- Kategori
- Güncel
Özür diliyorum kampanyası ve geçmişini doğru okuma üzerine
Televizyon haberlerinde aydınlar ve diplomatlar arasında tartışma konusu olan bir olaydan bahsedildiğini duyunca ilgimi çekti. Haberde aydınların 1915 yılında Osmanlı Ermenilerinin maruz kaldığı olumsuz durumlardan dolayı özür dileme kampanyası başlatıldığını, bu kampanyayı desteklemek amacıyla bir web sayfası oluşturulduğu ve kampanyayı destekleyen yedi bin civarındaki kişinin bu siteyi ziyaret ederek katıldıklarını söylüyordu. İlgi çekici bu haberle ilgili olarak adı geçen sayfayı ziyaret edince “1915'te Osmanlı Ermenileri'nin maruz kaldığı Büyük Felâket'e duyarsız kalınmasını, bunun inkâr edilmesini vicdanım kabul etmiyor. Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum.” metni ve altında isimleri gördüm. Bu kampanya bana içinde yaşadığımız dünyada şahit olduğumuz bir çok gariplikleri düşündürttü. Aynı haber serisi içinde Türkiye’nin İstanbul’daki iki Ermeni vakfının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine mülklerine devlet tarafından haksız bir şekilde el konulduğu iddiasıyla ilgili başvurusunun da sonuçlandığını ve Türkiye’nin büyük bir para cezasına çarptırıldığından da söz ediliyordu.
1915 olayları diye nitelenen olaylar I. Dünya Savaşı sırasında Doğu Anadolu’da yaşayan Ermenilerin Rus işgalcileri ile işbirliği yapmaları nedeniyle bölgedeki halkın güvenliği açısından güneye zorunlu sürgüne gönderilmeleri sırasında ölenlerin büyük sayılara ulaştığı, bunun bir kıyıma, soykırıma dönüştüğü iddiaları ile ilgilidir. Bu olaylara, kampanyalarla ortaya konulan özür dileme tavırlarına nasıl bakılır herkesin kendi düşüncesine göre değişir. Ancak haksız yere kim olursa olsun öldürülmesi hiçbir dönemde kabul edilemez. Fakat yine yaşanan olayları içinde bulunulduğu, ortaya çıktığı dönemler içindeki şartları dikkate alarak değerlendirmek çok daha doğru olur diye düşünüyorum.
1915 olayları diye nitelenen olaylar bir anda ortaya çıkmış değildir. Ermeni toplumuna Osmanlı toplumu içinde soykırıma uğratılma, yok edilme düşüncesiyle yaklaşıldığını iddia etmek en azından tarihi gerçeklerle uyuşmamaktadır. Ermeniler Osmanlı toplumu içinde 1915 yılında bir anda var olmuş değildir. Yüzlerce yıl boyunca Osmanlı Toplumu içinde sürekli varlıklarını sürdürmüş olan Ermeniler Osmanlı Toplumu içinde “millet-i sadıka” ”sadık millet” diye tanınmaktaydı. İstanbul’da, Anadolu’nun bir çok yerinde varlıklarını Osmanlı Toplumunda var olan hoşgörünün bir sonucu olarak sürdürmüşlerdi. Dolayısı ile Ermeniler 1915 yılına kadar yok edilmeye, ezilmeye, soykırıma uğratılmaya çalışılın bir azınlık durumunda değildi. Tıpkı Rumlar, Yahudiler ve diğer azınlıklar gibi Osmanlı’nın içinde Ermeniler ticaretle uğraşmış, dini ve milli kimliklerini korumak için her türlü hakka sahip olmuş, devletin yönetim kademelerinde de yer almışlardır. Ancak devletin zayıflamasıyla birlikte “Hasta Adam” olarak nitelenen ve parçalanmaya, yok edilmeye çalışılan bir zamanda onlar da dışarıdan yapılan saldırılara destek olmuş, dış güçlere davetiye çıkarmışlardır.
Ermenilerin zayıflayan Osmanlı Devleti içinde ayrılarak kendi devletlerini kuran Sırp, Yunan, Arnavut, Bulgar gibi diğer tüm topluluklar gibi kendilerine devlet kurma düşüncesine kapılmışlardır. Bu düşünceyle adeta bir kumar oynamışlar, oynadıkları kumarda da ellerindeki her şeylerini yabancı güçlerin lehine, Osmanlı’nın aleyhine kullanmak istemişlerdir. Anadolu’nun bir çok yerinde İngiliz, Fransız, Rus, İtalyan işgallerine en büyük yerel desteği Ermeniler vermiştir. Maraş’ta, Erzurum’da, Doğu ve Güney Doğu Anadolu’nun bir çok şehrinde Ermeniler silahlanıp yerel halka yabancı güçlerle birlikte zulüm yaparken hep yerli Müslüman halkı sindirme, korkutma, kaçırtma düşüncesiyle hareket etmişlerdir. Tüm bunları yapan Ermeniler yüzyıllarca barındıkları topraklarda, komşuluk yaptıkları Osmanlılara arkadan hançer saplarken elbette devletin ileri gelenlerinin boş durmaması gerekiyordu. Aslında özür dileyecek birileri varsa öncelikle Ermenilerin yüzlerce yıl içinde yaşadıkları, ekmeğini yedikleri Osmanlı’yı arkadan vurdukları için özür dilemeleri gerekiyor.
Kampanyalar düzenleyen aydınlar 1915 olaylarının nedenlerini, geçmişini, önünü ve arkasını düşünmeden sadece bu olaylardan dolayı özür dileme kampanyası düzenliyorlar. Geçmişini öğrenme konusunda yeterli çaba göstermeyen, aklı hep kulaklarında ve gözlerinde olan bir çok vatandaşımız da insan hakları, özgürlük, insan hayatının dokunulmazlığı gibi bir takım soyut kavramlar adına bu kişilerin peşine takılıyorlar. Toplumun içindeki küçük bir azınlık da olsa böylesi kişilerin sesleri ellerindeki gazete köşeleri, medya araçları gibi sanal güç gösterme araçları aracılığıyla toplumun günlük hayatın hayhuyu içinde zaten düşünce ve okuma fakiri olan büyük çoğunluğa göre çok daha güçlü bir şekilde çıkıyor. Gürültüyü duyanlar da galiba ortada büyük bir haksızlık var diyerek sürü psikolojisi ile yavaş yavaş büyük kalabalığa katılıyorlar.
Toplumun kendi sorunlarına bir an önce sahip çıkması gerekiyor. Sahip çıkmak ise ancak örgütlü faaliyetlerle olabilecek bir durum. Kurtuluş Savaşında ortaya çıkan işgallere nasıl kurulan yerel dernekler, cemiyetlerle karşı çıkılmışsa bu gün de bu duyarlılığa ihtiyaç var. Oluşturulacak dernekler, cemiyetler, kuruluşlar aracılığı ile toplumu ilgilendiren her sorunla ilgilenmek, dünyanın neresinde olursa olsun yapılanlara sessiz kalmamak gerekiyor. Ancak toplumsal kurumların içinde bulunanların çok da dikkat etmeleri gereken bir başka durumu da unutmamak gerekiyor. İçinde bulunulan örgütlü yapıların çalışma sistemlerini, çalışma ilkelerini, çalışma biçimlerini çok iyi tanımak, görmek, irdelemek gerekiyor. Zira bir çok toplumsal kurum toplumdaki kişileri istismar etmede önemli bir araç olarak kullanılabiliyor. Her bireyin içinde bulunduğu ortamda gördüğü her şeyi çok iyi algılaması, düşünmesi, ölçmesi, tartması, analiz etmesi gerekiyor. Toplumumuzda var olan güvendiği kişilere körü körüne inanma, güvenme, adeta aklını böyle kişilerin emrine verme gibi yanlış alışkanlıklarının terk edilmesi de gerekiyor. Bu ise ancak sorgulama, kendi öz zihnini, yeteneklerini kullanma, bol bol okuma ve çağdaş tartışma yöntemlerini kullanma ile olabilir.
Soru, görüş ve önerileriniz için…
Ali Hikmet DEMİR