz mıydı.. Bunu , değişik ve anlaşılması zor psişik yorumlara sokmak gereksiz diye düşünüyorum. Annem öyle kabullenmişti , ben de ona karşı çıkmak istemedim.
Orta okul son sınıfta (1953) , rahmetli Türkçe öğretmenim Muzaffer Alper’in 10 Kasım için istediği serbest konulu bir kompozisyon ödevinde bu konuyu işledim. Çok beğendi , 10 verdi ve okulun duvar gazetesine astı.
Yine o günlerde okulumuzu ziyaret eden bir heyet , müdürümüz rahmetli Kadir Çağal’ın odasında öğretmenlerle bir aradayken , hademenin beni sınıfta dersteyken alıp götürmesiyle kendimi onların ortasında buldum..Hem de yazılı bir sınavın ortasında böyle alınıp götürülmem beni oldukça tedirgin etmişti ama nedenini bulmam mümkün değildi..Acaba neydi ??..Annem o günlerde hafif bir menenjit rahatsızlığını yeni atlatmıştı.. Acaba ….
Müdür beyin : “<ı> Gel bakalım küçük yazar ı>“, le ne demek istediğini anlayamadan beni odanın ortasına getirdi. O saatte dersi olmayan ve o gün okulda bulunan bütün öğretmenlerimiz tebessümle bana bakıyorlardı. Kadir bey, duvar gazetesinden aldırttığı yazımı elime vererek : “<ı> Hadi bakalım Yücel , seslice oku da dinleyelim. ı>“ dedi. Ne olduğunu çözemediğim duruma rağmen , okumaya başladım. İlerleyen satırlarda arada bir boğazıma bir şeyler tıkanıyor , ağlamamaya çalışıyordum. Bitince ; geniş koltukta oturan ince uzun yüzlü , kısa bıyıklı –amca- : “<ı> Gel bakalım yavrum .ı> “ diyerek beni daha yakınına aldı.Elini omzuma koyup , oradaki öğretmenlere dönerek : “<ı>İşte bu hasletler ve hissiyatla yetişen nesil , bizlerin gözünü arkada bırakmayacaktır.Sizleri ve yavrumu tebrik ederim.. ı>“ dedi..
Onun söyledikleri ile içime çocuksu bir şımarıklık yayılır gibi olmuştu.. Yine bana dönerek : “ <ı>Evlâdım , anneniz ……ı>” der demez ben : “<ı> Benim Annem Atatürk’ü hem görmüş hem konuşmuş.. Atatürk’le konuşmuş benim Annem..ı>” söyleriyle ortaya atılınca , oradaki herkesin yüzünü tatlı bir gülümseme kaplayıvermişti.
Ayrılmam işareti ile , kapıdan çıkmadan bütün hepsini başımla selâmlayıp sınıfa döndüğümde sınav bitmiş , teneffüse çıkılmıştı. Arkadaşlarımın, merakla ortalarına alıp niçin çağrıldığımı öğrenmek istemelerine olan biteni anlatarak cevap verdim.. Sınav hakkım , coğrafya öğretmenimiz Ruhat Hanım’ın
sözlü yapmasıyla yerini buldu..
O gün gördüğüm ve konuştuğum o ince yüzlü , zayıfça –amca- ; bu yüzyıl edebiyatımızın en seçkin isimlerinden biri ve
benim Onun eserlerini her zaman büyük bir hayranlıkla okuyacağım REŞAT NURİ GÜNTEKİN’ den başkası değildi..
SEKİZİNCİ BÖLÜM
Ata’nın ölümü ile Annem atölye çalışmalarına biraz ara verdi. Böylesine büyük bir mâtemin yıkıcılığı ile alt-üst olan
vatan , O’nun sevgili ulusu dayanılması güç bir melâle düşmüştü. Canlıda , cansızda hiçbir hareket kalmamış gibi , her şey donmuş; kımıldayamaz hâle gelinmişti.
Ama , O’nun : “<ı> Benim nâçiz vücudum ….ı>” Dediği bitmiş olsa bile ; ilelebet yaşayacağını söylediği Cumhuriyeti , duraksamadan ileriye gitmeliydi..
Gidecekti ….
Dolmabahçe’den –Yavuz-la İzmit’e ; oradan trenle Ankara’ya ulaştırılan mukaddes naaş Etnorafya’ya taşınırken , O’nun top arabasındaki tabutunu omuzlara alan ve gözyaşlarını tutmaya çalışan Harbiyelilerin arasında Süha ve İsmet te vardı..Başkumandanlarını önden arkadan tutarak taşıdılar..Bıraksalardı ; başlarının üzerinde sonsuzluğa kadar taşımaya hazırdılar.
O’nu alıp götüren Harbiyeliler : “ <ı>O gün orada ben de vardım.. ı>“ demekle , asla unutamayacakları bir ayrıcalık kazandıklarını biliyorlardı.
Beş altı gün sonra atölye yeniden çalışmaya başladı. Uğranılan acının etkisinde , aşırı bir sessizlik ve sükûn içinde olan herkes işini yapma gayretindeydi . Gülüşmeler , neşeli konuşmalar bitmişti. Kızların sorularına cevaplar bulan Annem , bu yaranın da sarılacağını , görevlerin devam edeceğini, etmesi gerektiğini onlara her fırsatta tekrarlamaktaydı.
Aralık ortalarında açılan sınavda Yıldız başarılı görüldü ve enstitüde işe başladı. Bu mutlu olayı Süha’ya ve Zehra’ya hemen duyurdular. Akşam geldiğinde Annemle o günü konuşuyor , tavsiyelerini alıyordu. Mutluydu..
Gülten’den gelen bir mektup , Zehra’nın yakında taburcu olacağı haberini getirdi..Gülten’in yeğeninin oğluyla Mudanya’dan Bursa’ya geldiler.Merinos istasyonundan Yıldız
Karakola dönen babamın arkasından Annem dualar mırıldanarak abdest aldı . Beni yatırdığı salıncakta tekrar uykuya dalmış olmalıyım. Acele etmeden , yavaşça merdivenleri çıkarak üst kattaki yatak odasına geldi; dedesinin el yazması büyük kur’anı sırma işlemeli kılıfından alıp yatağın ucuna oturdu.
Açık oda kapısının önünde çömelmiş , Annemin duyulacak gibi bir sesle okuduğunu dinlemekte olan Yıldız , ağlayan gözlerini yere indirmiş; huşû içinde onu dinlemekteydi..
O gün ; 10 Kasım 1938 ‘ di.
İleriki yıllarda beraber olabildiğimiz 10 Kasım’larda , Annem o ilkinin acısını tekrar duyarak suskunlaşır ; benim de duyabileceğim şekilde : “<ı> Hatırlıyor musun Mehmet ? O gün oğlanın ağlayışındaki garipliğin sebebini bilememiştik. Tam da o anda sesi kesilivermişti, değil mi ? ı>“ gibi sözlerle o tarihe gönderme yapardı.
<ı>ı>O sıkıntılı ve sebepsiz ağlama nöbetim ve saat itibariyle mânâlı bir şekilde âni susuşum , Onda değişik anlamlar sakladı , durdu. Belki de öyle istemişti.Bir gaz sıkıştırması , gelip geçici bir sancı vb. neden olmuş olamaz mıydı..? Bunu , değişik ve anlaşılması zor psişik yorumlara sokmak gereksiz diye düşünüyorum. Annem öyle kabullenmişti , ben de ona karşı çıkmak istemedim.
Orta okul son sınıfta (1953) , rahmetli Türkçe öğretmenim Muzaffer Alper’in 10 Kasım için istediği serbest konulu bir kompozisyon ödevinde bu konuyu işledim. Çok beğendi , (10 )verdi ve okulun duvar gazetesine astı.
Yine o günlerde okulumuzu ziyaret eden bir heyet , müdürümüz rahmetli Kadir Çağal’ın odasında öğretmenlerle bir aradayken , hademenin beni sınıfta dersten alıp götürmesiyle kendimi onların ortasında buldum..Hem de yazılı bir sınavın ortasında böyle alınıp götürülmem beni oldukça tedirgin etmişti ama nedenini bulmam mümkün değildi..Acaba neydi ??..Annem o günlerde hafif bir menenjit rahatsızlığını yeni atlatmıştı.. Acaba ….
Müdür beyin : “<ı> Gel bakalım küçük yazar ı>“, çağrısıyla ne demek istediğini anlayamadan kendimi onların ortasında buluverdim. O saatte dersi olmayan ve o gün okulda bulunan bütün öğretmenlerimiz tebessümle bana bakıyorlardı. Kadir bey, duvar gazetesinden aldırttığı yazımı elime vererek : “<ı> Hadi bakalım Yücel , seslice oku da dinleyelim. ı>“ dedi. Ne olduğunu çözemediğim duruma rağmen , okumaya başladım. İlerleyen satırlarda arada bir boğazıma bir şeyler tıkanıyor , ağlamamaya çalışıyordum. Bitince ; geniş koltukta oturan ince uzun yüzlü , kısa bıyıklı –amca- : “<ı> Gel bakalım yavrum .ı> “ diyerek beni daha yakınına aldı.Elini omzuma koyup , oradaki öğretmenlere dönerek : “<ı>İşte bu hasletler ve hissiyatla yetişen nesil , bizlerin gözünü arkada bırakmayacaktır.Sizleri ve yavrumu tebrik ederim.. ı>“ dedi..
Onun söyledikleri ile içime çocuksu bir şımarıklık yayılır gibi olmuştu.. Yine bana dönerek : “ <ı>Evlâdım , anneniz ……ı>” der demez ben : “<ı> Benim Annem Atatürk’ü hem görmüş hem konuşmuş.. Atatürk’le konuşmuş benim Annem..ı>” söyleriyle ortaya atılınca , oradaki herkesin yüzünü tatlı bir gülümseme kaplayıvermişti.
Ayrılmam işareti ile , kapıdan çıkmadan bütün hepsini başımla selâmlayıp sınıfa döndüğümde sınav bitmiş , teneffüse çıkılmıştı. Arkadaşlarımın, merakla ortalarına alıp niçin çağrıldığımı öğrenmek istemelerine olan biteni anlatarak cevap verdim.. Sınav hakkım , coğrafya öğretmenimiz Ruhat Hanım’ın beni kısa bir sözlü imtihanla geçiştirmesi ile bitti. Zaten coğrafyada, hem sınıfta hem de okulda üstüme çıkan yoktu ..
O gün gördüğüm ve konuştuğum o ince yüzlü , zayıfça –amca- ; bu yüzyıl edebiyatımızın en seçkin isimlerinden biri ve benim Onun eserlerini her zaman büyük bir hayranlıkla okuyacağım REŞAT NURİ GÜNTEKİN’ den başkası değildi.
ONLARIN HİKÂYESİ...
Devam edecek....
yucelakt@gmail.com.