- Kategori
- Gündelik Yaşam
Patlar mısın?

*
Dünden bahsediyorum: Ruhum “sıkıldım” dedi, beynim “oksijensiz kaldım” dedi. Birbirlerine bir an bakıp göz kırptılar, mutabıkız anlamında… Hemen el sıkıştılar. Bu durumda bedenimin onlara itaat etmekten başka şansı kalmamıştı. Kalktım ve giyindim.
Ohhh sokaklardayım. İnsanlar görmem lazım, bakmam lazım, onlara çaktırmadan gözlemgil ablalık yapmam lazım. En iyisi bi vagon dolusu insanın bulunduğu yere doğru gitmek. Geldim işte. Tühhh suyumu almayı unutmuşum. Gıcıklığına bi su içseydim şu yerin yedi kat dibinde. Neyse istikamet Bornova. Menşei İsveç olan mobilya kompleksi içinde turlama. Hatta turlarken yorulup 35 metrekarelik evlerde oturma. Bi de çay kahve hizmeti sunsalar ne iyi olacak. Ehhh turladık işte. Her zamanki gibi. Ama nedense burda özgürce turlamak her defasında bana çok iyi geliyor. Dekorasyon özel ilgi alanım. Seviyorum işlevsel, sade ev elemanlarını.
Dışarı çıkınca “mısır noktalarını” görüyorum. Büyük politikacının çok küçük fakat çok akıllı ve zeki oğlunun yurt çapında halka halka çoğaltarak zincir haline getirdiği mısır noktaları. Almam ve dahi asla almam. Mısır yemezsen patlar mısın? Hayır mısır değilim patlayayım. Fakat artık anlıyorum ki; bu zekâ işi kesinlikle genetik. Politikacı babaları akıllı ve zeki olan politikacıların oğulları ya da kızları da akıllı ve zeki oluyor. Lise ikinci sınıfta ticaret yapıyorlar, işlerini zincir haline getiriyorlar ve paraya para demiyorlar. Bravooo. Alkış ve dahi bi sürü şey…
İşsiz adam ve işsiz kadınlarsa “iş yok” deyip çene suyuna çorba yapmaktan başka bi şey yapmıyorlar. Genetik zekân yoksa ne yapabilirsin; sadece ağlama edebiyatı. Ağlama artık.
Bi takım yaşlı beyler gördüm sokakta ki; göbekli, fötr şapkalı ve Sadri Alışık bıyıklı. Bi erkekte en sevmediğim şey bıyıktır. Amma gelin görün ki bu Sadri Alışık bıyığı bana daima eski zamanların dürüst, efendi şöför esnafını hatırlatır. Sanki o insanlar ellili yılların saflığının kalan son temsilcileri imiş gibi gelir. Onlar ellili yıllardaki politikacıların söylemlerine yüzde yüz inanmışlar gibi gelir. O derece saftırlar, sanki. Bilmiyorum yanılıyor muyum? Söylemeyi unuttum, güzel bir kitapçıya girdim. Zeki Demirkubuz’un ben de olamayan bi filmini bulunca hemen atladım ve aldım. Bi de Vedat Türkali’nin Komünist romanını.
Benim çocukluğum her kış soğuk hava dalgası ile birlikte Balkanlar'dan ya da Sibirya’dan her an gelmesi muhtemel, komünizm korkutmalarıyla geçti. Komünizm, komünizm, komünizm... O derece korkulası bi şeydi. Komünist ülkelerde kadınlara amelilik yaptırıyolarmış. Komünist şöyle oluyomuş, böyle oluyomuş. Dünyada artık esamesi bile okunmazken bi zat-ı şahanenin ciğerlerini patlatırcasına meydanlarda “koministttt artıklarııı” diye bağırması. Öfff fenalık geldi artık.
Her şey noter Nihat Ayanbeyan tarafından belgelenip onaylanmışken hâlâ bu söylemler çok sıkıcı. Gelin görün ki, korkmaktayım. Zira tüm yurt sathında dağıtımı yapılan kömür, beyaz eşya kampanyası beni korkutuyor.
Belediye seçimleri. Bir korkum da sonu –ye ile biten kamu kurumlarıdır. İçlerinde dürüst 657 liler çokça vardır. Ama nedense sonu –ye ile biten kamu kurumları adı üzerindedir gibi gelir. Benim kelimeler üzerinde çokça kafa yorma hadisesinden mi kaynaklanıyor, nedir?
Caddelerde belediye başkan adayının ismi, resmi, partisinin ismi giydirilmiş arabalar geçiyor cayır cayır bağırarak. Adayın resminden sahte gülücükler fışkırıyor. Üstünde her şey Bornova için yazıyor. “Ahhh” diyorum. “Her şey koltuk için” diye yazdırsan… Benimki çok mu saflık oldu? Fakat bunun böyle olduğunu herkes biliyor.
Mevcut belediye başkanları tutuklanıyor. İhaleye fesat karıştırmak suçundan. Öyle bir şey olmuşsa hangi parti olursa olsun tutuklansın. Fakat bir belediye başkanına terörist muamelesi yapılarak 60 jandarma eri ile tutuklanması çok itici geliyor. Kaçmaya kalkacak falan değil herhalde…
Günler acayip. Günler neye gebe? Bilmiyorum.
Bir günün hikâyesini burda sonlandırıyorum…