- Kategori
- Edebiyat
Öykü ve sinema emektarı / Osman Şahin

İzmir’de 14-16 Şubat 2008 tarihleri arasında Konak Belediyesi, Edebiyatçılar Derneği ve Ege Kültür Vakfı işbirliği ile “7. İzmir Öykü Günleri” düzenlendi. Bu yıl “Öykü ve Sinema” ekseninde işlenen etkinliğe birbirinden değerli pek çok yazar, şair ve sinemacı katıldı. Etkinliğin onur konuğu Füruzan’dı.
Katılımcıların hepsi önemliydi benim için, ancak biri vardı ki, benim için bambaşka bir öneme sahipti. Gerçekten uzun yıllardır tanışmak için sabırsızlandığım, çocukluğumun geçtiği Fırat’ın kenarındaki köylerde, ben doğmadan yıllar önce yaşamış, öğretmenlik yapmış, öykü ve sinema emektarı sevgili ağabeyim sayın Osman Şahin’di bu… Kitaplarını okumuş, öykülerinden sinemaya uyarlanan filmlerini izlemiştim. Uzaktan uzağa bir hayranlık duyuyordum ona. Öykülerinde yaşadığım coğrafyayı, o coğrafyanın insanlarını anlatıyordu. Kahramanlarının çoğu tanıdığım isimlerdi.
İlk gün, heyecanla gidip etkinliğin yapılacağı salonda buldum onu. Kısa boylu, gözlüklü, Anadolu insanına has bir sıcaklık taşıyan yüzüyle yıllardır tanışıyormuşum gibi geldi. Elimi uzattım, “Osman abi, nasılsın?” dedim. Yüzüme baktı, Yıllardır tanıyormuş gibi gülümseme yayıldı yüzüne, beni kendine doğru çekerek yanaklarımdan öptü. O konuşmadan ben tanıttım kendimi, “Abi, çocukluğum Nisibin köyünde, Tille’de, Kazo’da, İnik’te geçti, senin de çok iyi tanıdığın, şimdi çoğu soğuk, karanlık suların altında kalan, boğulan köylerde…”
“Ne! Nisibin mi? Gerçekten mi?” dedi. Yeniden sarıldı bana, yeniden öptü. Gözlerindeki ışıltı, yüzündeki sevinç beni de etkiledi. Hemen daldık sohbete. Yanımda ‘Taşın ve Aşkın Ezgisi’ ile ‘Ağıtsız Kadınlar’ isimli romanlarım vardı. İmzalayıp takdim ettim kendisine. “O topraklardan, o köylerden bir yazar çıktı ha! Ne kadar sevindim anlatamam.” dedi. Kitaplarımı yüreğine bastı, dostça kucakladı. “Ben yazdım Fırat’ı ama asil sizler yazmalısınız, ” diye devam etti.
Siverek’in Kalemli köyünde 1957 yılında öğretmenlik yapmış. Köyün ağası Halil ağayı, çocuklarını, köylüleri, kan davalarını, Ahmo’yu bir bir anlattı. Sonra dönemin mahkûmu eşkıya Bekiro’dan, bahsetti. Anlattığı yerler, kişiler benim de yaşadığım ve tanıdığım yerler, kişilerdi. Cana yakın, halktan biri Osman Şahin.
“Biliyor musun bu İzmir öykü günlerinde en büyük kazancım, seni tanımak oldu, ” dedi. Mutlu etti beni. Sıcak, babacan bir tavırla anlattı, Nisibin’i, Kazo’yu, Kalemli’yi, Tille’yi, Aşurge’yi.
Sohbetimizden sonra program kapsamında “Öyküden Sinemaya” konusunda konuşmak üzere sahneye çıktı. Konuşmasında sinema ve edebiyatı karşılaştırdı. “Edebiyat ve sinemanın bir tek ortak yönü var” dedi “İkisi de insanı anlatır. Başka hiçbir benzer yönleri yok. Romanı, öyküyü tek kişi yazar, ruh tektir. Ama sinema filmini en az iki yüz kişilik bir ekip meydana getirir. Kitabı her yerde açar okursunuz, ama filmi evde ya da sinemada kalabalık bir ortamda izlersiniz. Kolektif bir ruh vardır. İkisinin şiirselliği farklıdır.”
Başka önemli bir konuya daha değindi Osman Şahin, “Edebiyatı kendi coğrafyasından ayırmamak gerek…” dedi. Örnek verdi, “Yaşar Kemal’in İnce Memed isimli romanını Yugoslavya’da çektiler. Başarılı olmadı”
7. İzmir Öykü Günlerinde benim için de en büyük kazanım Öykü ve sinemanın emektarı Osman Şahin’le tanışmak oldu. Onun gibi bir edebiyat çınarıyla tanışmaktan gurur duydum. Mutlu oldum.