- Kategori
- Anılar
Otuzbeş yıla mahkum

Gazeteleri karıştırırken okuduğum şeyler, beni o kadar şaşırtıyor ki. İster istemez zaman tüneline giriyorum. Hele bana 30 sene fark atmış bir paşanın. Eyalet açıklaması. Fikirdir, hepimiz istediğimizi yazıp, söyliyeceğimiz bir ortam özlemini çekmedik mi? Gene de çözemediğim o kadar şey var ki !
Baba dostu bir misafirim vardı. Burada Atatürk Cemiyeti' nin misafiri olarak.
Şehri çok iyi tanıyordu o benim misafirim. Bir zamanlar Milliyet’ in muhabiri olarak bulunmuştu tek Türk gazeteci olarak. Anlatıyordu o günleri, o zamanlar bu utanç duvarı daha yoktu diye. İlerde ki günlerde bu yakışıklı genç gazetecinin anılarını aktarmaya çalışacağım.
Yoğun geçen günün, daha doğrusu gecenin son demlerinde. Benden bir kitap istedi. Ben de kitaplığımı göstererek, abicim seç, hangisini okumak istersen dedim. O ince zarif parmaklarını piyanonun üzerinde gezdirir gibi kitapların üstünde dolaştırırken. Bir dizinin üstünde durdu. Bir tanesini eline aldı. Açtığı sayfayı ezberinden okudu. Ben bununla uykuya gidiyorum dedikten sonra. Bir kitap da benim elime tutuşturdu. Bana açtığı sayfada aynen şunlar yazıyordu. ” Sıra bana gelince bütün cesaretimi topladım ve karşımdaki, o yaşa kadar benzerini görmediğim bu, arkaya doğru özenle taranmış sarı saçların süslediği delice mavi gözlerin ta içine bakarak: Ben İstanbull' lu değilim Paşam...'dedim. Güldü: Yaaa! Peki nerelisiniz?' Selanik' lı ! Sizin gibi! ...'
Demek ki hemşehriyiz! ' bundan gurur duyuyorum Paşam... ! Birden ciddileşti: ' Güzel şiirler yazdığınızı söyledi Paşa Hazretleri. Mevzuulu şiirler mi bunlar?' Cevap verdim; ' umumiyetle öyleler.....' ' Umumiyetle yetmez! Şu sıralar yalnız mevzulu şiirler yazmalısınız. Memleketin buna ihtiyacı var.... ' Sohbetimiz tahminimden daha güzel bir mecraya girmeye başlamış, heyacanımda biraz yatışmıştı. O' na -en azından- bir şiirimi okumaya kararlıydım hemen oracıkta. İçimden
hangisini okusam acaba...? Diye geçirmeye başlamıştım bile.....
Bu anıyı anlattığı zaman 60 yaşların da idi. Anlatmaya başlamadan önce ' ...tam da başının üzerine vuran güneşin ışıklarıyla ikinci bir güneş gibi parlıyordu...' diye başlamıştı. ”
Bu okuduğum satırlarla gecenin karanlığında kaybolur iken. Şu anda neden 35 Yıla mahkum olmuşsun demek geldi içimden.
Sağol Dostum, abim Orhan Karaveli iyiki gitmiş onunla konuşmuşsun yoksa bunlardan belki benim haberim olmayacaktı.
Saygılarla.