- Kategori
- Kişisel Gelişim
Paradigma değiştirmek mi, o da ne?

Başkalarının düşünce ve davranışları hakkında hüküm verirken, elimizdeki veriler çoğu zaman yeterli olmuyor. Davranışların nedenini bilmeden çok yanlış yargılara varabiliyoruz.
Örneğin; önemli bir konuşmacının dinletisinin yer aldığı bir toplantıda, en arka sırada köşede oturan ve sürekli olarak yanındakiyle fısıldaşan bir kişi en azından garibinize gidiyorsa, daha da fazlası öfkenizi kabartıyor, onu uyarmak ve haddini bildirmek dürtüsü sizi sarıp sarmalıyorsa, paradigmanızı değiştirmeden onu değerlendirdiğiniz için belki siz yanılıyorsunuzdur.
Yada misal; MB yazılarından birini okudunuz, yüreklendirici ve iyi niyetli bir de yorum yazıp gönderdiniz üstelik. Ne var ki, saygıdeğer yazar(!) yorumunuzu yanıtlama zahmetinde bulunup(!), bir teşekkür etme nezaketi bile göstermedi(!).. diye düşünenleriniz olduysa eğer, hemen bu blogun dibindeki blog notu okuyup, sonra aşağıdaki satırlara devam etmelerini öneririm. Zira, Stephan Covey’in bir makalesinde okuduğum şu anekdot da, başımıza gelen olaylara paradigma değiştirmeden baktığımızda, nasıl da yanılabileceğimizi gösteren bir diğer örnek:
Havaalanında aktarma yapmak isteyen yaşlı bir hanım, uçağının 2 saat gecikmeli olduğunu öğrenince, dergiler ve bir kutu kurabiye alarak bekleme salonuna geçmiş. Yanındaki sehpaya da dergileri ve kurabiye kutusunu bırakarak, okumaya dalmış. Bir ara bakmış ki, yanındaki koltuğa oturan bir adam, sehpadaki kurabiye paketini açıyor ve de yemeye başlıyor. Kurabiyelerin kendisine ait olduğunu hissettirmek isteyen kadın, adama dik dik bakmış. Hatta cani o an istemediği halde, kutudan bir kurabiyeyi ağzına atmış. “Her halde kurabiyelerin sahibinin kim olduğunu artık anlamıştır..” diye düşünürken, adam bir tane daha ağzına atmaz mı?. Hemen kadın da bir tane daha atmış ve bir yarışma başlamış, adam bir tane, kadın bir tane. Sonuçta kutuda tek kurabiye kalmış, adam onu hızlıca kaparak ortadan bölmüş ve gülerek kadına ikram etmiş. O sırada, kadının uçağının alana indiği anonsu duyulmuş ve işlemler için kadın bankoya gitmiş. Pasaportunu çıkartmak için çantasını açtığında, ne görsün; kendi kurabiye paketi hiç açılmamış olarak çantasında durmuyor mu! Meğerse, az önce yarış edercesine yediği, adamın kurabiyesiymiş…
Zihin duruşumuzu değiştirmeden yaptığımız bir değerlendirme, bu örneklerde de olduğu gibi, karşı tarafın hiç de hak etmediği bir yargıyla etiketlenmesiyle sonuçlanabilir. Toplantı salonunda, yanındakiyle sürekli konuşan biri görünümü yaratan o kişinin aslında, yabancı katılımcının yanına oturtulan bir tercüman olduğunu ve “simultane tercüme” düzeneği olmadığı için, tercümanı yanına oturtmak suretiyle bu katılımcıya yardımcı olmaya çalıştıklarını, konuşmacının da durumdan haberdar edildiğini öğrendiğimizde, farklı bir zihin duruşu ile olayları daha farklı yorumlayabileceğimiz gerçekliği ile yüz yüze geliveririz…
Aynı bilgiye farklı bakış, bizim davranışlarımızı belirler. Buradan yola çıkarak, çözemediğimiz yada çözümsüz gibi gördüğümüz sorunlar karşısında da paradigma değiştirmenin yani bir anlamda zihin haritamızı değiştirmenin, bize farklı davranabilme kapısı aralayabileceğini ve belki de o sorunu aşma şansını yakalayabileceğimizi söylemek, hiç de yanlış olmaz sanırım. Einstein: “Karşılaştığınız sorunları, onları yarattığınız düşünce düzleminde kalarak çözemezsiniz” sözüyle de, zihin duruşu değiştirmenin önemine dikkat çekiyor aslında. Zaten sorunlarımızı dostlarımızla paylaşmamızın nedenlerinden biri de bu değil mi? Farklı bir bakışın bizi, çıkmaz sokağa saptığımız zihin haritamızda bir başka koridora, diğer bir aralığa yönlendirmesi ihtimali yani. Çoğumuzun zaman zaman yaptığı gibi, sorunların içinde kaybolmak yerine, paradigma değiştirmeyi başarıp, sorunlara farklı biçimde yaklaşabilenler, o sorunu aşma şansını da yakalıyorlar.
Kendimizi belli bir düşünür tipine sokmakla son derece sınırlıyoruz aslında. Tercihlerimiz hakkında bir fikir sahibi olduktan sonra, elimize geçen her fırsatta o yöne gitmeye çalışırız nedense. Sürekli olarak, kim olduğumuza dair kavrayışımızı güçlendiren faaliyetleri seçerek kendi imajımızı enerjik, yaratıcı yada analitik diye pekiştiririz örneğin. Sınırsız olasılıklarımızı unuturuz. Zihnimizin tanıdık odaları arasında gidip gelmeye razı oluruz. Aslında kapısı henüz hiç aralanmamış odalar orada öylece durmaktadır.. Kendimizi belli bir zihinsel imajın içine hapseden yine kendimiziz.
Paradigma değiştirme becerisi kazanmaya, başımıza gelen her şeyle onlara verdiğimiz tepki ve yanıt arasında Son söz: Aşağıdaki blognot, kendi adıma paradigma değiştirerek bulduğum bir ara çözüm aynı zamanda. Yani, MB yorum / mesaj penceresinde karşılaştığım bir sorunu o pencerede çözemedim ama mesajımı adreslerine ulaştıracak, -en azından ulaştırma olasılığından söz edebileceğimiz- bir başka ara yol oldu, kişisel gelişim kategorisinde yazdığım bu blog. Eh, hiç yoktan iyidir. Yeşim Esemen
BlogNOT: Bloglarıma yorum gönderen değerli MB üyelerine buradan seslenmek istiyorum zira, ne