- Kategori
- Psikoloji
Özgürlük iklimlerinin en sıcak insanına
Özgürlük iklimlerinin en sıcak insanına; çocukluktan itibaren bize öğretilen Amerika'nın özgürlükler ülkesi olduğuydu. Belki de bu yüzdendir özgürlük deyince elinde meşalesiyle o muhteşem heykelin gözümün önünde canlanması. özgürlük kelimesiyle irkilirdim hayallerimin arasında. gerçekten özgürlük neredeydi? Kimseyi umursamadan kahkalara doyacağım, çılgınca dans edeceğim, yaşamayı unutarak asıl beni bulacağım o ülke neredeydi?
Çok aradım ama uzaklarda ama yakınlarda. Uzak ülkeler çağırdı beni özgürlük şarkılarıyla. Kanatlanıp gökyüzüyle bir olup uçmak istedim.uçmalıydım ki gökyüzünün o muhteşem dünyasından yeryüzünün eşsiz güzelliğyle karışabileyim. Bir kendini arayış yolculuğu başladı böylece. Geceler gündüzleri kovalarken ömür defterimden bir yaprak daha eksiliyordu. Bir çok kişiyle kesişiyordu yollar. Her biri farklı özgürlük şarkıları fısıldıyorlardı kulağıma. Bazıları ise maalesef farkında değildi hiç bir şeyin. Çünkü ne için yaşadıklarını çoktan unutmuşlardı. Bu yüzden aslında bu kelimenin onlar için pek te bir anlamı yoktu.İnsanları ve yaşamları gözlemlemeye başlayınca özgürlük hakkındaki görüşlerim netleşiyordu. Birileri hayatın telaşına kapılıp kendilerini unutuyorlardı.Bir zamanlar en sevdiği hayvan olan kediyi arabasıyla ezip geçebilecek kadar kendilerinde olmuyorlardı. Bırakın kediyi ameliyatlık hastanın ölmesi için elinden geleni yapıyorlardı. Köprüye intihar için çıkan delikanlıya "atla"diyebilecek kadar insanlık değerlerinden mahrum olmaya başlamışlardı. Böyle bir toplumda yaşayabilmek bile mucize gibiydi.
Güven duygumuz hiç bir zaman olamazdı. Bundan seneler önce dedelerimiz omuz omuza düşmanla savaşırken şimdi yaptıklarımıza dönüp bir bakamadık. Her şeyi unutup birbirimize düşman olabilecek kadar aciz olmaya başlamıştık. Büyük üstad Nazım hikmet'in dediği gibi "yaşamak şakaya gelmez. Büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın. Bir sincap gibi mesela. Yaşamanın dışında ve ötesinde hiç bir şey beklemeden bütün işin gücün yaşamak olacak. Yaşamayı ciddiye alacaksın, yani o derecede, öylesine ki, mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda, yahut kocaman gözlüklerin, beyaz gömleğinle bir laboratuarda insanlar için ölebileceksin, hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için, hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken, hem de en güzel en gerçek şeyin yaşamak olduğunu bildiğin halde. Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin, hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, yaşamak yani ağır bastığından." Ve anlamaya başladım ki özgürlük; bizi biz yapan, içimizde saklı olan değerlermiş. Yani özgürlük;kendimize çıktığımız bir keşif gezisiymiş ve bu gezi bir ömür boyu sürermiş. Önemli olan özgürlüğü nerede bulduğunuz da değilmiş.çünkü özgürlük ne dağda, ne ovada ne de Amerika'daymış. Asıl özgürlüğümüzün başkenti kendi keşif gezimize anlam yüklediğimiz yerlermiş.