Pazar Gecesi Notları / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Ağustos '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Pazar Gecesi Notları

Dün gece yine televizyona takıldık. Hümeyra ve Kadir İnanır’ın birlikte oynadıkları “Bir Kırık Aşk Hikayesi.” Bu filmi izlemekten bana gınalar geldi de geldi, ama yine de izledik işte. Neden diye soracak olursanız, benim lise çağlarıma denk geliyor ki, biraz nostalji yapma imkanı bulmuş olduk. Vayyy ben ne eskimişim yav! Kıyafetler, müzikler, v.b. şeyler. Bir de insan şunu yapıyor “aaaa buna bak ne kadar zayıfmış, aaa şuna bak ne kadar zayıfmış.” Halil Ergün ise valla gerçekten zayıfmış, adamın şimdiki haline bakınca vayyy be, yıllar olanca hızıyla bu adamı yıpratmış, diyor insan. Hümeyra’yı ise hakikaten takdir ettim. Kadının zayıflığı hep aynı. Takdir edilesi bir durum yani.

Bir de filmde bi sahne vardı ki; görmedim duydum (mutfaktan terasa gelirken) “zart zart zarttara zart, dart dart darttara dart.” Vayyy ben, birden lise yıllarına git. Lise bandosunun marşı. Hemen aklıma lise yıllarında bandoya girmek için seçmelere girdiğim ve genelde herkesin çaldığı trampeti benim çalamadığım aklıma geldi. Beni alsın bir gülme. Bütün millet “dart” diye çalarken ben “zort” diye çalıp, müzik kulağımın ne kadar “hassas” olduğunu kanıtlamış, olmuştum. Tabii ki bu durumda bandoya falan da girememiştim. Ama ne yaparsın ki içime ille bi sosyal bi faaliyet içinde olmak isteği yerleşmiş, ne yapıp edip bi faaliyete girmem lazım, diye uğraşmış ve didinmiş idim. Bu spor olamazdı, zira okul bahçesinde bi tur koşunca şişiyordum ve apandistim varmış gibi sancılar giriyordu. Basket, voleybol da olamazdı, bu durumda. Eee ne olabilirdi? Folklor da olamazdı, zira oynamayı bilmeyen kazıklar sınıfına giriyorum. Ben de orta ikinci sınıfta her dersten mükemmeliyetle geçip de tek “müzik” dersinden ikmale kalışımı protesto edercesine kalktım ”koroya” girdim. Şaşırdım, ama koroya aldılar. Amannn bize bi şarkılar, bi türküler öğretmişlerdi ki… Ben de bütün bir yaz evin içinde “yine yeşillenmiş fındık dalları, aman karpuz kestim yiyeenn yoookkkk, türkülerini çığırıp durmuş idim. Sonra bi şarkıyı da sırf notalarıyla öğrenmiştim. Si – si - do – re – ile başlayıp, lâ – sol – sol zımbırtısıyla bitiyordu. . Bakın bugün bile aklımda kalmış. Çok lazımmış gibi.

Neyse film bittikten sonra atladık, İbo şova. İbo şov tüm abuk subukluğuyla, sürüp gidiyordu. İbobeyfendi, her zamanki “harika” esprilerini konuklarına yöneltiyor, konuklar da “kendilerini ileri doğru atarak “estağfurullah” deyiveriyorlardı. İbo beyfendi kâh yere oturarak, kâh konuğunu “aşktan” ağlatarak şovunu sürdürüyordu. Beri yanda aşktan ağlayan konuk bittabi ki Deniz hanımdı. Alttan sürekli bant geçiyordu, Deniz hanıma büyük sürpriz yapılacağına dair. Bu sürpriz ne olabilirdi ki? Herhalde Hüsnü beyin gelmesi olamazdı. O artık sürpriz değil, rutin. Bana göre sürpriz “Nazire hanımın gelip, Deniz hanıma nazire etmesi olabilirdi!” Hadi yapın bakalım sürprizi, sürprizse; sürpriz budur efendiler!. Aaa o da ne rutin bey pardon, Hüsnü bey bile gelmedi, telefonla bağlandı ve gönülsüz gönülsüz konuştu. Bana sanki Nazire hanımın yanındaymış gibi geldi. Bilemiyorum artık, Deniz hanımın da sanki bi gözü kanlanmış da, gözünü “Bergen” gibi saklamak için kahkülünü yana yatırmış gibi geldi. Kötü niyetli miyim sizce?

Sonra diğer kanalda , tüm rüküşlüğü ile Emelhanım arz-ı endam eyliyordu. Bereket Ferda Anıl Yarkın beyfendi vardı da, kulaklarımızın pası biraz gitti.

Tüm bu televizyon izlemelerden önce ise bi yabancı film almıştım, onu seyretmeye çalıştım ama seyredemedim. Bu Amerikalıların abuk esprilerinden bana yine gına geldi. Bizim yerli filmleri çok beğeniyorum.

Yaa işte böyle, gençlik dönemlerinden, şimdiki zamana geçiş yapıverdik. Kısaca bir günün hikâyesi.

 
Toplam blog
: 246
: 1012
Kayıt tarihi
: 15.02.08
 
 

..