- Kategori
- Tarih
Onur, ulusal onur

Son zamanlarda toplumumuzun çoğu kesiminde kullanılan bir sözü sıkça duyduğum(uz) görülmektedir. Nedir bu sözcük? Onur, onurumuz, onurlu olmak, onursuz olmak.
"Onur"un kelime anlamı; 1) İnsanın kendine karşı duyduğu saygı, öz saygı, haysiyet, izzetinefis. 2) Başkalarının gösterdiği saygının dayandığı kişisel değer, gurur, şeref.
Onurlu olmak; onuru olan veya onurunu üstün tutan, şerefli, gururlu olmak.
Onursuz olmak; onuru olmayan veya onura aykırı davranışlarda bulunan, şerefsiz, haysiyetsiz olmak anlamındadır.
22 Temmuz genel seçimler sırasında, seçmenlere oy alma karşılığında (kimi siyasi partilerce) yapılan; gıda ve yakacak yardımlarını alanlar ve o yardımlar karşılığında oyunu ipotek eden yurttaşlarımız için kullanılan “oy namus, şeref demektir” parayla vs. satılmaz diyenlerimiz olmadı mı? Karşı eleştiriler gelince de bu sözleri söyleyenler bu sefer; “ onurumuza dokunuyor” savunmasını yapar durumda olmadılar mı? Aynı muhabbetleri iftar çadırlarında yemek yemek veya evine yemek götürmek için sıra bekleyenler ile yardımı yapan kişi ve kuruluşlara da yapmadık mı?
Bu tür söyleşiler de ramazan ayı boyunca devam etti. Son aylarda ardı ardına gelen şehit askerlerimizin cenazeleri sırasında da buna sebep olanları kınarken yine onurdan dem vuranlarımız olmadı mı? En son ulusal futbol takımımızın Yunanistan ile yaptığı karşılaşmayı kaybedince de aynı söylemleri duyuyoruz. Yunanistanlı işadamlarına arazi, emlak, bankalarımızı, işyerlerimizi satarken rahatsızlık duymayanlar bir spor karşılaşmasını kaybedince, teknik kadro ve futbolcular için “onurlarına dokundukları gerekçesiyle” söylemedik söz bırakmadılar.
Onurlu olmak bir yaşam biçimidir, dik duruşun olmazsa olmaz koşuludur. Kendisine saygısı olanda onur olur dedik, kendisine saygısı olmayan başkasına da saygısı olmaz. Kişisel çıkarları uğruna TV-Radyo programlarında, gazetelerinde bu topluma onursuzluğu enjekte etmediler mi? . Ne zaman ki çıkarlarına gelmezse o zaman akıllarına Hak, adalet, insan hakları, demokrasi gibi değerler gelir.
ABD Irak’ı kendi ulusal onuru için mi işgal etti, yoksa ulusal çıkarı için mi? Emperyalizm kendi sömürüsünü gerçekleştirmek için önce psikolojik savaş verir, kültür cephesinde savaş açar, ekonomi cephesinde savaş açar en son silaha başvurur. Medya aracılığı ile önce o ülkenin insanlarının beyinlerini boşaltmaya çalışırlar “dik duruş gösteren insan sayısını azaltırlar” ki karşı koyma direnci olmasın veya kırılacak kadar olsun diye. Peki, Irak’ın ulusal onuru ne oldu, ne durumda şimdi?
Ulusal onur konusunda Mustafa Kemal Atatürk bakış açısı nasıldır ona bakalım;
Mustafa Kemal, devletlerarasındaki ilişkilerin gerçekte ulusların dostluğu üzerine kurulması gerektiği bilinciyle, başka ulusların onuruna, haklarına en yüksek düzeyde saygı gereğine titizlikle uyardı. O devletle ilişkilerde anlaşmazlıklar olsa, dahası savaş durumunda bile bulunulsa bu ilkeden sapmamıştır.
İzmir’e girdiği gün ayakları altına serilmek istenen Yunan bayrağını kaldırtması ve “Ama Yunan kralı Konstantin Türk bayrağını çiğnemişti” yakınmalarına karşı da “Konstantin yanlış yapmış. Bayrak bir ulusun şerefidir. Ulusların şerefine saygısızlık yapılmaz!” demesi bunun bir örneğidir.
Bir başka örneği de Hatay konusunda görüyoruz. 1937 yılı. Ulusal And’ın kapsamı içinde olan Hatay’ın Türkiye’ye katılmasının gecikmesi karşısında üzülmektedir. Sağlığı da bozulmuştur. Yakınlarından biri;
“Paşam, ” der. “Ne diye kendinizi bunca üzüyorsunuz? Bir alay gönderseniz Hatay’ı alırsınız. Renani için Hitler’le savaşmayan Fransa, Hatay için seninle savaşır mı?” deyince, Atatürk şu karşılığı verir;
“Doğrudur. Bir alay göndersem Hatay’ı alırım. Alsace-Lorraine için Hitler’le savaşmayan Fransa Hatay için benimle savaşmaz. Ama ya bu defa bir ulusal onur (izzet-i nefis) sorunu yaparsa? Ulusların onuruyla oynamaya gelmez. Ben Hatay için Türkiye’yi ateşe atamam.”
Başka uluslara bu içtenlikle saygı, Atatürk Türkiye’sini uluslararası ilişkilerde çok saygın bir konuma getirdi. Nitekim Hatay konusu Milletler Cemiyeti’nde Türkiye’nin haklarının tanınması doğrultusunda barışçıl yolla çözüldüğü gibi, Boğazların Türkiye’nin tam denetimine geçmesi de Montreux antlaşmasıyla, yine sürtüşmesiz gerçekleşmiştir.
Atatürkçü dış politika Türkiye’yi içinde yer aldığı Yakın ve Orta Doğu devletlerinin ve uluslarının da sevgilisi durumuna getirmeyi başarmıştı. Türkiye’nin öncülüğünde gerçekleşen bölgesel birlikler, bölge ve dünya barışına çok değerli katkılarda bulunmuştur.
Atatürk, “Dünya yurttaşları kinden… uzak kalacak biçimde yetiştirilmelidir.” Diyordu. Bunun da en görkemli örneğini kendisinin önderliğinde Türkiye vermiştir. Yüzbinlerce Türk’ün şehit olduğu Çanakkale savaşının destansı komutanı, Cumhuriyetin ilanından sonraki bir yıldönümünde, Çanakkale’de ölen İngiliz, Fransız, Hintli, Avustralyalı, Yeni Zelandalı askerlerin annelerine şöyle seslenmek yüce gönüllüğünü göstermişti;
“Uzak ülkelerden çocuklarını savaşa gönderen anneler! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Çocuklarınız bizim bağrımızdadır. Onlar bu toprakta canlarını verdikten sonra, artık bizim çocuklarımız olmuşlardır.”
Atatürk’ün ve kurduğu Türkiye Cumhuriyetinin dünya barışına katkısı konusunu, ABD Büyükelçilerinden Charles H.Sherill’in değerlendirmesiyle noktalayalım;
“O, öylesine yürekten inanan bir barışseverdi ki, geçmişin bütün düşmanlıklarına son verip, bütün komşuları ile dost olmuştur. Böylece komşuları da yurdu kadar O’nun çabalarından yararlanmıştır.”
Çorum’un Sungurlu ilçesine bağlı Körkü Köyü'nden halk ozanı Hüseyin ÇIRAKMAN’ın Cumhuriyet’in 50. yıl dönümünü (1973’te) için söylediği aşağıdaki şiir, laik, çağdaş ulus, yurt ve devlet anlayışının Türk ulusunca nasıl özümlenmiş olduğunun bir belgesidir;
BARIŞIMIZ VAR
Bu bir hakikattır, herkes bilmeli
Tarihten kahraman gelmişimiz var
Hain padişahı tahttan indirip
Düşmanı bu yurttan sürüşümüz var
Girmesin yabancı yurdun bağrına
Tâ o günden adım attık yarına
İnsan hakkı, özgürlüğün uğruna
Laik Cumhuriyet kuruşumuz var
Bugün bile takke, fesi giyen var
Padişahın gidişine uyan var
Şeriatı kuracağız diyen var
Kubilay’ı kurban verişimiz var
Şehit kanı toprağımın taşında
Bir özlem var bülbülünde, kuşunda
Açık oturumda, masa başında
Çağdaş uygarlığa varışımız var
Fakiri yaşattık ancak düşünde
Yabancı devlette, elin işinde
Dünya âlimleri keşif peşinde
Boş yere kafayı yoruşumuz var
Atatürk’ün ilkesine uyarak
Tâ gelmeden geleceği duyarak
“Yurdumda sulh, cihanda sulh” diyerek
Bütün dünya ile barışımız var
İnsan haklarıyla tam hürriyetin
Arzusu bu iken bütün milletin
Ellinci yılına Cumhuriyet’in
İnançlı, bilinçli girişimiz var
İkrar verdik, feyiz aldık uludan
Aşkı bulduk içtiğimiz doludan
Öz Türkçemiz Hacı Bektaş Veli’den
Her şeyi insanda buluşumuz var
Sefil Çırakman’ım gerçektir sözüm
İnsan sevgisiyle yanıyor özüm
Çağın ozanıyım, kör değil gözüm
Halk için gerçeği görüşümüz var.
Murtaza ÇİÇEK
Yararlanılan Kaynak: Prof. Dr. Özer OZANKAYA “Cumhuriyet Çınarı”