- Kategori
- Gündelik Yaşam
OYUN
Yıllar önce akşamları Taksim'den dönerken, otobüsün karşılıklı koltuklarına oturur, karşımıza oturanların hayatlarını analiz ederdik ne yemeği sevmediğinden, karısına nasıl hitap ettiğine, günde kaç kere dişlerini fırçaladığına, nasıl yüzdüğüne, nasıl güldüğüne, hatta adının ne olduğuna kadar tahminler yürütürdük.
Büyük eğlenceydi.
Birinin sebze yemeyi sevip sevmediğini mesela bilmek isterdik.
Enstrüman çalabilir mi,
Futbol oynar mi, sever mi..
Çalışmak hakkında ne düşünür, işi nedir,
Ve İstanbul hakkında
Memleketini özler mi sonra insan, çekip gitme isteği olmaz mı hiç
Süt içmeyi sever mi mesela ya da bira
Sabahları güleryüzle mi uyanır yoksa uyku sersemliği mi sürer gider,
Kaç dostu vardır mesela..
“İstanbul’da denize girilebilseydi keşke” ya da “bir kafe açsam” hayalleri kurar mı herkes gibi,
ne bileyim balık sever mi, deniz sever mi, rakı sever mi, yüzmeye hasret mi,
annesine “ne zaman emekli olacağım” soruları sorar mı, ille de anne yemeği diye tutturur mu..
Bunlar merak değil aslında. Bunlar hayatı ve hayata dair olanı tanıma isteğiydi bizdeki.
Ben bir süredir bu oyunu büyütmeye başladım. Düşündüğüm, aklımdan geçen her şeyi ilgili kişiye söylüyorum. Kurgulamadan yaşamayı öğreniyorum. Hayatımı kolaylaştırıyor bu. Zaman zaman ağır bir şekilde zorlaştırdığı da olmuyor değil.
Şimdi bunların neden yazıldığını merak ediyorsunuzdur.
Bu bir icat çünkü. Akşamları yorgun argın eve dönerken, kafanızda bin tane soru işareti cevap beklerken oynanabilecek bir oyun. Bundan 256 yıl önce saklambaç oyununu da ben icat etmiştim. çok eğlenmiştik, çocuktuk.
Belki mutlu eder, gülümsetir, dinlendirir.