- Kategori
- Gündelik Yaşam
Pazar Gecelerini Sirenler Kundaklar mı?

resim:www.chip.com.tr'den alıntı
Saat sabahın/gecenin 3'ü...
Korkunç siren sesleriyle sıçradım yatağımdan… Sirenler birbirine karışmıştı: İtfaiye, polis, asker, savaş ve ambulanslara ait ne kadar siren varsa, ardı ardına hem de bizim apartmanın önünde… Bu sesler, değil sadece benim beynimi tırmalamak, sanki de karanlık gökyüzünün kasnağını yırtmak istercesine yükseldi...
...........................
İçimi bir kasvet kundaklamıştı zaten gece başlarken...
Anlamalıydım...
Gecenin kundağında kasvetim de büyüyordu ve karanlığa sürükleniyordum…
Zaten kendiyle kavgalı yapım, tüm ihtişamıyla dimdik ayaktaydı, yıkılmak nedir bilmiyordu.
Gözkapaklarımda ve kirpiklerimde ateş topları geziniyor, kirpiklerimden kıvılcımlar sıçrıyordu beynime...
Uykum, firardaydı…
Kitap okudum, internette gezindim ne fayda?..
Geniş sayılabilecek evimde adeta keşfe çıktım… Uzun zamandır oturmadığım koltuklara rastgele oturdum, varlığını unuttuğum bibloları ve panoları bir yabancı gözüyle süzdüm, hiç bakmadığım pencerelerimizden, kendini gecenin koynuna masumca bırakmış şehri izledim… Evimi ve şehrimi yeniden keşfe çıktım…
İçimdeki kasvetli bulutlar dağılmak bilmedi yine…
Kendimi attım yatağa ve yorganımla sarmaşık oyunu oynadım saatlerce… Neyse ki yorgun bedenim ve ruhum teslim olmuştu nihayet ve dalmışım…
Uykuyu emiyordum artık yıldızlardan, gecenin tüm huzuruyla...
.....................
Saat sabahın/gecenin 3’ü…
Ve siren sesleriyle ölülerin dirilişi gibi ayaklanışım!
Az da olsa şamatalar da geldi kulağıma, belli ki birileri sokaklara çıkmıştı. Korktum!..
Herkes o an, sarılı olduğu gecenin kundağından fırlamıştır eminim…
Bu, bir ihtilal olmalıydı… Ben korku ve endişeyle cama yaklaşamadım ve camdan dışarı bakamadım bile…
Bir kaza kurşununa kurban giderim ya da görürsem şahit yazarlar diye…
Düşüncelerimi, endişelerimi ve kendimi yorganın altına sakladım tekrar… Geceden, şimşekten, yağmurdan ve fırtınadan korkup kendini saklayan çocuk gibi…
Ben hiçbir şey görmedim, duymadım, söylemedim; hatta düşünmedim bile!... Masumum!
Offff! Yine mi ihtilal ve haram geceler!
Neyse ki çocuklar ve eşim olup bitenden habersizdi… Oldukça masumdular ve ne güzel uyku fotoğrafları veriyordu benim cadılar, gecenin kaynayan kazanından habersiz…
Neyse, ben yine dalmışım uykuya, çocukça...
..............................
Ve pazar... Ve saat sabahın 8.30'u...
Yeni bir diriliş daha! Bu da kıyamet mi Allah'ım!..
Rap rap rap! Bu ne bando sesi, postal sesi böyle! Kafama inen tokmaklar…
Artık dayanamadım, ben de pencereye çıkıp tüm avazımla haykıracak, isyanımı boşaltacaktım hesapsız…
Dağınık saçlarım, üzerimde terden sıklam pijamalarım ve tüm cesaretimle pencereye koştum, her şeyi göz önüne almıştım! Hiçbir şeyden korkmuyordum, dayanamadım! İster şahit yazsınlar ister sanık... Kaza kurşununu düşünecek hal de kalmamıştı bende… Açtım pencereyi, savurdum perdeyi, savuracaktım kurşun gibi ağır sözlerimi ciğerlerimi patlatarak…
Gördüğüm manzara karşısında adeta şok geçirdi ruhum ve pencerenin kenarına yığılıp kaldım… Aklım ve kalbim dumura uğramıştı… Sustum!
Yan sitenin bahçesinde, bu pazar sabahı saat 8.30’da davullu ama zurnasız bir düğün töreni…
Afrika’nın tam tam dansları gibi figürler… Hadi davulu pazar günü bu saatte çaldınız, bari zurnayı da çalın da düğün olduğunu anlayalım kardeşim!..
Bir müddet sonra bizim sitenin marketine kahvaltılık almak için indim… Bahçede bizim kapıcılar ve dedikoduculular kralı, benim haber postam Naim Efendi rastladı ve onun o cümlesi hâlâ kulaklarımda çınlıyor, gece çınlıyor, sabah çınlıyor:
“Müdürüm, Mustafa Bey’in arabasının bozuk alarmı gece boyunca öttü, hiç uyuyamadım, sarhoş gibiyim!”