​ Onların hikayesi-34- / Kültür - Sanat / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Mart '09

 
Kategori
Kültür - Sanat
 

Onların hikayesi-34-

Onların hikayesi-34-
 

Nedim Kural amcam ve ben - 1960-Beni ziyaret için D.Bakır'a geldiğinde çekildi.


O buğulu mavi gözler dumanlaşmış; bilek kalınlığındaki bakımlı saçlar iplik parçalarına dönmüş, vücut zayıflamış, erimişti. Güzeller güzeli Yıldız, Cırcır Ablam hiç iyi değildi..

O gün; öğlenleri eve hiç gelmeyen Babam, yine Muradiye’ye gitmek için hazırlanıp çıkmak üzere olan Annemle kapının iç tarafında yüz yüze geldi.. Onun bu gelişine şaşıran Annem : “ <ı>Ne oldu Mehmet ? Bir şey mi var? Hastamısın ? “ diye sorduğunda; babamın, şapkasını yüzüne örterek hıçkırmaya başladığını görünce, olağanüstü bir şey olduğunu hemen anladı.. Babamın isteğiyle, beraberinde gelen Osman amca ile karısı, yere düşer gibi olan Annemin hemen kollarına girdiler ve alt sofaya taşıdılar.

Polisliğin getireceği pek çok risklerin içinde olmamız nedeniyle, zaten sinirli bir kişilik taşıyan babamın ters ve hatalı bir davranışı , acaba bizi üzecek bir durum mu yaratmıştı ?..Ne olmuştu? Bu koca adam böyle hıçkırıp ağlamazdı. Askerliğinde yediği eşkiya kurşunu bile onu ağlatamamıştı..

Sedire çöken Annem, Nigâr teyzenin kollarında yarı baygın ve bitkin haldeyken, Babam : Fevziye , olan oldu … En sonunda buda mı başımıza gelecekti ? …. Ah Fevziye , ahh…Sorma , Yıldız…… der demez , Annem bayıldı.

Ben o gün sabahtan beri okuldaydım..

Sabah namazına kalktığında , Yıldız’ı odasında fark edemeyen Gülten; acaba yine bahçede midir diye arkaya geçtiğinde , Onu görüverdi..

O, Sevgili Yıldız; çok sevdiği kestane ağacının alçak dallarından birinde , geceliğiyle asılı duruyordu. Hastanenin, doktorların önsezişle; evde ip-halat-urgan ne varsa ortadan kaldırın, ulaşamasın demelerine rağmen; O gene de bir yolunu bulmuştu.. Süha’nın altın sırmalı merasim kayışı kâfi gelmişti.

O gün 23 Nisan’dı ..
O gün Süha’nın doğum günüydü…….

ONUNCU BÖLÜM

Annem; Tophane ile Muradiye arasında , büyüklüğü ve mükemmelliği ile , o zaman pek konuşulan vali Haşim İşcan’nın adını taşıyan hastaneye kaldırıldı. Çok kısa aralıklarla yaşadığı ağır ve üzücü olaylar; bu demir gibi kadını nihayet hastanelik edebilmişti. Savaşların hemşiresi , öleni kalanı sarıp sarmalayan, kolay kolay bükülmeyen Ayşe Fevziye, hastanede bir hafta kadar kaldı. Hayatının içinde yer alacak olan bu son yaşantı ve olaylar , Onda ; diğerlerinin önüne geçmiş olarak her zaman taze kalacaktı.

Kalemimin; bir ortaçağ trajedilerine benzer anlatımların esiri olmasını istemedim. Bir yazar olmak için artık ne yeter zamanım var , ne de öyle bir arzum ve beklentim var. Okuduklarınız eğer sizlere ulaşabilmişse, bu benim kişisel isteğim olarak elinize taşındı. Beğenilmesi veya beğenilmemesi gibi bir kaygıyı da taşıdığım söylenemez. Bu hikâyenin nesine beğeneceksiniz ki ?.. Zaten zehir gibi acı, biberi had safhada, yanmış kurumuş, tadsız tuzsuz bir şey. Ama bana sorarsanız; ONLARIN HİKÂYESİ , küllenip gitmesi beklenebilecek bir zaman cetveli içinde kalmadı, kalamadı.. Bende, içimde her zaman bir alev topu gibi yandı durdu. Büyüdükçe , bu alev topunun asıl tutuşup geldiği yer olan Annemin ıstırabını ve acısını daha iyi anlar olmuştum.

1976 da Onu kaybedinceye kadar , içinde yer tutan üç tarih Annemin matem günleri olarak kaldı.

10 Kasım…

28 Kasım….

23 Nisan …..

Bu tarihlerde uzakta bile olsam, telgrafla Onun yanında olduğumu hep hissettirmek , yalnız olmadığını duyurmak istedim.

1953 sonunda , en büyük hayalim olan Işıklar Askerî Lisesi rüyalarım ; matematikten sadece (dört)le ikmale bırakılmış olmamla kaybolup gidiverdi. En acı gelen şey de; daha düne kadar her dersin sınavında benden kopya alan bazı arkadaşlarımın oraya girebilmiş olmasıydı.. Bursa Erkek Lisesinde geçen bir yıllık yatılı devre içinde, onları üniformaları içinde gördüğümde önlerinden kaçarak , yol değiştirir oldum. Çok acı çekiyor, huzur bulamıyordum. Bursa’da bulunmak artık benim için azap olmuştu. Salih enişte emekli olup ta oğlu Osman ağabey de Kültür bakanlığına geçip, teyzemler Ankaraya taşınmış olduklarından, oraya gitmek benim için kurtuluş olacaktı. Hayallerimin beklentisi askerlik uzaklaşmış olsa da, başka meslek ve uğraşlar yok muydu .?.

1954 de İnegöl’de görev yapan babam ve annem, benim Ankara’ya gidebilmemi sağladılar. Teyzemin yanında, Cebeci’de yanlarında kalıyor; Atatürk Lisesine gidiyordum. Velim de , 12 . Hava Alayında C-47 nakliye pilotu, diğer teyzem Safiye hocanımın oğlu üsteğmen Zeki ağabeyimdi. Okulun ilk devresinde, evden uzak oluşum ve içine düştüğüm yalnızlık beni derslerden uzaklaştırdı. Başarılı olamayacaktım. Ağabeyime konuyu açarak, benim hava astsubay okuluna girişimi sağlamasını istedim. Zaten, İnegöl’den de yeterli maddi destek gelememesi, teyzemlerdeki yaşamımda beni düşündürür olmuştu.

İşler çok çabuk gelişti, kendimi 20 Mart 1954 Eskişehir Hava Astsubay Hazırlama ve Eğitim kıtasının 112 yaka numaralı bir ferdi olarak buluverdim.

Eskişehir’de geçen üç-beş aylık tam bir karacı eğitiminin arkasından gelinen Gaziemir Hv. Teknik Okulları l956 da biter bitmez , muhabere astsubayı olarak ilk kıtam Diyarbakır’a adım attım.Telli ve telsiz teleks uzmanlık alanımdı.Daha onyedi yaşındaydım ve akıl almaz şartların altında bir gelecek macerası başlıyordu.

1959 da Nedim amcam ve eşi Nihal teyze çıktıkları güney Anadolu gezisi ile geldikleri Diyarbakır’da benimle buluştular.( Emekli olduğu o yıl yaptığı bu gezi sonrasında , kırk üç yıllık öğretmenliğinin boşluğunu yaşamadı; üzerine eğildiği hat sanatı ustalığının en güzel örneklerini verdi. Başta Ulucami olmak üzere Bursa’daki camilere armağan ettiği özgün eserleri her zaman takdir toplamıştır. ) (*)

Onu 1964 de kaybettik.

Aradan geçen yıllarımın anlatımının ONLARIN HİKÂYESİ’nde yer alması gerekmiyor. Zaten , benim yaşantımın okunması , bilinmesi bir mânâ ifade etmez. Ama, bu trajediyi içinde bir yerlerde saklı tutarak yaşayıp son bir yılına gelen Annem; kendisini mutlu eden bir buluşmanın sevincine kavuştu.

Ben İzmit Hv. Radar mevziinde görev yaparken, bizimkilerin Yenimahalledeki evlerine bir ziyaretçi geldi. Bu genç adam , babamın ismini takip ettirerek Emniyet genel Md.lüğünden adresini bulabilmiş. Babamın evde olmadığı bu gelişinde , kapıya çıkan Annem onu görüverince olduğu yerde mıhlanıp kalıvermiş. Evde bulunan bir iki komşu hanımın buyur etmesi ile içeri alındığında , ilk şaşkınlığını atlatan Annem, gelen bu genç adamın kim olduğunu çoktan sezinlemiş; heyecan içinde kalmıştı. İkisini yalnız bırakıp ayrılan komşulardan sonra, kendini toparlayan Annem’le sohbet etmişler; duygusal anlar yaşamışlar.Annemin ellerini bırakmayarak beni sormuş, haberlerimi almış. Tekrar gelirim demiş . Evliymiş.. Bir oğlu varmış.. Adı Kâzım’mış..

(*) Anılar-Duygular-Düşünceler’de, hayat akışım ve bende iz bırakanların saklı bıraktıkları kaleme alınmıştır..Y.A.

Bir hafta sonra, yine Ankara’ya gelişimde; Annem o an anlayabilemeyeceğim şekilde sarılıp ağlamaya koyulunca, farklı bir durumun olduğunu hissetmiştim.

Bu ziyaretle yaşadığı sevinç ve özlemi anlatmakta güçlük çekiyordu. Mavi gözlerini annesinden, yanık yüzünü babasından alan bu delikanlının çıkıp gelmesi, bu kısa buluşma Annemi günlerdir heyecan içinde tutup duruyordu .

Annesinin iki yıl önce ölmeden kısa bir zaman evvel ulaştırmasını istediği helâlliği yerine taşımış; ona ölmeden önce verdiği sözünü tutmuştu. Şimdi , artık Gülten de rahat uyuyabilirdi.

NATO Genel Karargâhı Brüksel’e tayin olan bu genç adam ; Yıldız ve Süha’nın oğlu, kurmay yüzbaşı Bahattin Ziya’dan başkası değildi..

Onu tekrar görüp kucaklamam mümkün olamadı. hayatımın içinde yer alan değişiklikler, ordudan emekli olarak ayrılıp Kanada'ya kütüphaneci olarak iş bulup gitmem ve Annemin 1976 da vefatı; pek çok ilişkiyi ve yaşatılması gereken eski bağlantıları benden alıp götürüverdi. Çok üzgünüm..Yaşam savaşı ve hayat denilen törpünün önüne geçilemez yıpratışı karşısında âciz kalınıyor..
Ama ; geldiğim yaş itibariyle, yaşanılan pek çok kayıpların da bende uyandırdığı bir tevekkül ve teslim oluşun gerçek ifadelerini - BENCE- ortaya koyduğumu sandığım son mısralarımı, bu düz yazının arkasından SİZLERE ulaştıracağım.

En derin saygılarımla......


Yücel AKTAŞ


ONLARIN HİKÂYESİ


B İ T T İ

 
Toplam blog
: 53
: 469
Kayıt tarihi
: 03.10.08
 
 

1- Ankara 1938 doğumlu 2-İlk ve orta eğitim- Bursa - 3-Lise terk ve Hv. Kvv.Teknik Okullarından Mu..