​ Paranoya ve türban / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Ekim '10

 
Kategori
Güncel
 

Paranoya ve türban

Paranoya ve türban
 

Siyasi baş bağlama. Siyaseten simgeleşme ya da siyasi simge Türban


Yök, üniversitelerden sonra, Akademik Personel ve Lisanüstü Eğitimi Giriş Sınavı (ALES) için de başörtüsü yasağını kaldırmış. Yani talimatnamenin içindeki örtü engellerini ayıklamış. 

Şu an ben, büyük bir merakla beklemekteyim. Bakalım kamusal binalarda, kampüslerde, sınav salonlarında çökme, çatlama ve patlama meydana gelecek mi? Erken uyarı sistemleri yangın ve felâket alârmı verecek mi? Düzenin tekerlekleri patlayıp duvara toslayacak mı? Ülkede, emniyet ve asayiş tarümar olacak mı? 

İnternet ağı ve bilgisayar sistemi çökecek mi? Bankalarda, resmi ve özel kurumlarda işler duracak mı? Otobüs, metro ve uçak seferleri aksayacak, trafik kilitlenecek mi? Öğretim üyeleri, sınav denetmenleri, örtülü kızlar yüzünden grogi duruma düşecek mi ya da ruhsal travma yaşayacak mı? Eğitim ve öğretim kilitlenecek mi? Hastanelerde kuyruklar artacak, elektrik ve doğal gaz kesilecek mi? 

Eğer kamusal alana (ne demekse) giren başörtüsü, bunlardan bir kısmına sebebiyet verirse hakikaten başımız dertte demektir. Gerçek şu ki, o zaman sıradan ve palyatif tedbirlerle bu olumsuzlukların önüne geçilemeyecektir. Örtünmeye karşı topyekün savaşım vermemiz gerekecektir. Çünkü, bütün kurumları çökmüş, bütün limanları devreden çıkmış, bütün trenleri durmuş, bütün tersaneleri paydos etmiş bir ülkede hayat kilitlenecektir ve onu kurtarmak şart hale gelecektir. Hadi gazanız mübarek ola! 

Yok eğer, böyle bir tehlike yaratmayacaksa işte o zaman da, başörtüsü karşıtlığı yaparak son 12 yılımızı tartışma ve kavgalarla tüketmemize sebep olan zevatı sorgulamamız icabedecektir. Başörtüsünün gidişata bir etkisi yoktuysa niçin yüksek mahkemelerin, hukukçuların, yazar ve çizerlerin örtünme yasağının devamında direndiklerini anlaşılır biçimde açıklamaları zarureti doğacaktır. 

Zengin bir Amerikalı milyon dolarlık arabasıyla geziye çıkmış. Yolda, otostop yapan bir hippiyi almış. Bir süre gittikten sonra hippi, "Güzel araba, kaça aldın?" diye sormuş. 

Zengin adam, "Buna tam bir milyon dolar verdim ama istersen senin olabilir!" deyince hippi heyecanlanmış. O sırada, sığır çiftliklerinin bulunduğu bir çevreden geçiyorlarmış adam, "Şu yoldaki inek pisliklerinden birini ye, arabayı al!" demiş. 

Bir kenara yanaşıp durmuşlar, hippi pisliği yemiş, adam da anahtarı teslim etmiş. Fakat bir müddet gittikten sonra pişman olmuş ve hippiye dönerek, "Aynı şeyi ben de yapsam arabamı geri verir misin" diye sormuş. O da, "Ne demek, tabi veririm" demiş. 

Bu kez aynı şeyi zengin yapmış, yani pisliği yemiş ve hippiden anahtarı geri almış. Tekrar yola koyulup konuşmaya başlamışlar. Zengin adam, "Yahu, zaten bu araba benim değil miydi?" diye sormuş. Hippi, "tabi, senindi" şeklinde cevap vermiş. Adam, "İyi de o zaman biz bu b.kları niye yedik!" demiş. 

Şimdi asıl konumuza dönelim. Madem türban denilen örtü, pratik hayatı sekteye uğratmıyor, sisteme hasar vermiyordu (göz zevki dışında) bir yan etkisi de yoktu; o zaman, bunca yıldır onu tartışmamızın sebebi neydi? Yani yıllarca biz bu moku niye yedik? 

Bize, son on, oniki yılımızı başörtüsü aleyhine/lehine argümanlar ürettirerek heba ettiren zihniyetin asıl amacı gerçekten ülke ve düzen kaygısı mıdır? Fitne ateşini körükleyip kitleleri birbirine düşürenler acaba, türbanın masumiyetini gördükten sonra, sebep oldukları gereksiz tartışmaların, toplumdaki ayrışmaların, kırılma ve gerilimlerin sorumluluğunu üstlenecekler midir? 

Halâ, "hadi yüksek öğrenimi kabul edelim de bunlar yarın memur olmak ta isteyecekler, kamusal alanı toptan işgal edecekler" endişesiyle yaşayanlar var. Nedenmiş? Başörtülü (bir memur, hakim, öğretmen vs.) tarafsız görünemezmiş. Halbuki esas olan tarafsız görünmek değil, tarafsız olmaktır. 

İşin gerçeği, herhangi bir inancın veya ideolojinin fanatiği haline gelmiş kişilerin, simge veya işaret taşımamaları onları zihnen normalleştirmiyor. Geçtiğimiz son sekiz yıllık dönemde ülkemiz insanı, üzerlerinde simge taşımayan yüksek yargıçların nasıl ideolojik kararlar verdiğini, emekli paşalarla akademisyenlerin nasıl taraf tuttuklarını yaşayarak görmüştür. Kimi kandırıyoruz? 

Kararda etkin olan, ne hakime hanımın başındaki örtü, ne de yargıç beyin sırtındaki cübbedir. Şahsın zihni ve vicdanıdır. Açıkçası bu argümanların pratikte hiç bir geçerliliği yoktur. Şurası muhakkak ki, başörtülü dürüst bir bayan yargıç, başı açık fakat saplantılı bir meslektaşından daha adildir. Doğrusu ben, giysisiyle taraflı görünen ama kararıyla adil olan bir yargıcı, bunun tersi olana yeğ tutarım. 

Ayrıca başörtülü dindar kadınlar üzerinde bu kadar titizlenilirken aynı durumdaki erkekler için bir fikir geliştirilememiş olması düşündürücüdür. Burada, başörtüsünden yola çıkarak insanın, inancından yana taraf olacağı fikrini seslendiren zihniyetin, kendini nasıl bir çıkmaza hapsettiği açıkça görülmektedir. Onlara göre, başörtülüyken güvenilmez sayılan dindar bir yargıç, örtüsünü attığında problem olmaktan çıkmaktadır. 

Efendim örtülü bir öğretmen öğrencileri etkilermiş. Evet doğrudur, çocuklar büyüklerden etkilenirler. Ancak bu sadece başörtüsüyle sınırlı değildir. Aynı şey başı açık, mini etekli, küpeli, küpesiz, bıyıklı, bıyıksız, sakallı sakalsız, dövmeli dövmesiz öğretmenler veya modeller için de geçerlidir. 

Burada, nötr olanın ne olduğuna kim karar verecektir veya vermiştir? İdeal kadının açık başla, bedenini göğüs hizasına, bacaklarını da diz üstüne kadar gösteren bir kıyafetle tanımlanması hangi sosyal/doğal zorunluluğun veya hangi mantıksal ve akılsal gerekliliğin sonucudur? Buna ikna edici bir cevap verecek var mıdır? 

Erkeklerin pantolon altına uzun don giydiği soğuk günlerde bile kadınlara, bacak ve göğüslerini açıkta bırakan libası uygun görmek, hangi hayati zorunluluk, hangi tıbbi ve sağlıksal gerekçeyle izah edilebilir? Sadece haz! 

Rejimimlerini, kanunlarını, mimarilerini, hayat biçimlerini, kıyafetlerini velhasıl (teknolojileri hariç) herşeylerini bire bir taklit etmemize rağmen, neden batı dünyasının gerisinde kaldığımızın cevabı işte buradadır. Zira, modernlikle (ilkelliğin somut örneği olan) çıplaklığı aynı şey sanan zihniyetle ancak bu kadar yol alınır. 

Resim: http://www.atesclup.com/portal/fotograf-arsivi/turbanli-kiz-resimleri/ 

 
Toplam blog
: 462
: 707
Kayıt tarihi
: 28.04.07
 
 

Emekliyim. Herkes gibi benim de bir dünya görüşüm var. İnsanların farklı fikir ve inançlara sahip..