- Kategori
- Dilbilim
Öz Türkçe mi, halkın kullandığı Türkçe mi?

Küçükken yarışma programlarını çok severdim. O zamanlar sadece TRT vardı.
TRT1, TRT2 falan değil. Sadece TRT.
Bu yarışma programlarından birinde günlerden bir gün yarışmacılar "anımsayamadım" demeye başladılar.
Hatırlayamadım değil de anımsayamadım.
Sonra televizyon seyretmeyi bıraktık.
Televizyon izlemeye başladık.
Televizyon için değişik bir kelime yok. O günlerde 5-10 yıllık bir mazisi var ama herkes isminden memnun
Seyir mi edilecek yoksa izi mi sürülecek derken, televizyon kaldı Türkçede...
Ne "tele"si tanıdık ne de "vizyon"u. Ama öylece kaldı işte.
Bundan sonra da değişmesin zaten. Aynı otobüs gibi kalsın o da...
Otobüs demişken,
Bir de "oturgaçlı götürgeç" meselesi var ki, eminim yaşı 40 ve üstünde olan herkes gülümseyerek "hatırlar"
* * * * * *
Bir lisan içinde bulunduğu coğrafyadaki diğer dillerden etkilenir. Bu durum olağandır.
Kelime alır kelime verir, aynı o toplumların karşılıklı kız alıp verdiği gibi…
Aradan yüzyıllar geçince de, lisanın içine yerleşir o kelimeler. Dede ile torun aynı kelimeyi kullanarak konuşuyorsa bile, artık o sözcük, o lisana girmiş demektir.
Türkçeyi, asırlardır kullanılan kelimelerden temizleyeceğiz derken, Malazgirt’ten girdiğimiz günlerin öncesine dönmeye kalkışırsak, ülkede iletişim tamamen koptu demektir.
Hem zaten, “o lisan” da kendi döneminde komşu toplumların dilleri ile ortak kelimeler kullanmamış mıdır?
“Öz Türkçe” tabir edilen ve atalarımızın Orta Asya’da kullandığı lisan bugünkü lisanın omurgasıdır. Bu kelimelerin bugün kullandığımız 5000 kelimelik konuşma Türkçesinin içindeki oranı % 30 civarındadır.
Gerçek şu ki, bu oran ile kendimizi ifade edebilmemiz imkansızdır. Birçok konuda ifade güçlüğü doğacaktır. Mesela üç temel bağlacı (ve, veya, fakat) ifade eden tüm terimler Arapça esaslıdır.
En iyisi bu sevdadan vazgeçmek ve dedelerimizin, ninelerimizin de konuştuğu ve tüm kültür mirasımızı anlayabileceğimiz lisanı fazla kurcalamayalım.
Gelişen zaman içinde, konuşma dili de gelişirken, milletin içinde bulunduğu coğrafya belirleyici etken olmuştur.
Türk milleti yaklaşık 1000 yıldır Anadolu’da yerleşmiştir. Bunu inkâr edip de;
“Hayır, biz illa da Orta Asya’da kullandığımız dili isteriz!”
tezini savunanların tam olarak nasıl bir milliyetçilik peşinde olduklarını anlamak gerçekten güçtür.
Bu durumda kendi soy ağaçlarının da tamamının Orta Asya’dan yola çıkanlardan olup olmadığı sorusu gündeme gelir.
* * * * * *
Konuştuğum lisanı seviyorum ve günümüze ne şekilde geldi ise, o şekilde korunmasını istiyorum.
Geçmiş yıllarda Türkçeye giren kelimelerin büyük çoğunluğu ihtiyaçlar sebebi ile olmuştur. Meyve, sebze isimleri, yemek çeşitleri, hukuk tabirleri, mühendislik tabirleri vs. vs…
Son dönemde ise Türkçemiz daha farklı bir biçimde “popüler batı dillerinin” saldırısına uğramaktadır.
Genelde gençlerden oluşan bir kesim, batı dillerinde hoşuna giden kelimeleri gündelik konuşma lisanı içine taşımaktadır.
Bazıları da kendini “kültürlü” göstereceğini sanarak, her cümle içinde yabancı bir kelime kullanmayı marifet saymaktadır.
Kültürlü ve bilgili olmak demek, her şeyden önce ana dilini iyi kullanabilmektir.
Biz bugünü ve yarını kurtaralım esas!
Konuşma dilini korumak için esas yapılması gereken 2 konu var.
1) Teknolojinin gelişmesi ile birlikte ortaya çıkan yeni araç ve eylemlere acilen Türkçe karşılıklar bulmak.
2) Özensizlik ya da kültürlü görünmek çabası ile Türkçenin içine sokuşturulan Fransızca ve İngilizce kelimelere karşı direniş göstermek
Al yabancı bir kelimeyi ekle sonuna “etme”yi, ya da “olma”yı!
Nur topu gibi melez bir yüklemin oldu.
Ah zaten şu “etmek” fiili yok mu?
"Print edecem"
Ne ediyorsun kardeşim? Ya yazdır ya da bastır gitsin!
Hem Türkçe kullanmış olursun, hem de derdini daha kolay anlatırsın.