- Kategori
- Mizah
Pazar Neşesi (Misafirin Üç Şartı)

Nerelerdesin arkadaş yaa?.. Görünmez oldun!.. Bize buyursana, hem yemek de yeriz...
Tamam kardeşim... Gelirim ama üç şartım var!
Haydaa!.. Onlar da neymiş ki?
Bak anlatayım... Bir, oturduğum yeri bana zindan etmeyeceksin... İkii, yediğim yemeği zehir etmeyeceksin... Üç, sevdiğini bana sevdirmeyeceksin.
Yahu muamma gibi konuşuyorsun... Bunlar da ne demek?
Yâni şu demek birader... Odaya girerim, gözüme bir yer kestirir otururum. Evvela sen başlarsın: "Arkadaş, amma biçimsiz yere oturdun, şöyle geçsene." İyiyim, rahatım böyle desem de sana dinletemem bir türlü. Sen ısrarla beni kaldırır, beğendiğin yere oturtursun. Daha köşeme ısınmadan hanımefendi teşrif eder: "A-aaa, beyefendiyi buraya mı oturttun?.. Efendim şöyle başa buyursanıza." Ben ona, pek rahatım, çok teşekkür ederim demeye kalmadan valide hanım görünürler: "Aman evladım, cereyanda oturmuşsun... Dün orada oturdum da hâlâ belimi kımıldatamıyorum." Sonra küçük hanım belirir, arkama kütük gibi bir yastık sokar. Derken baban çıkagelir: "Gençler kapalı yerde oturur mu?.. Haydi balkona." der ve işte oturduğu yer de insana böyle zindan olur.
Eeee, ikincisi nedir acep?
Sofraya otururuz, sevdiğim bir yemek gelir ve tahammülüm kadar yerim. Yine sen başlarsın: "Yoo!.. Bir kaşık daha al bakalım." Kâfii demeye meydan bırakmadan, hanımefendi tabağıma üç kaşık birden koyar. Ben kan-ter içinde onları bitirmeye uğraşırken valide hanım da kepçeye davranarak: "Benim hatırım yok mu ayooll?" der. Kerime hanım: "Hatır için çiğ tavuk yenir" derken, peder bey de: "Tabi tabii, buranın ab-ı havası eritir, yemene bak evladım" der ve daha ikinci tabak sofraya gelmeden ben salam gibi dolarım. Beğendiğim yemeklere yer kalmaz, alnımda akacak ter kalmaz, gözlerimde fer kalmaz. Böylece yediğim yemek de zehir olur.
Valla âlemsin arkadaş... Peki ya üçüncüsü nedir?
Haa... İşte bak, en kötüsü de üçüncüsüdür!.. Sofradan kalkılır, köşelere yerleşiriz. Peder bey, kolundan tuttuğu orak bacaklı, kirpi saçlı bir şaşkaloz oğlanı: "Bizim yeni manevi evlat... Yetimdir lâkin çok çalışkandır... Öp amcanın elini." Benden ille de maşallahlar, tebrikler, takdirler beklersiniz. Tam ben tatlı canımı, evladı maneviyeden kurtarırken, önüme koskoca bir albüm dayarsınız: "Bizim mühendis damadın yaptığı köprüler." Albümün yapraklarını çeviririm çeviririm bitmez!.. Zaten alelade beton şeyler, beni hiç alakadar etmez!.. Bundan yakayı kurtarmama kalmaz: "Kerime Leon efendiden ders alıyor... Getir kızım kemanını, çal bakalım bey amcana" diye beynimde kağnılar gezdirir durursunuz. İşte, sevdiğini bana sevdirmeyeceksin dediğim de budur birader. Eee şimdi söyle bakalım, bu şartlara razı mısın?
..................................................................... MUTLU PAZARLAR ...............................................................