- Kategori
- Siyaset
Oradaki köy kimin ?

Bu insanlar neden katledildi ? Bu basiteçe "töre gereği" diye isimlendirilebilinir mi ?
<ı>Orda bir köy var uzakta,
ı><ı>O köy bizim köyümüzdür
ı><ı>Gitmesek de görmesek de
ı><ı>O köy bizim köyümüzdür
ı>
Bu dizelerden oluşan şarkıyı bilmeyeniniz yoktur diye düşünüyorum. Bu çocuk şarkısını ilk söyleyen çocuklar, bugünün 30’lu hatta kırklı yaşlarda bireyleri, bu ülkenin. Ne kadar da güzel duygular ifade ederek söylemiştik bizlerde, onlarla beraber. Türkiye’nin bir yerlerinde varlığı olan, varlığını bildiğimiz ya da bilmediğimiz köylerin, gerçekten bizim olduğunu, bu ülkenin olduğunu bize hatırlatan bir şarkı. Her nekadar gitmesek ve de görmesek de..
Geçtiğimiz hafta Mardin’in Bilge köyü de işte böyle bir köy. Hiç gitmediğimiz, hiç görmediğimiz, Anadolu’nun en ücra köşelerinden birinde olan, yemyeşil, küçücük bir köy. Adım gibi eminim ki, bu ülkede bu menfur saldırı, daha doğrusu katliam olana kadar, toplumun her katmanından yukarıdaki bürokrat hatta bakanına, Cumhurbaşkanına kadar, bu köyün varlığı ve ismi bilinmiyordu. Ama haritada var işte. Haritada olduğuna göre, bu ülkenin bir köyü değil miydi. Üstelik adına sıkça aşina olunması gereken bir köymüş nitekim. Nedeni ise şu !
Bu köy, her şeyden önce bırakın coğrafi konumunu vs.’sini, diğer adı ile anıldığı gibi tam bir “korucu köyü” idi. Yani devletin bürokratının, askerin, içişleri bakanlığının bilmesi, en azından aşina olması gereken bir isimdi diye düşünüyorum. Zira köy erkeklerinin (belli bir kesimin) çoğunluğunun gönüllü ve de maaşlı olarak korucu kimliğiyle silahaltına girdiği bir köydü. Şimdi diyeceksiniz ki, başka köylerden de korucu olanlar var, onların da mı bilinmesi gerekiyor. Belki evet, belki hayır. Yani, her korucu olan insanın köyü, kenti, zapturapt altına alınmalı manasını çıkartmıyorum ama bu köyün, yani Bilge köyünün erkeklerinin korucu sisteme dahil olmasının haricinde, orayı önemli kılan başka bir hususu daha var. O da o köyde bir kan davasının olması ve hala canlılığını yitirmemiş olması. Yakın bir zamanda yine o köyde, aynı aileden 8 kişi katledilmiş, daha öncesinde 2-3 kişi katledilmiş. Sonra da, bölgeye has bir gelenek olan “kan parası” adı ile kendi tarafından olan ailenin büyüğüne bir miktar (170 bin lire kadar) para ödenerek, intikam alınmaması sağlanmış. Ama birileri rahat durmayarak, üstelik bu kez öyle üç-beş kişi ile değil, topunun kökünü kazıyarak bu işe el atmak istemişler. Neredeyse başarıyorlarmış. Birkaç dakikalık saldırı da tam 44 kişi, üstelik bunların arasında üç dört tane de hamile kadın da vardı ve hayatlarını kaybettiler. Belki kurşunları yetmedi, belki de karşı bir direniş oldu da, geri de kalanları da katletmediler. Onları da öldürebilirlerdi. Öyle ki, bu insanlar, çocuk, genç, kadın, hamile demeden ve de erkeklerin namaz kılmalarına aldırmayacak kadar gözlerinin dönmüş olmaları ile bu işe kalkışmışlar ve becerdiler de.. Neden yaptılar? Kim yaptırdı? Ellerine ne geçti? Bu ayıp ve günah nasıl kapanacak?
Bu soruların onlarcası insanın aklına geliyor. Ortalıkta bir şeyler dönse de şimdilik cevapları yok. Sanıyorum yakın zamanda hepsi aydınlığa çıkacak.
Bir diğer konu ise, yine aynı olayla ilintili. Kendilerini çok eleştirdiğim, bölgenin ve bölge halkının partisi olduğunu iddia eden DTP’li kürt vekiller(!) ve yetkililerin köyü 7-8 gün sonra ziyaret etmeleri, taziyelerde bulunmaları. Siz, bu insanların da vekili olduğunuzu her fırsatta söylemiyor muydunuz? Onlar da Kürt değil miydi? O köy de sizin sözde sınırlarını çizdiğiniz bölgenin içinde olan bir köy ve haklarını savunduğunuzu söylediğiniz insanlardan değiller miydi bu insanlar. Sanırım değildiler!.. Ne de olsa o köyden korucular çıkmıştı. Ve o korucular Pkk’ya karşı savaşıyorlardı öyle değil mi? Belki de sırf bu yüzden gitmediniz, belki de eleştirilmeye başlayınca lütfenle gidip, taziye ziyaretinde bulundunuz!..
Alakası yok demesin kimse. Bu saldırı ve katliamın olduğu saatlerde, aynı partinin Grup Başkanı Emine Ayna bu katliam devletin eliyle yapılmıştır deyip korucuları kendi kimliklerine ihanetle” suçlamış ve<ı> “Koruculuğu bırakın ve kabul etmeyin. Yarın öbür gün çocuklarınızın, torunlarınızın temiz bir tarihi olsun. İhanetçilerin torunları denerek anılmasınlar. Koruculuk sistemi yanlıştır, bir halkı aşağılama yöntemidir lağvedilmelidir, korucu Kürtler de koruculuğu kabul etmeyerek boşa çıkarmalıdır” ı>dememiş miydi?
Bu ne çifte standarttır böyle.. Hatta, bu ne perhiz, ne lahana turşusu bile derler. Bu durum da konuşulmalıdır. Bu ülkede bir şeyler gerçekten ters gidiyor..