- Kategori
- Öykü
Orfozun intikamı

resimdeki orfozdur.
O R FO Z’ U N İ N T İ K A M I
Sabah güneşi , dağların tepesinden süzülüp, aşağıdaki körfezin sularını, aydınlatıyordu. Yaşanacak gün için doğadaki tüm canlılar uyanıyor. Ilık esen rüzgar, dağların üzerinden geçip, zeytin ve kekik kokularını, ulaşabildiği her köşeye taşıyordu. Kristal parçasını kıskandıracak kadar berrak görünen deniz, doğmakta olan güneşi, var gücüyle içine çekip, en derin mabetlere kadar taşıyordu. Gök yüzünün mavisi , denizin mavisiyle kucaklaşmış, günün başladığını, müjdeliyordu.
Gittikçe artan güneş, gecenin karanlık yüzünü siliyor, doğadaki tüm canlı varlıklar, yaşama telaşı içinde günlük mücadelelerine hazırlanıyorlardı. Ilık esen rüzgar, durgun denize vurdukça, mavi dünyanın derin yüzü, gecenin ıssızlığından kurtuluyordu. Akıntının başlamasıyla, danseden bitkiler arasında dolaşan balıklar, aç midelerini doyurmak için hertaşın altını yokluyordu. Küçük olanlar birlikte yüzüyor, kuytu köşelerde tutunup, tehlikeye karşı koymaya çalışıyorlardı, Kayalara sıkıca tutunmuş kestaneler, yeni açmış çiçekler gibi parlıyor, deniz yıldızları ağır ağır yer değiştirerek ilerliyordu. Kayaların altındaki derin maviliklerde hayat, kollarını açmış, tüm gizemleriyle, merhaba diyordu.
Büyük kayanın altındaki kovuktan gürültüyle çıkan gölge, iri gövdesiyle ileri atılıp, derinliklerde ilerlerken, arkasında girdaplar bırakıyordu. Dipte yaşayan tüm sakinler, iri gölgeye yabancı olmadıkları için fazla telaşa kapılmadan, saygı belirtisiyle yolundan kaçıyorlardı. Mavinin, laciverte dönüştüğü derinliğin ortasında, belirgin başını mağrur bir eda içinde sallayan büyük balık, kayaların efendisi olduğunuanlatır gibiydi. Yüzeyden süzülen ışıklara aldırış etmeden, bulunduğu yerden etrafı gözlüyor, iri başına uygun kocaman dudaklarını açıp kapayarak, geziniyordu. Koyu kahveye çalan derisi, yer yer ağarmış olmasına rağmen tüm vücudunu saran pullar, güneş altında bir zırh gibi parlıyordu. Ağır hareketler içinde kıpırdandığında, karşısına çıkan balıklar, saygı ile önünden geçiyorlardı. Kayanın altındaki yuvasına doğru ilerledi. İrileşen vucudu, yıllardır barındığı yuvasına artık sığmıyordu.Her seferinde, zorlanarak önce kuyruğunu içeri atıyor, başı dışarıda kalıncaya kadar, maheretle yüzgeçlerini kullanıyordu. Uzun yıllar önce yerleştiği bu kovuk, artık büyük gövdesine dar geliyordu.
Güneş yüzünü iyice gösterdiğinde, ısınan hava, mevsimin sıcaklığını hissetirmeye yetiyordu. Kekik kokulu rüzgar, denizin üstünde dolaşıyor ve çevreye hakim olan sessizlik , doğadaki yaşamın canlılığını anlatmaya yetiyordu. Uzaklardan gelen motor sesi, suyun içinde hızla yayılıp, derinliklerin koyuluğuna kadar ulaşıyordu. Kayaların altında, kendi dünyaları içinde yaşayan balıklar, ıssızlığı bozan sesi, bedenlerinde titreyerek hissediyorlardı. Ses, kayalara yaklaştıkça , derinlikteki canlıların meraklı tedirginlikleri artıyordu. Motor sesi, büyük gürültüye dönüştüğünde, birden kesildi. Tekrar etrafa hakim olan sessizlik, duran teknenin, demir bırakması ile bozuldu. Boşalan demir ve zincir, suya deydiğinde çıkan tiz ses, kayalarda çığlık gibi patladı. Tüm canlılar korkuyla kaçışırken, sese yönelen tek varlık, iri gövdesi ile kovuktan çıkmaya çalışan, kayaların efendisi olmuştu.
Demirleyen teknenin üzerinde bulunan bir grup insan, dalış hazırlıklarını çoktanbaşlatmışlar, giyiniyorlardı. İçlerinden orta yaşlı ve uzun boylu olan sarışın adam, gür sesi ile ayakta konuşuyor, diğerleri dikkatle onu dinliyordu.
_ Arkadaşlar, tekrar anlatıyorum. Derin dalış, ciddiyet ve prensip ister.Bu yüzden, ekip başı olarak beni takip edip, arkamdan sırayla , yüzerek geleceksiniz. Hareketlerinizi bana bakarak, idare edecek ve tarak düzeninde, yanınızdakini kontrol ederek, ilerleyeceksiniz. Dalışımızın süresi 40 dakika ile sınırlı olacaktır. Tekrarbelirtiyorum, sağ yumruğumu kaldırdığımda hepiniz duracaksınız.
Bu işaretim ile ilerleyecek, böyle yaparsam tehlike olduğunu anlayıp, hemen bana odaklanacaksınız. Bu işaret ise durumun normalolduğunu belirtir, unutmayınız....!
Şimdi, elbiselerimizi ve dalış malzemelerimizi son kez kontrol ediyoruz...!Hepiniz ceketinizi giyin ve tüplerinizi takın.İkili konsoldan basınç göstergesi ve manometre bu tarafta duracak...! Regulatörden hava kontrolü yapalım. Gözlüklerinizi takmadan önce sizlerden, birkaç kurala uymanızı, rica ediyorum...!
-Doğaya saygılı olmayı unutmayalım. Dalış sırasında gördüğünüz bitki ve hayvanları, rahatsız etmekten kaçının. Asla yanınıza, hatıra olsun diye anfora, taş parçası, mercan parçası ve benzeri şeyleri almayınız. Özellikle aşağıdaki balıkları, ürkütmemek için gayret gösterip, ani hareketler yapmayın...!
-Arkadaşlar, bu dalış yerinde sizlere bir süprizim var demiştim. Bunu açıklıyorum. Aşağıda, bir orfoz balığı var. Birazdan size, onu ve yuvasını göstereceğim. Bu yörenin ender rastlanan bir türü olup, iri cüssesinden etkilenip korkmayın. O biz dalgıçları iyi tanır. Çoktan bize gelmek için yuvasından çıkmıştır. Bu balığın dostça yaklaşımını ve bizlerle iletişim kurma cabalarını görünce, sizde şaşıracaksınız. Onu hep birlikte sevip besleyeceğiz....!
Şimdi, dalışa hazırsanız, aynı anda saatlerimizi ayarlayalım.
Dalgıçlar, teknenin merdivenlerinden yavaşça suya inip, dalış durumuna geçtiklerinde, kristal mavi sular, sürekli çıkan hava kabarcıklarına karışmıştı. Büyük kayanın etrafından dolaştıklarında, derinlerin alemi huzur içindeki dünyasıyla hepsini büyülemişti. Yüzeyden yayılan ışıklar, görünen renkleri daha canlı yapıyordu. Koyu mavilikler, gizem dolu boşluklar gibi ürkütücüydü. Berrak sular hepsini etkilemiş, su altı dünyasının mutluluk veren büyüsü, benliklerinii sarmıştı.
Ekip başı, el yardımıyla aşağıları işaret ettiğinde, kayaların altından gelen gölgeye irkilerek dikkat kesildiler. Kayaların efendisi orfoz, tüm haşmetli yapısıyla karşıların duruyordu. Ekip başı elini, belindeki çantaya attığında, orfoz yanına kadar sokulmuştu. Önce birbirini selamlarmışcasına, karşılıklı olarak başlarını salladılar. Eliyle çıkardığı kalamar parçasını uzattığında, ağır ağır kuyruk sallayan balık, sevincini belli ediyor, eski bir dostu görmüşcesine yakın davranıyordu. Dalgıçların arasında korkmadan dolaşan orfoz, dokunmalarına aldırmadan, onlara dostça sürtünüyordu. Ara sıra çıkan hava kabarcıklarını ağzıyla kovalıyor, tekrar dalgıca yanaşıp ondan kalamar vermesini isteyen bir kedi yavrusu gibi oyunlara başvuruyordu.
Gördükleri karşısında, hayretlerini gizleyemeyen diğer dalgıçlar, bulundukları yerde asılı kalmışcasına kıpırdamadan, orfoz’a bakıyorlardı. Orfoz dalgıçların arasında sırayla dolaşıp tanışırken, mavi dünyada zamanın geçtiği anlaşılmıyordu.
Dalgıçlar, ekip başının el işareti üzerine, gönülsüz tavırlar içinde yukarı doğru palet vurmaya başladıklarında; arkalarından bakan orfoz, onları uğurlarmışcasına, yerinde duruyor ve hüzün içinde kuyruk sallıyordu...!
Geri dönmeye başladıklarında, hepsinin kafası, derinliklerin büyülü dünyasında yer alan kristal atmosferden etkilenmiş, gözleri arkada, isteksizce ilerliyorlardı.
Tekneye çıkan dalgıçlar, heyecan içinde birbirine ‘’Harikaydı, harikaydı’’ demekten kendini alamıyor, gördükleri karşısında, benliklerini saran huzurun etkisiyle, bir köşede sessizliğe dalıp, az önce yaşadıklarını, tekrarlamak istiyorlardı. Dalgıçlar elbiselerini çıkardıktan sonra duş almak için kamaralarına geçtiklerinde, motorun gürültülü sesi, Siren Kayalıkları’nı titretmeye başlamıştı.
Tekne limana vardığında, iskeleye bağlı balıkçı sandallarının arasında yerini almıştı.Ekip başı olan dalgıç hocası, teknenin gölgeliği altındaki büyük masanın başına geçmiş, misafir dalgıçların, kamaralarından çıkmalarını bekliyordu. Çok geçmeden, ekipten birkaç kişi işlerini bitirmiş ve giyinmiş olarak güvertede göründü. Ekip tamamlandığında, hepsi masanın çevresinde yerini almış, dinlenerek , soğuk içeceklerini yudumluyorlardı. Ekip başı, söze başladı.
- Yorgun görünüyorsunuz ! Bu günkü dalış sahasını beyenmediniz, herhalde ?
- ‘’ Asla, , , ! çok güzeldi, , , harikaydı, sözleri birbirine karışmış halde heyecan içinde konuşuluyordu. Ekibin en ufak yapılısı olan esmer kız, susmaları için elleriyle arkadaşlarına işaretler yapıp, devam etti.
- Hepimiz birden konuşunca, anlaşılmıyor, lütfen sırayla konuşalım !
- Hocam, bu günkü dalışın sarhoşluğunu yaşıyoruz. Aslında hepimiz büyülendik. Az önce yaşadıklarımızı, kimse unutmak istemiyor…! Ne yalan söyleyeyim, orfozu ilk gördüğümüzde, hepimiz korktuk. Çünkü, daha önce hiç böyle kocaman balık görmedik. Harikaydı ..!
- Doğadaki hayvanların dost yaklaşımını ve iletişimini hissettim. Elimden kalamarı alırken, sanki bana gülümsüyordu. Şok oldum...!
- Bir ara kendisini bana isteyerek sevdirdiğini, sürtünmesinden anladım ve benimle birlikte yüzmek ister gibiydi. Unutamayacağım.!
- Hocam, ben orfoz kadar, Siren Kayalıkları’ndan da çok hoşlandım. En ufak bir ses dahi kayalarda defalarca yankılanıyordu.
- Evet arkadaşlar biz ona ‘’ kayaların efendisi’’ diyoruz. Ne kadar uysal, değil mi? Gördünüz işte, sevecen orfoz yıllardır bizimle arkadaş, kadrolu elamanımız gibi. Nesli tükenmekte olduğundan, onu koruyor ve hep besliyoruz.
- Ne olur hocam, bizi oraya bir daha götürün.!
- Olur arkadaşlar, fakat sizden bir ricam var. Orfozu, nerede gördüğünüzü, kimseye söylemeyeceksiniz. Anlaştık mı.. .?
Evet, dalış hocasının sürprizinde saklı giz, orfozun yaşadığı bölgeydi. Orası insanoğlu tarafından, işgal edilmemiş, son birkaç yerden, sadece biriydi.
Yan tarafta ağlarını devşiren balıkçı, sırtı ekibin oturduğu tarafa dönük olmasına rağmen, tüm konuşulanları duymuştu. Hayret içinde, vay anasını...! demekten kendini alamadı. İşittikleri karşısında, aklından geçenler, birbirini kovalayan hinliklerle dolup taşıyor ve kendi kendine konuşuyordu.
- Ulen şu işe bak be.! Bütün gün, üç beş balık için denize metrelerce ağ döküp, saatlerce denizi dövüp, boşa yoruluyoruz. Sonunda elimize geçen para, birkaç şişeye yetmiyor. Hale bak, elin zibidileri sadece yaz sefası için gelip, dalıyorlar ve en büyük balığı buluyorlar. Orfoz haa..! Bu çok para demek oğlum. Tatil sezonunda, hangi lokantaya götürsemelimi öperek alırlar. Yaşadın oğlum.!
Balıkçı Ali, bu yörenin insanıydı. Üç kardeşten en küçüğü olup, kasabadan hiç ayrılmamıştı. Kendilerini küçük yaşta terk eden babasını, çok az hatırlıyordu. Anası tarafından, eşrafın yardımlarıyla büyümüş ve aksi bir yapıya sahipti. Daha çocukken, mahalle arkadaşları arasında, kavgacı ve gaddar tavırları nedeniyle pek az arkadaşı olmuştu. Bir gün, güvercinini yiyen sarı kediyi çekinmeden, asarak öldürmesi, çocuklar arasında, Gavur Ali lakabıyla anılmasını başlatmıştı. Yetişkin olmasına karşı hala tek dostu yoktu. Bu yüzden, yalnız yaşamaya alışmış ve meslek olarak, balıkçılığı seçmişti. Kış gelmedikçe eve uğramaz, uydurma kamaralı eski teknesinde yaşardı. Bu çevredeki kıyıları, deniz dibindeki taşları ve mevsimsel fırtınaları, avucunun içi kadar iyi bilirdi.
Akşam serinliği limana vurduğunda, Gavur Ali, ağ temizleme işini bitirip, sandalının baş üstüne hepsini özenle toplayıp, istifledi. Üstünü güzelce eski bir çulla örttüğünde, aklı hala orfozun yerindeydi. Kafasına koymuştu, yarın erken, gün ağırmadan orada olacak ve ilk aydınlık ışıkların yardımıyla, orfozun işini görecekti. Baş altında gizli duran, her tarafı pas tutmuş zıpkını yerinden çıkardı. Zımpara ve makine yağını yanına alıp, onarmaya başladı.
Sabah ezanı okunduğunda, yattığı yerden doğruldu. Gecenin serinliği, denizin üzerinden etrafa yayılıyordu. Sıcak ve aydınlık bastırmadan, av mahallinde olmalıydı. Aceleyle, sandaldan eğilip, tuzlu deniz suyuna aldırmadan, yüzünü iyice yıkadı. Eski havlu parçası ile kurulanırken, o günkü avın iştahı, her tarafını sarmış, başka bir şey düşünemiyordu. Motorun başına geçip, gazı açtı. Elindeki ipi, kasnağa doladığında, hala büyük avını düşünüyordu. Var gücüyle ipi çektiğinde, diesel motor patlamaları, gürültüyle etrafı sardı. İskele ipini özenle çözüp, yola koyuldu. Siren Kayaları’na vardığında, güneş doğudaki dağ sırtlarını, kızıl ve sarı renkleri birbirine karıştırarak, aydınlatmaya başlamıştı. Tahmin ettiği kerterize geldiğinde, motoru durdurup, kaya uzantılarına kadar kürekle yanaştı. Rüzgarın yönünü kestirip, tekneye baş verip, sıkıca bağladı. Demiri sessizlik içinde suya bıraktığında, geldiğini gizler gibi gürültüden uzak durmaya çalışıyordu. Kayaların sessizliği, bir an kendisini ürkütmüş olmasına rağmen, aldırmadan giyinmesini sürdürdü. Güneşin ışıkları, derinlikleri aydınlatmaya başladığında, serin sulara, usulca daldı. Ayaklarındaki paletleri dahi sert vurmaktan çekiniyor, elindeki zıpkın ve camları buğulanan gözlüğe aldırmadan, iştahla avını arıyordu.
Az önce stop eden motorun sesine ve bırakılan demirin dipteki kayalara vurması ile irkilen orfoz, uyuduğu yuvasında, gözlerini açmış, acıkmış olduğunu anladı. Sesler ona, yine dostlarının geldiğini anlatıyordu. İri başı ileride, yuvasından çıkıp aydınlığa doğru kuyruk sallayarak süzüldü. Büyük vücudu kayalıkların etrafından geçerken, geride kalan gölgesi, tüm görkemini yansıtıyordu. Derinlikleri sürekli gözleyen Gavur Ali, aşağıdan kendisine doğru gelen orfozu gördüğünde, donup kaldı. Şinokelinden, bir nefes çekip, sağ eline sıkıca oturttuğu zıpkını arkasına gizleyerek, avına doğru dalışa geçti. Yukarıdan tek başına gelen dalgıç, orfozu tedirgin etmiş, olduğu yerde durmasına sebep olmuştu. Balığın ürktüğünü gören Gavur Ali, hemen cebinden aldığı birkaç sardalyayı, ona doğru salladı. Yemleri gören orfoz, avcısına doğru, güvenle kuyruk sallayarak yaklaşmaya başladı. Balık sol elindeki yemleri almak için iyice yaklaştığında, zıpkını kafasına doğrultup, büyük bir iştahla, tereddüt etmeden çekti...!
Zıpkın, balığın kafasına girdiğinde, ortalığı saran kemik sesi, derin bir çığlık kadar acı, acı kayalarda yankılandı. Bir an dehşete düşen orfoz, önce bir takla attı, sonra yalpalayarak, yuvasının bulunduğu kayaya doğru kaçtığında, kafasından akan kan, peşinden sürüklenen zıpkınla karışıyordu. Nefesi kalmayan Gavur Ali, yüzeye doğru palet vurduğunda, hazine bulan şanslı avcılar gibi neşeliydi. Su üstüne vardığında, aceleyle birkaç nefes alıp, merak içinde tekrar daldı. Aşağı doğru süzülürken, büyük av böyle vurulur deyip, kasılırken, onu görecek olan diğer balıkçılar arasındaki havasını görür gibiydi. Denizin içine uzanan dik kayalara geldiğinde, karanlıktan bir an ürktü. Kararlıydı, bu yüzden korkularının yersiz olduğunu düşündü. Bütün bunlar, basınçtan oluyor diyerek, derinlerdeki kan bulutuna doğru palet salladı. Büyük kayanın sonuna geldiğinde, önce zıpkını ve sonra orfozu gördü. Yuvasına can havliyle dalan balığın, dışarıda kalan başı ile saplanmış zıpkın demiri, sürekli akan kandan, zor seçiliyordu. Bir an göz göze geldiler. Ara sıra gözlerini açan balık, hala canlıydı ve avcısına acı içinde bakıyordu. Gavur Ali’nin avına bir an önce sahip olması için zamanı azdı. Onu yuvasından çıkarmak için iki elini balığın solungaçlarının bulunduğu yere doğru uzatıp, zorla soktu. O anda gözlerini aralayan orfoz, avcısına son kez baktı. Şimdi avlama sırası kendisine gelmişti. Var gücüyle, zor sığdığı kovukta, vücudunu sonuna kadar kastı. Vücudunu gerdikçe, iri pulları , kovuğun sert kayalarına çivi kadar sağlam tutunuyordu. Başına geleni o an anlayan Gavur Ali, panik içinde, ellerini kovuktan alamıyordu. Tüm gücünü sıkışan ellerini kurtarmaya harcıyor, sağa ve sola doğru telaşla atılarak, çırpınıyordu. ..!
Ertesi gün, Siren Kayaları’nı ziyarete gelen dalgıç ekibi, aşağıya indiklerinde, iki cesetle karşılaştılar...!
Ocak, 2003 Bay Öykücü