- Kategori
- Deneme
Öyküm aşkı anlatır

Zamanın geldiğini İstasyona yanaşan 9.15 treni haber verdi. Yerimden kalkıp garın merdivenlerin aşağı doğru inmeye başladım. Daha 15 dakika vardı gelmesine, ben yinede erkenden yola koyuldum.
Eskisi kadar güzel miydi acaba. Kafamda dolaşan sorularla beraber cevabına ulaşabilmek için limandaki çay bahçesini yolunu tuttum. Yollar yine aynıydı. Parkın Köşesinde tartıcılık yapan yaşlı amca 15 yıldır hep o yerde. Simitçiler, pamuklu şeker satıcıları aynı yerlerinde. Yıllardan sonra o da bu yerde olacak. Kaç bahar eskittim, kaç bahar beni eskitti yokluğunda. Liseyi beraber eritmiştik. Her zaman beni limandaki çay bahçesini götür derdi. Kıramazdım haftanın 4 günü limana giderdik. Çay söylerdim o içmez hep soğuturdu gözlerini gözlerimden hiç ayırmazdı.
Tıpkı ilk günün heyecanı ile sarılırdı bana dizlerime başını koyardı en çok saçlarını okşamamı isterdi. Sonra durup durup gülümserdi hiç anlayamazdım onu.
Gemilerin bacaları görünmeye başladı yine. Bağırıyorlar herkesin dikkatini çekebilmek için. Birbirinden güzel renklerle bir prens gibi görkemli bir şekilde hareket ediyorlardı.
Limandaki çay bahçesi insanlarla dolup taşmıştı. Yer aramaya başladım en çok o oturduğumuz yeri bulamadığıma üzüldüm başka yürekler atıyordu yerimizde. Genç dil döküyordu yanındaki kıza bir defa elini tutabilmek için sokuluyordu yanına. Soğuğu da bahane ederek sarılıyordu kıvılcımların en büyüğünü çakarak. Saatim 9.25’i gösteriyor. Yüreğim daha hızlı çarpıyor. Çok uzun zaman geçti aradan evlenmiş miydi acaba. Yoksa oda benim gibi bekâr mı kaldı. Başka sevdalara yürümedi mi nerden aklıma geldi bilmiyorum. Neden aradım ve o fotoğrafa baktım. Her şey o resmin altında yatan notla başladı.”Yanan bu aşk ateşi, serpilen suyla değil ölen bir yürekle noktalanır ancak”. O yazmıştı bu notu. Serpilen tonlarca su söndüremedi bu aşkı. Ölüm ise hala bir bilinmeyen.
Ağlamıştı yazarken göz yaşarlını silmemi istememişti. Çok sevmiştim bildiğim tek şey bu.
Onunla olan her şey beynimin bir köşesine yazılıydı onla oturduğum sıra, sardığım ceketim, fotoğrafları kokusu her şeyiyle sevdalanmıştım.
Hala görünmüyordu ortalarda yoksa gelmemişmiydi. Yok, söz vermişti gelecekti evet kendi istemişti buluşmayı.
Gemilerde ortalardan yok olamaya başladı. Eskiden burada oturduğumuzda bacadan çıkan siren sesinden konuşamazdık onlarda beni yalnız bıraktı. Olması gereken ne varsa biranda yok oldu. İçimde büyüyor yalnızlığın sızısı neden deli gibi yıllar sonra bir külü alevlendirmeye çalıştım bilmiyorum ama acı çekiyorum.
Dinmemişti içimdeki aşkı zamanla beni de içine alarak kocaman güçlü bir sevdaya dönmüştü. Saatler geçiyor, gemiler insanlar geçiyor yapraklar düşüyor önümde birikiyor ama o hala gelmiyor. Sonu olmayan bir düşün peşinde mi koştum bilmiyorum ama içimdeki aşkın ardından koştum yıllarca hedefe bulmaya çalıştım bir türlü bitiş çizgisine ulaşamadım şimdi yakınım hem de çok yakın. Güneş yakıcılığını kaybetmeye başlıyor zaman çok çabuk geçmişti birazdan karanlık çökecek şehir kaybolacak düşlerimin arasında gelmedi ve gelmediği gibi bütün hayallerimi biranda yok etti. Şimdi ne bitiş çizgisini görebiliyorum nede koşacak bir yol uzaklaşan güneş gibi kayboldu içimde yanan ateş…