- Kategori
- Öykü
Özlemek ya da özlem duymak

Sessiz bir hava esiyordu evde. Ev sahibesinin Seher’e seslenmesiyle sessizlik bozulmuştu Seher hemen irkilip ev sahibesine, söylene söylene karşılık vermişti. Tam konuşamadığı yarım Türkçesi bazen de arada sıkıştırdığı Bulgarcasıyla “be! Ne isterler benden bunlar her işi yaparım be aman geldim, geldim hanımım”. Evin hanımı Seher’in bu tutumuna alışmıştı, hatta yarım yamalak konuştuğu Türkçesi kendini güldürüyordu bile. Seherin ailesi Osmanlının yıkılışı ile Bulgaristan’a göç etmiş oraya yerleşmiş, başka çareleri olmadığı için orayı yurt edinmişlerdi. Hala ailesi orda yaşamaktayken, kendisi Bulgaristan’da geçim sıkıntısının zor olması özellikle kadınların iş bulamaması nedeniyle çalışmaya dedelerinin atalarının doğduğu yaşadığı toprak olan Türkiye’ye gelmiş ve zor şartlarda da olsa iş bulmuş çalışıyordu. İçlerinde belli etmeseler de hep bir eziklik oluyordu. Buna rağmen bu topraklarda olmak onları mutlu ediyordu.
Seher evin hanımına gider sevecen bir yüzle ne istediğini sorar evin hanımı ise Seher’e elindeki kirli çamaşırları verir yıkamasını söyler. Seher’in yüzündeki gülümseme eksik olmaz titrek bir sesle “ be sizde ne çok bok yaparsınız be daha az ünce çalıştırmışam ben makineyi hiç insaf yoktur be sizde“ diye söylenir.
Ev sahibesi ise bu sözlerin üstüne şok olur. Ne diyeceğini kestiremez. Seher birden infazı onanmış bir mahkûma döner. Seher’in iyi niyetle söylediği ama üstü açık olan bu sözlerini ev sahibesi direk alır ve hemen telefona sarılır. Seher’in bağlı olduğu şirketi arar ve Seher’e çıkıp gitmesini söyler.
Ne demişti Seher. Söylediği sözler kötü müydü. Seher kötü bir şey söylediğini düşünmüyordu, fakat mermi namludan çıkmış ev sahibesinin beynine saplanmıştı. Yine bütün sevecenliği ile Seher af diler gibi “Ben ne yaptım sana şimdi ne oldu. Ama şaka süledim” kadın hiç konuşmadan Seher’e kapıyı gösterir “ e olsun be alasmaladık senin istediğin olsun “ arkasından şiddetli bir şekilde kapı kapanır.
Bulgaristan’dan kapı komşusu olan Fatma’nın çalıştığı evden başka gidecek bir yeri yoktu. seher hızlıca merdivenlerden iner apartman kapısından çıkar arkasına bakmadan caddeye sapar hemen iki sokak aşağıda olan Fatma’nın bulunduğu apartmana girer asansöre biner 3 katta iner. Kapıyı çalar Fatma kapıyı açar şaşkın bir şekilde “ Seher be senin ne işin var iş saati değildir “ Seher yüzünü asmış ilerlemiş yaşının etkisine birde kızgınlık eklenince yüzü iyice kırışmış saçları sanki daha çok beyazlamıştı. Seher cevap verip vermemekte kararsız kalır ama kurtuluş olmadığını anlayınca “ Beni kovdular be Fatma’m hepsi b.klu, b.klu be onların” Seher içeri girer ayakkabılarını çıkarır oturma odasına doğru ilerler. Koltuklardan birine oturur Fatma sakin bir tavırla “ anlat canımsın be seni neden kovdular “ sanki bu anı bekliyormuş gibi kesin net cevaplarla başını dikip başladı sıralamaya “ be günde 2 makine çamaşır yıkarım karı bana 3.yü çıkarır bıktım onların pisliklerini temizlemekten bende insanım zatı verirler 2 kuruş pera onuda burnumdan getirirler “ Fatma daha bir hüzünlü ağlamaklı Seher’in bu tavrına misillemeye girişir “ e başka çare var mıdır biz buraya niye geldik Seher’im hı cevap ver pok temizlemeye gelmedik mi neden böyle yaparsın oldu mu, oldu mu be şimdi “ Seher az önceki dik başını toplum infaz edeceği bir suçlu gibi yere eğer biraz susar. Suskunluğunu bir iç çekerek bozar “ doğrusun be Fatma ben şimdi ne yaparım “ Fatma sıkıntılı “ bu kadarda olmaz bu kaçıncı işin hepsinden atıldın ama dur ben bir telefon edim bakim benim patron ne diyecek “ Seher’in asık yüzünün yerini yumuşak daha güleç bir yüz alır Fatma telefonun tuşlarını yavaş, yavaş sesli tekrar ederek çevirir daha okuma yazmayı öğrenmemişti bu yüzden sayıları bile zor tanıyordu ama para hesabında hiç şaşırmıyordu 1 milyonu eksik olsun hemen başlıyor çıngar çıkarmaya ardından patronu gülerek parayı veriyordu sinirlenmesi için her defasında bilerek parayı eksik veriyordu. Fatma ise her defasın da bu numarayı yiyordu. Telefonda epey konuştuktan sonra yüzünde tatlı bir gülümseme ile sehere döner “oldu be senin iş hemen benim patronun bürosuna gidesin orda benim kızla herifi de var bir ev varmış çocuk bakacakmışsın b.klardan kurtulamadın şimdide küçüğüyle uğraş hayırlı olsun sana” kalkıp Fatma’nın yanına gelir zorla aldığı elini öper “ allahım seni korusun Fatma abla sen olmasan ne yaparım ben alim bak maşı seni şu aşağıdaki kebapçıya götürecem
Fatma gülmeye başlar “Sen işini yap paranı kazan be kebabı boş ver onu yeriz bir gün “ Seher hızlı bir şekilde kendine çeki düzen verir morumsu gül manşetli yün ceketini siyah parlak kalın topuklu ayakkabısını çektiği gibi dışarı çıkar.
Çalışmaktan başka eğlenceleri olmayan geldikleri ana vatanlarında dışarı bile çıkamıyorlardı. İçlerinde hep bir uhdeydi kanlıca da bir kahvaltı yapmak, boğazda çay içmek, bir kebapçıda kebap yemek, sonra karınlar doymayınca üstüne iki porsiyon Antep lahmacun sipariş etmek insanların arasına karışmak, ana vatana televizyondan değil canlı gezip tanık olmak içlerinde hep bir uhde olarak kalacaktı.
Akşam çökmüştü, İstanbul’a yolları sonu görünmeyen bir ışık seli kaplamış kalabalıkta bir , birlerini iterek otobüslere binmeye çalışan insanlar aşkın sarmaladığı karmaşık duygular gibiydi “şehir” karma karışık Fatma seherin ne yaptığını merakla beklerken evin beyi yanında Moldavya asıllı bir sarışınla gelir Fatma hemen gidip adamın sırtında ceketi çıkarır elindeki çantayı da alıp eskitilmiş cevizden yapılmış vestiyere koyar şaşkın bir biçimde patronunun getirdiği kadına bakar bakılmayacak gibi değildi uzun bolu altın sarısı saçları açık mavi gözleri bembeyaz pamuk gibi teni mükemmel fiziği vardı. İçinden hanımı eve gelince bu karıyı görürse ne diyecekti kesin kavga edeceklerdi o bunları düşünürken adam Fatma ‘ ya seslendi. Fatma hemen bir koşu yanına gitti ne emir ettiğini sordu patronu yanındaki kadını tanıştırdı Moldavyalı kadın evin temizliğinde Fatma’ya yardım edecekti Fatma birden sevindi artık çok yorulmayacaktı. Kızın adı “Petruşkaydı” Fatma bu isimlere çok yabancı değildi hemen yattığı odaya götürdü odayı gösterdi birde yatak ayarladı kız eşyalarını yerleştirmeye başladı yemekler hazırlandı yendi kaldırıldı bulaşık evin toparlanması derken bir gün daha sona ermişti. Herkes odasına çekildi Fatma çok meraklı bir tipti hemen başladı kızı sorguya çekmeye kız Fatma’nın bildiği Türkçe’nin ancak yarısını biliyordu “ kız sen nerden geldin buralara kim buldu bu evi sana kaç yaşına girmişsin sen fallik ne canlar yakmışındır sen.”
İlk tanışılan bir insanla konuşma ürkekliğinde “ Ben Moldova’dan geldi çalışma içi ya 23 yaşi oldu “ Fatma iç geçirerek sanki biz buraya niye geldik gezmeye mi çalışmaya tabi der gibi kıza baktı “ onu biliyoruz be sen ne iş yapardın memlekette orda da iş yok mu be “ petruşka yatağın içine girip elini ışığa doğru getirip kapattı “ yok orda iş ben gelmezdi olsa okul bitirdi orda tıp ben kadın doktor.” Fatma birden sevindi hastanın ayağına doktor gelmişti bir yandan da koca doktor nasıl burada temizliğe gelirdi fazla kurcalamadı. “Allah rahatlık versin” deyip uyudu.
Seher ne yapıyordur şimdi oda uyumuştur belki de hala çalışıyordur. Bebeği uyutmaya çalışıyordur ev sahibiyle yine kavga ediyordur. Belki ilk günü onun için yine son günüdür beklide bunların hepsini mazeret sayıp 2 yıldır göremediği çocuklarına gitmek isteyecek ağır basan annelik duygusunu bastırmak isteyecek.
Sabahın erken saati kapı aralıklarla çalıyor günlerden Pazar herkes uykuda genelde pazarları sabah erken ev sahipleri koşuya giderdi ama bugün gitmemişlerdi. Fatma telaşlı hızlı koşturarak kapıyı açtı karşısında Seher’i gördü şaşırdı. Ne diyeceğini bile kestiremedi evden atmışlar mıydı yoksa başka bir şey mi daha fazla dayanamadı “ be seher sabahın bu saati sen ne edersin burada yoksam işten atıldın bak doğru süle” seher “ yok be abla bizim patronlar sabahtan anneanneye gitti kör olasıcalar beni de dışarıda bıraktılar git gez dediler ben nereyi gezem be ben buradan başka yer bilmem ki “ üstünden tonlarca ağırlıkta bir yükün kalmasının verdiği rahatlıkla Fatma “ iyi be işten kovulmada ama beni kovduracaksın bizimkiler uyansa kıyamet kopardı Allah tan kulaklarında pamuk var duymazlar erkenden bir kahvaltı hazırlayarak hem onlar hem biz yeriz hadi gel şu mutfağa girelim bir san ne anlatacam” girdikleri mutfakta saatlerce dedikoduya tutuştular yeni gelen hizmetçi petruşkaya yandaki komşunun kızının bir erkekle kaçmasından evin sahibelerinin kıskançlık yüzünden ettikleri kavgalara kadar bir çok konuyu 2, 3 saate sıkıştırmaya çalıştılar hayatlarını bir bu birliktelikler birde arada sırada konuşa bildikleri Bulgaristan ‘da ki aileleri renklendire biliyordu en önemlisi kebapçı seher aldığı maaşla Fatma’nın yanına koşmuş coşkulu bir şekilde bayram çocukları gibi şen Fatma’ya onu bir yere götüreceğini söylemiş Fatma’da zar zor kopara bildiği 1 saatlik izinle seherin peşine takılmış iki sokak aşağıda cadde üstündeki bir kebapçıya götürmüştü gözlerinin içi gülüyordu ikisinin de ışıl ışıldı onların hayatında yıllardır çalıştıkları bu topraklardaki özgür yalnız geçirecekleri 1 saatin kebapçının büyük anlamı vardı aynen hayal ettikleri gibi girdikleri kebapçıda birer adana söyleyip onu bitirdikten sonra doymalarına rağmen bir porsiyonda lahmacun söylemiş zorsuna, zorsuna yemişlerdi oradan çıkıp bir tatlıcıya gittiler oradan yavaş, yavaş yine zindan diye tabir ettikleri eve yine çalışmaya küçümsenmeye yalnızlığa döndüler yine çağırıyordu evin hanımı bağırıyordu evin beyi nerde kaldı yemek diye evin genç beyefendisi formam nerde diye bağırıyordu. Fatma yine söyleniyordu
Seher son işe de dayanamadı işe dayanamamasından değil hani o bahaneydi derdi burnunda tüten şişko kocası kızları oğluydu eviydi döndü de geri Bulgaristan’a…