Öykü / Edebiyat / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Nisan '13

 
Kategori
Edebiyat
 

Öykü

BURSA’NIN GEÇMİŞ ZAMAN YAZIN(EDEBİYAT)INDAN  BİR/İNC/İ: VAHDİÎ

Bursa’nın yeryüzündeki varlığı Süleyman Peygamber efsanesiyle başlar. Ama kent özelliğini kazanabilmesi için Mys (M.Ö.7.ve 6.yy.) ve Bithynia (M.Ö.5.yy.)  uygarlıklarını beklemiştir. Antikçağ gezgini, Amasyalı Strabon’un, Geographika’sında belirttiği gibi; “Phrygyalılar ve Mysialılarla sınır komşusu olarak, Mysia Olymposu (Uludağ) eteklerinde Prusias tarafından kurulmuş”; Roma, Bizans, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti gibi önemli uygarlıklara beşiklik etmiştir. Kısacası Bursa sekiz bin yıllık kültürel, ikibin beşyüz yıllık “kentsel” kalıta sahiptir. Bu birikimin kazanılma süreci kolay olmamıştır; tarihi boyunca savaşlarla, göçlerle, depremlerle büyük alt-üst oluşlar yaşamış, ama her şeye karşın  güzel bir şey yaparak, yaşadıklarının neredeyse tümünü, ihmal etmeksizin yazmıştır.

Bakıyoruz; Bursa yazını da neredeyse kurulduğu gün kaleme alınan ve yazın değeri olan metinlerle başlamış. Bithynia Valilerinden Plinius’un İmparator Tranius’a yazdığı “Mektuplar” ve Bithynia Prokonsulü Caius Arbiter Petronius’un yazdığı “Satirikon” bu metinlerin en eskileridir.

Denize, dağa komşu, iklimi ılıman, toprakları verimli, yeraltı zenginlik kaynakları bol ve bütün tarihi boyunca “yeşil”… Renkli, hareketli ve değişik formlardaki doğal güzellikleriyle göz kamaştırıcı… Bütün bu özellikleri nedeniyle Bursa, yazınının ve yazıncısının gereksindiği her türden duygunun bereketli kaynağı olarak pek çok yazın ürününe esin vermiştir.  Hangi şair, yazar Uudağ’ın dört mevsimlik nazını, pozunu, kılığını, kıyafetini, görkemini gözler de onunla ilgili bir şiir, bir yazı kaleme almaz… Öyle olmuş ve Uludağ bitip tükenmeyen güzellikleriyle şiirleri, öyküleri, romanları süslemiş, zenginleştirmiştir.  Nitekim şehrengîzlerde, şuara tezkirelerinde, vefeyatnâmelerde, divanlarda, efsanelerde, destanlarda Bursa’nın doğal güzelliklerinden sıkça söz edilmektedir. Özellikle Lâmiî  Çelebi’nin(16.yy.) “Şehrengîz-i Burûsa”sı bu bağlamda oldukça önemlidir.  Karacaoğlan’ın dizelerinden bile yansımaktadır bu görkem:”Şu benim mekânım şu benim yolum/ Aradım yuvayı Bursa’da buldum/ Güzeller çok imiş eğlendim kaldım/ Kokar menevşesi gülü Bursa’nın…” Daha sonra, Evliya Çelebi, Bursa’nın en karakteristik özelliğini, dillere destan  cümlesiyle simgeleştirmiştir: “Bursa, sudan ibarettir vesselam!”

Ayrıca, dünya tarihinin en önemli yollarından birinin, “İpekyolu”nun üzerinde… Dönem içinde Şihabettin El Ömeri (13.yy.), İbni Batuta (14.yy), Bertrandon De La Broquıere (15.yy.), Hans Dernschwam (16.yy.) gibi  yerli, yabancı Bursa gezginlerinin ve gezgin konuklarının yazınsal değeri olan gezi notlarını da eklediğimizde Bursa yazınının yalnızca ulusal değil, evrensel boyuttan da beslendiğini ve üretken bir atmosfere sahip olduğunu rahatça söyleyebiliriz.

Bir uygarlığın ilk başkenti olmak, o uygarlığın gözbebeği olmak anlamına gelir. Bursa, Osmanlı’nın ilk başkenti olduğu için büyük ilgi görmüş; yaşamına kattığı külliyeleri, medreseleri,  bedestenleri, camileri, türbeleri, kütüphaneleri, vakfiyeleri, köprüleri, hanları, hamamlarıyla kendine has bir kültür yaratmış; hem kültürünü hem de unsurlarını yazın yapıtlarına mekân ve simge olarak verirken hiçbir kıskançlık göstermemiştir.

Yüz yıl boyunca Osmanlı ülkesini Bursa’dan yöneten Osman Bey, Hüdavendigâr Murad Bey, Yıldırım Beyâzid, Emir Süleyman Çelebi, Sultan Mehmed Çelebi, Sultan II. Murad gibi Padişahların şiir yazdığını görüyoruz. En büyük yöneticileri  şair olan bir ülkenin, kentin en önemli kalıtlarından biri de sanatsal birikim, sanatsal gelenek ve sanat atmosferi olur elbet. Bursa bu şansı doyasıya yaşamış; yaşamakla kalmayıp üretime dönüştürmüş,  değerli yapıtlarla onurlandırmıştır.

Araştırmacıların ortak  kabulüne göre; aslında okuması yazması olmayan Osman Bey’in söylediği şiirlerle  başlamış bu serüven. Bir şiirinden  örnekle Osman Bey’in şairliğini  apaçık görmek mümkündür: “Gönül kerestesiyle bir yeni şehr u pazar yap/ Zulm eyleme rençberlere her ne istersen var yap/ Eski yeni şehri bari İnegöl’e dek varı/ Kırıp geçirdin ağyarı/  Bursa’yı da yık tekrar yap…”

Osman Bey’in yukarıdaki şiirinden sonra Hüdavendigâr Murad’ın şiirlerine rastlıyoruz. Aşağıdaki şiiri, ölmeden önceki günlerinin birinde, yani bir Kosova Savaşı gecesinde yazdığı belirtiliyor. Sanat düzeyi yüksek ve etkileyici bir şiirdir: “Âb-ı rûy-ı Habib-i Ekrem içün, (Senin en sevgili kulunun yüzü suyu için)/ Kerbelâda revân olan dem içün,(Kerbelâ’da akan kan için)/ Şeb-i firkatde ağlayan göz için,(Ayrılık gecesinde ağlayan göz için)/ Reh-i aşkında sürünen yüz içün,(Senin aşkının yakınında sürünen yüz için)…”

Murad Hüdavendigâr’ın oğlu Yıldırım Beyâzid’in Timur’a gönderdiği mektupların her birinin ayrı bir yazın değeri taşıdığı da ortak kabul gören  yazınsal bir gerçekliktir. Hem zaten o iyi bir şairdi aynı zamanda. Alkol kullanmayı bıraktıktan sonra yazdığı şu beyit onun şair yanının iyi bir örneğidir: “Sepide dem ki şodem mahrem-i Seray-ı sürûr, (Şafak vakti ki mutluluk sarayından mahrumdum)/ Şenidem âyet-i ‘tûbû ilâ’llâh’ ez leb-i hûr, (Tertemiz bir ağızdan “Allah’a tövbe edin” ayetini işittim)…”

Osmanlının beşinci büyük yöneticisi Yıldırım Beyzid’in oğlu Emir Süleyman’dır. Sekiz yıl Osmanlı’nın Edirne tahtında oturmasına karşın  padişahlığı tartışmalı olan Emir Süleyman’ın şairliği de tartışmalıdır. Öyle de  olsa aşağıdaki güçlü ve güzel şiirin Emir Süleyman’a ait olduğu üzerinde ortak görüş vardır: “Dirigâ nefs  elinden nik-nâmı pâymâl itdim (Yazık! Nefsim yüzünden şanımı ayak altına aldım)/ Şarâb-ı âla benzetdim içüb kanım vebâl itdim (Al şaraba benzettim al kanımı içip günah kazandım / Nice zarılık itdim bâğ u râğ-ı mül u devletde (Nice acılar çektim devletin bağında bahçesinde)/ Ben ol zenbûra döndüm kim ne mum itdim ne bal itdim (Ne mum ne de bal yapamayan arıya benzedim)

Timur’un yoğun, yıkıcı saldırıları sonucunda dağılmak noktasına gelen Osmanlı’yı  “ikinci kez kuran (Bâni-i Sâni Devlet)  Padişah” Çelebi Mehmed iyi yetişmiş, kültürlü bir yönetici, yazının ve sanatın değerini özümsemiş, şiirin derinliğini kavramış iyi bir şairdi. Şiirinden kısa  bir örnekte bile bunu görebiliriz: “Cihân hasmolsa Hakdan nusret iste (Bütün dünya düşman olsa Hakdan yardım iste)/ Erenlerden duâ himmet iste (Erenlerden dua ve destek iste)/ Çalub din aşkına a’dâya şemşir (Düşmanlara din aşkına kılıç çalıp)/ Anuben çâr-yâri hidmet iste (Dört halifeyi anarak hizmet iste)

Bursa’da ilk kez mahlasla (Muradî) şiir yazan  II  Murad  dönemi, Bursa yazınının dönüm noktalarından biridir. Türkçeye özel önem vermesi, telif yapıtlar yazdırması,  çeviriler yaptırması, şair ve yazarları korumasıyla bilinen Padişah aynı zamanda has şiirlerin şairi olarak tanınmaktadır. Kısa bir örnek: “Uyhuda dün gece cânım gibi cânân gördüm/ Ten-i efsürdede kalkıp yapıt-i cân gördüm/ Leblerin hasretiken, ağzıma aldım billah/ey tabîb-i dil-ü cân derdime derman gördüm/Edirne gerçi güzeller yeridir ey hemdem/ Bursa’da dahi nice dilber-i fettân gördüm…”

Bu padişahların hemen hemen hepsi “edep”lerinin de sonucu ve gereği olarak yalnızca şiirle değil, genel olarak yazın(edebiyat)la da ilgilenmiş, halk ozanlarına ve saz şairlerine de özel ilgi göstermişlerdir.

Neredeyse bütün tarihi boyunca, gözden düşenlerin sığındığı bir mekân, itilip kakılanların şefkat bulduğu bir yuva… Toplumun her kesiminden, her cinsinden, her görüşünden sürgünlere  kol-kanat germiş. Paşa da sürgün edilmiş Bursa’ya, tarikat ehli de, toplumcu düşünürler de, bilim ve sanat üreticileri de. Hatta  çiftçiler, fahişeler, hırsızlar, kaptan-ı deryalar, patrikler, Kırım hanları, Mekke şerifleri, tasavvufçular da… Orhan Bey zamanında Ermenilerin ve Yahudilerin, Fatih Sultan Mehmet zamanında Rumların, İkinci Beyazıt zamanında yine İspanyol Yahudilerinin (Sefaradlar) yerleştirildiği Bursa, Osmanlı’nın kendi  danışmanlarını (yalnızca Orhaneli ilçesinde adında “danışman” olan beş köy vardır), hatta din alimlerini  de sürgün ettiği bir yer olmuştur. 

Gelen her topluluk beraberinde kendi kültürünü getirerek, bireylerin birçoğu da değerli yapıtlar vererek Bursa kültürüne, bazen de doğrudan yazınına önemli katkılar yapmışlardır. Örneğin döneminin en önemli düşünür ve bürokratlarından, “Varidat”, “Myapıtretü’l Kulûb”, “Letâ’ifü’l-İşârât”, Câmi’ül “Gusûleyn” gibi yapıtlerin yazarı Simavna Kadısı oğlu Şeyh Bedreddin ünlü Bursa (İznik) sürgünlerindendir. Kendisi de bir şair olan Kanuni döneminin şair Baki’si de Bursa sürgünleri arasındadır. Yazıncılardan başka birçok bilginin, örneğin Niyazî Mısrî gibi tasavvufçuların ve devlet adamlarının da Bursa’ya sürgün edildiğini biliyoruz. Fatih’in oğlu, ünlü sürgün Cem Sultan’ın ölüsü,  Fatih’in muhasiplerinden şair Ahmet Paşa, Vezirlerinden Sinan Paşa da yine Bursa sürgünlerindendir.

Dönem itibariyle onlarca tarikatın topluma tutunarak yaşama olanağı  bulduğu, tekke ve zaviyelerin altın çağını yaşadığı, İslam dininin ahlak ve gönül boyutunu işleyen tasavvuf kültürünün hızla geliştiği dini-mistik Bursa ortamı, Bursa yazınını besleyen gür bir kaynak olarak bugün de etkisini sürdürmektedir. Özellikle 15. yüzyıl, tasavvufçuların yüzyılı olmuştur. Yüzyılın önemli isimleri içinde Eşrefoğlu Rûmî, Ümmi Sinan, Abdurrahîm Tırsî, Emir Sultan (“Akar gözlerimden yaş yerine kan/ Zerrece görünmez gözüme cihan/ Deryalar nûş edip kanmaz iken can /Âşıklar kandıran ummânı buldum) gibi tekke şairlerinin de bulunduğu Hacı Bayram Veli, Süleyman Çelebi, Dede Ömer Sikkînî, Abdullatif Kutsî, Ahmed-i İlahi, Ahmed Paşa gibi tasavvufçulardır. 16. yüzyıla damgasını vuran tasavvufçular ise Lâmiî Çelebi ve  Mehmed Muhiddin Üftâde’dir: “Hakka âşık olanlar/ Zikrullahtan kaçar mı?/Ârif olan cevherin/ Boş yerlere saçar mı?/Gerçek bu söz yarenler/ Gördüm demez görenler/ Keramete erenler/ Gizli srrın açar mı?...”

Yazınını besleyen çok önemli sözlü kaynakları da olmuştur Bursa’nın. Orhan Bey ile Nilüfer Hatun’un düğünlerinin yapıldığı söylenen  Keles Kocayayla Şenlikleri en eski olanlarından biridir. O gün bu gündür süren şenliklerde ozanların, âşıkların çalıp söyledikleri, aktardıkları  Bursa’da sözlü ve yazılı halk yazınının gelişmesine önemli katkı yapmıştır.Bursa geleneksel yazınının en önemli unsurlarından biri de “Hacivat- Karagöz” adlı gölge oyunudur. Karagöz’le ve Hacivat Bursa’da yaşamış, Orhan Camii (1339) inşaatında çalışmış duvar ustalarıdır. Tiyatral yetenekleri ve  komik diyaloglarıyla diğer duvar ustalarını güldürerek çalışmalarına engel oldukları için ölümle cezalandırıldıkları söylenmektedir.  Bu gölge oyununun yaratıcısı ve ilk metin yazarı da yine Orhan Bey zamanında yaşamış Bursalı Şeyh Küşteri’dir. Ayrıca Arap-Bizans etkileşimi sürecinde Bursalı yazına dair adı anılması gereken üç sözlü kültür veriminden ikisi Alperenler ve Adülvahap Sancaktari Destanları, diğeri de  Abdalan-ı Rum adı verilen gezici dervişlerin söylenceleridir.

Büyük mitolojik öykülerin, büyüleyici efsanelerin yazına katkısı öteden beri bilinir. Bu yönüyle de Bursa oldukça zengin bir gizilgüce sahiptir. Mitolojik öykülerden  en yaygın ve önemlisi Olympos’la ilgili olandır. Birçok kaynağa ve inanışa göre tanrılar tanrısı Zeus’un  tanrılarla önemli toplantılar yaptığı, önemli kararlar aldığı, uyguladığı Olympos, Bursa sınırları içinde bulunan Mysius bölgesindedir. Efsanelere gelince…  Somuncu Baba Efsanesi, Geyikli Baba, Okçu Baba, Sarıkız, Karagöz ve Hacivat, Üç Kuzular, Dere Kızık, İnkaya Çınarı, Kara Demirtaş Hamamı, Kara Mustafa Kaplıcası, Oylat Kaplıcaları, Şehre Küstü, Eskici Mehmed Dede, Ğozetici Baba, Şengül Hamamı Efsanesi bunlardan yalnızca bazılarıdır.

Beslendiği ve esinlendiği kaynakların çeşitliliği, etkileyiciliği Bursa yazınının önemli ve kalıcı  yapıtlar vermesine yaramıştır. Örneğin, şairlerin  “divan” adı verilen, sayısının dört yüze ulaştığı tahmin edilen, el yazması ve oldukça kapsamlı şiir seçkileri bunlardandır. Bu döneme ait, adları en çok bilinen  divanlardan bazıları: 14.yüzyılda Ahmed Dâî’nin “Çengnâme”, “Vasiyet-i Nuşirevân (mesneviler)”, “Fasça Divan”, “Türkçe Divan”, Ünlü “Harnâme” şiirinin şairinin “Şeyhi Divanı”. Sözün yeri gelmişken Süleyman Çelebi’nin halk arasında  “Mevlit, doğum” olarak bilinen ve 1409 yılında Bursa’da yazdığı Vesiletü’n Necât adlı divanını da anmak ve örneklemek yerinde olur. Bu yapıt güzel Türkçesi ve estetik niteliğiyle de tanınan bir manzumeler bütünüdür. “Doğum” bölümünden örnek: “Ol gece kim toğdı ol hayrül-beşer/ Anesi anda neler gördü neler/ Her ne kim güründi ise gözüne/ Hem dahi vâkti olanı özüne…” 15.yüzyılda: Hümami, Muradî (Sultan II. Murad), Cem Sultan, Cemâli, Nakkaş Sâfi, Gammi, Atai (İvazpaşazade Ahi Çelebi), Ahmed Paşa Divanları, Deli Birader’in Dafi’ü-l Gumûm ve Rafi’ül Humûm’u… Ahmed Paşa’dan bir örnek vermek gerekirse… Buhara’da doğup Bursa’da yaşayan Emir Buhari için yazdığı şiirden onun ne kadar güçlü bir şair olduğunu anlıyoruz: “Ne akdı Ruma bir ulu daryâ senin gibi/ Ne âleme getirdi Buhârâ senin gibi/Cân mülkini muhabbetin ârâyiş eyledi/ Kimdir cihânda memleket-ârâ senin…” 16. yüzyılda Lâmiî  Çelebi, Bursalı Ulvi, İshak Mustafa Çelebi (Cinânî), Rahmi (Pir Mehmed) Divanları, Üftâde Divanı.

Bursa’da 14. yüzyıldan itibaren  başlayan düzyazı çalışmaları da önemli yapıtlarla taçlanmıştır. Dönem içinde ve tarih sırasına göre en çok bilinen yapıtlar ve yazarlarına gelince… 14.-15.yüzyılda; Misbah’ul-Üns (Molla Şemsettin Fenari), Tehafüt (Muslihittin bin Yusuf), Tarih-i Abü’l Feth (Tursun Bey),  Hadi’l Kulûb (Abdullatif-i Kutsi), Tazarrunâme (Sinan Paşa),  Fütüvvetnâme (Eşref bin Ahmed) … 16.yüzyılda; Cihannüma (Mehmet Neşri), Letaif (Gazali/Deli Birader), Tezkire-eş Şuara (Âşık Mehmet Çelebi), Tezkire-eş Şuara (Kınalızade Hasan Çelebi)…

Bursa  kültür tarihindeki yeri ve yazın birikimine katkısı nedeniyle üzerinde önemle durulması gereken çok değerli bir yapıt grubu da, Türkçeye “Ölmüşler Biyografisi” olarak çevrilebilecek vefeyatnâmelerdir. 13. yüzyıl içinde üretilmeye başlanan bu eselerde Bursa’da yaşamış, Bursa’da ölmüş devlet  yöneticilerinin, din, tarikat büyüklerinin, tasavvufçuların, şairlerin, yazarların, hattatların, müzik insanlarının ve hekimlerin yaşamı, yapıtları ele alınıp incelenmiştir. Türün ilk ve önemli örneği  Molla Câmi’nin yazdığı Fütuhu’l Mücâhidîn li-Tervîhi Kulubi’l Müşâhidîn’dir. Yirmiyi aşan Bursa  vefeyetnâmelerinden günümüze kalanların içinde  önemli sayılanları şunlardır: Ravza-i Evliya (Baldırzade Selisî Şeyh Mehmed), Ravzatü’l Muflihun (Gazzizade Abdullatif,13.yy.), Hulâsatü’l Vefayat (Gazizade Abdullatif), Zübdetü’l Vekayi Der Belde-i Celîle-i Burûsa (Bakırcı Raşit Mehmet,13.yy.), Gülzar-ı İrfan (Mehmet Fahreddin,13.yy.), Yadigâr-ı Şemsi (Mehmed Şemseddin Efendi,14.yy.)...

“Şehrengizler” faslıysa çok daha özgün ve önemli. Şehrengizler 16. yüzyıldan itibaren yazınımıza kazandırılmış manzum kent övgüleridir. İlk örneklerini Piriştineli Mesihi ve Balıkesirli Zâti vermiştir. Şehrengizler mesnevilere benzese bile daha çok şehrin tarihi, toplumsal, coğrafi yapısı ve doğası üzerine yazılmış nesnel, gerçekçi yapıtlardır. Mistik özellikler taşımazlar. İstanbul, Edirne, Yenikent, Gelibolu ve diğer birkaç kent üzerine yazılmış toplam 48 şehrengiz bilinmektedir. Bunların yedi tanesi Bursa Şehrengizi’dir: Şehrengîz-i Burûsa (Üsküplü Kılıççızade İshak Çelebi,16.yy), Şehrengîz-i Burûsa (Kadı Çalıkzade Mehmed Mâni,16.yy), Şehrengîz-i Burûsa (Lâmiî Çelebi, 15.yy.) ise en bilinenleridir. Özellikle Lamii’nin şehrengizinde Bursa üzerine yazılmış son derece güzel şiirler vardır.  İki örnek: “Bakacak gibi dün gün çerh-i devvâr/  ona olmuş havâdar u kafadar/…./ Meğer gökten iner ol Nilüfer-Câm/ onun için ona olmuş Gökdere nâm/ iki şakk eyleyip ol nehr şehri/ edipdir behresi sîr-âb dehri/ O cûy-ı Dicle’dir san Bursa Bağdâd/ konulsa n’ola burc-ı evliyâ ad/…”

 Osmanlı-Bursa kültür yaşamının  önemli kalıtları arasında yer alan başka bir yapıt grubu da, şiire dair olan  “şuara tezkireleri”dir. Şiir antolojisi olarak adlandırılabilecek tezkireleri şiir eleştirmeni sayılabilecek yazıncılar kaleme almıştır. Tezkirelere alınan şiirlerin yazın değerinin ve estetik düzeyinin yüksek olmasına dikkat edilmiştir. Ağırlıklı olarak Bursalı şairlerin yer aldığı şuara tezkirelerinden önemlileri şunlardır: Şakaik-i Numaniye (Atai eki,13.yy.). 20’si Bursalı  73 şairi kapsamaktadır. Latifi Tezkiresi (Latifi, 15.-16.yy.) Osmanlı yazınının en önemli tezkiresi olarak kabul edilmektedir. Kitapta yer alan 310 şairden 47’si Bursalıdır. Tezkire-i Rıza. Rıza tarafından hazırlanmıştır. (16.-17.yy.) 12’si Bursalı olmak üzere 170 şairi kapsamaktadır. Tezkire-i Rıza eki (Safi.,17.18.yy). 41’i Bursalı 475 şairi kapsamaktadır.

Bütün bunlar, Bursa’nın çok değerli, zengin ve etkileyici  kültür-yazın birikimine sahip olduğunu gösteriyor. Nitekim bu birikim yazın bağlamında çok özel ve özgün  sonuçlar doğurmuştur. Vahdiî’nin “Hikayet-i Anabacı, Anabacı Hikayesi” bunlardan biridir. Bir/inci/si…

Çalışmamı, Bursa kent tarihinin başlangıcıyla 16. yüzyılın sonu arasındaki dönemle sınırlamamın nedeni bu olgudur. Çünkü Bursa yazın birikimi ve geleneği, bütün tarihi boyunca yepyeni bir yazın tür olan öyküye dair ilk özgün ürününü 16. yüzyılda vermiş oldu. Üstelik bu öykü yalnızca Bursa yazınının değil Türkiye yazınının da ilk özgün öykü örneğidir.

 “Hikaye-i Dendaniyye” ya da “Hikayet-i Hâce Abdurraûf” adlarıyla da bilinen öykünün kahramanı da yine Bursalıdır. Bursalı Tüccar Hâce Abdurraûf. Öykünün geçtiği yerler, oluştuğu mekânlar ve kahramanları gerçek yaşama oldukça   uygun görünmektedir. Modern  yaşamda sıkça karşılaşılan vefasızlık ve keyif düşkünlüğü o günlerde de insani kusurlar olarak işlenmiştir.  Öykünün baş kişisi Bursalı Tüccar Hâce Abdurraûf, ipek ticareti için gittiği Şiraz'da kendini eğlenceye kaptırır. Anabacı adındaki kadın, onu Bânû-yı Cihan ile tanıştırır. Bânû’yu çok seven Hâce AbdurraûfŞiraz’daki kazancının tümünü onunla birlikte harcar ve parasız kalır. Mal almak üzere Bursa'ya dönerken ağzındaki altın dişlerden birini çıkarıp  anı olarak ona verir. Bursa’da yeniden ipekli kumaş biriktirerek Şiraz'ın yolunu tutar,   ancak  Bânû onu tanımaz. Hâce Abdurraûfkendisini tanıtmak için armağan ettiği dişi hatırlatınca, Bânû cebinden birkaç diş çıkararak, "seninki hangisi?" diye sorar. Hâce Abdurraûfbir aşk(!) oyununa geldiğini anlar ve hayal kırıklığı içinde Bursa’ya döner.

16. yüzyılda yazılmış başka öyküler de var elbet. Bursalı Cinânî’nin savaşlar, dedikodular, cadılar ve cinlerle ilgili 76 öykü ve eklerinden oluşan Bedâyi‘ü’l-âsâr (Letâif-i Cinânî) bunlardan biridir. Diğer üç önemli öykü yapıtı da Lâmiî Çelebi’nin içinde 26 öykü bulunan İbretnümâ’sı, Bursalı Hâşimî’nin, Rumeli hükümdarının oğlu Vefâ ile bir mağarada karşılaştığı Mihr arasındaki aşk macerasını anlatan   Hikâyet-i Mihr ü Vefâ’sı ve Derviş Hasan Medhî’nin, İbn-i Sînâ’nın efsanevî kişiliği çevresinde gelişen olayları anlatan Öykü-i Ebû Ali Sînâ ve Ebu’l-Hâris’idir. Ancak biçim, teknik, biçem ve kıvam özelliklerini bir bütün olarak barındıran ilk özgün öykü “Anabacı Hikayesi”, ilk öykücü de Vahdiî’dir.

Kısacası yalnızca Bursa’nın değil, ülkemiz yazınının da mihenk taşlarından biri ve öykü türünün bir/incisi olan Vahdiî, Bursa’nın geçmiş zaman yazınının da en önemlilerindendir.

 

YARARLANILAN KAYNAKLAR:

*Türk Edebiyatı tarihi: Fuad Köprülü

*Anadolu’da Türk Dili ve Edebiyatı’nın Tekamülüne Bir Bakış: Fuad Köprülü

*Bursa Ansiklopedisi:Yılmaz Akkılıç.

*Bir Masaldı Bursa:Engin Yenal.

*Seyahatnamelerde Bursa:Nurşen Günaydın-Raif kaplanoğlu.

*Yazının Penceresinden Bursa: Osmangazi Belediyesi.

*Ahmet Hamdi Tanpınar Şiiri ve 2002 Bursa Şiirleri: Osmangazi Belediyesi.

*Çınarlı Kentin Dili:Bursa Kültür Sanat ve Turizm Vakfı.

*Cumhuriyetten Yarına Bursa Şiirleri:Nahit Kayabaşı.

*Akatalpa Dergisi Öykü eki: Nahit Kayabaşı.

*Bursalı Şair Yazar ve Ünlüler Ansiklopedisi: Raif Kaplanoğlu.

*Bursa’da Yaşam Dergisi: Olay Gazetesi Armağanı.

*Mizandaki Bursa:Özkan Eroğlu.

*Bursa Tarihi Kılavuzu: Mülazım Abdülkadir.

  

 
Toplam blog
: 74
: 569
Kayıt tarihi
: 11.03.10
 
 

1954 yılında Kars’ın Arpaçay ilçesine bağlı Bardaklı köyünde doğdu. Türkiye’nin çeşitli yörel..