- Kategori
- Organik Ürünler
Organik mi? O da Ne? Egzotik Bir Meyve mi Yoksa?

Organik kelimesi, ülkemizde yeni yeni kendine yer bulan bir terim. Öyle ki; insanlar bu kelimeyi duyduklarında egzotik bir meyve olduğunu zannedecek kadar konuya uzaklar. Atalarımızın çok iyi bildiği, ancak insanoğlunun aç gözlülükle ‘daha çok üretirsem, daha çok satarım; daha çok satarsam daha çok kazanırım’ diyerek, kimyasalı, ilacı hayatımıza sokmasına inat günümüzde yeni bir alternatif olarak karşımıza çıkıyor organik tarım.
Kaliteli yaşam, sağlıklı bir bünye, temiz bir çevre gibi insan yaşamında çok önemli olan bu yaşamsal parametlerin en büyük düşmanı ‘Kimyasal’ maddeler, bir anlamda nereye dokunsa kirleten, zarar veren birer canavar gibi.
Sağlıklı beslenmek deyince; akla ilk gelen yeterli ve dengeli besin tüketmek. Ancak günümüzde yeterli ve dengelinin yanına ‘organik, ekolojik, kimyasallardan uzak’ gibi terimleri de eklemek gerekiyor. İstediğimiz kadar yediklerimize dikkat edelim, istediğimiz kadar yeşili, sebzeyi, meyveyi bol tüketelim, bir noktadan sonra sağlığımız için tehlike çanları çalmaya başlıyor. Üzgünüm ki; kimyasalların, tarım ilaçlarının, hayatlarımızın en ince ayrıntısına kadar sızmasına bakınca böyle bir karamsar tablo ortaya çıkıyor.
Ancak, ne mutlu ki; hayatta her şeyde olduğu gibi bununda alternatifi var: Çok değil; 50 yıl öncesinde atalarımızın ayak izlerinden sapan, hormonlarla, antibiyotiklerle, böcek ilaçlarıyla, kimyasal kaplama ve parlatıcı maddelerle yediğimiz gıdaların pazarını bir balon gibi şişiren ve bizleri yavaş yavaş zehirleyen üreticilere alternatifleri tercih etmek.
Peki, giydiğimiz tişörtten yediğimiz yumurtaya kadar vücudumuzun her bir noktasına kadar temas eden kimyasallardan kurtulmak gerçekten gerekli midir? Belki de çok az miktarlarda alınan kimyasalların, bizi tedavi eden ilaçların yan etkileri gibi, minicik etkilerle bizim hayatımıza hiçbir zararı yoktur aslında. Belki de; sağlık, kaliteli yaşam, bilinçli tüketim diye tutturan biz insanoğlunun olayları abartmasından öte bir şey değildir bütün bunlar.
İşte burada, böyle bir şüpheyi aklımızdan silmek üzere bilim yetişiyor biz tüketicilerin imdadına ve sırasıyla cevaplıyor zihnimizdeki tüm soruları. Evet, bir parça kimyasalla temasın hiç kimseye zararı yok, birkaç kere temas etmek hiçbirimizi kanser etmez, ama bunu 365 gün süren bir yıla ve uzun yıllar sürmesini umduğumuz bir ömre yayarsak ne olur sizce? İşte bu sorunun cevabını hepimiz biliyoruz. Tarım ilaçları, verimi arttırmak adına toprağa karışan kimyasallar, her gün vücudumuzda birikerek başta kanser olmak üzere birçok hastalığın oluşması şeklinde geri dönüyor bizlere.
Organik tarım; ister bitkisel, ister hayvansal gıdalarda olsun, ilk üretim aşamasından paketlenmesine, taşınmasına ve depolanmasına kadar her adımın özenle takip edildiği; pahalı oluşlarının ister istemez tüketicide bir önyargı oluşturduğu, ancak bol miktarda tüketilerek henüz fabrikalaşmamış Anadolu kırsalında talep ve üretim yaratabileceği, böylece sağlıklı bir iç pazarın yaratılabileceği bir alan.
Organik ürünlerin olumsuz gibi görünen bir yanı da; “ancak asıl olması gerekeni”, her şeyi sadece mevsiminde bulabilmemiz. Yani bir çileği kalkıp da kış ortasında bulamıyorsunuz. Peki, dalından koparılmış, mevsiminde tüketilen taze çileğin yerine, kocaman, yapay görünümle ve gerçekten de sağlıksız bir çileği tüketmek mi daha iyi sizce?
Bu uzun konuya, yarın 'Biz doğduk ve yine de kirliydi dünya ile devam edeceğim...