- Kategori
- Deneme
Pazarlık Kimlere Sünnet Olabilir?

Pazarlık doğru kullanılmadığı takdirde toplum tabaklarını birbirine düşman edebilecek bir araç haline gelebilir. Toplum temeline dinamit koymak isteniyorsa pazarlığı ticaret ahlakı oturmamış bir toplumun temeline bırak ve seyreyle ne oluyor?
Hâlbuki bu konuyu uzmanı bir zat-ı muhterem nasıl da güzel açıklamış: “Pazarlık öncelikle şart değildir. İhtiyaç varsa pazarlık yapılır. Pazarlık sünnettir. Alışverişte Müslümanın aldanması caiz olmadığı gibi, aldatması da caiz değildir. Üç hadis-i şerif meali şöyledir:
(Müslümanı aldatan bizden değildir.) [İ. Rafiî]
(Bizi aldatan bizden değildir.) [Taberânî]
(Aldatan Cennete giremez.) [Tirmizî]
Fakirlerin malını fazla parayla almalı, onları sevindirmeli, fakat zenginden mal alırken aldanmak sevab değildir, kötüdür. Malı zayi etmektir. Mümkünse pazarlık edip ucuz almak lazımdır. Hazret-i Hasan ve Hazret-i Hüseyin, her aldıklarında pazarlık eder, ucuz almaya uğraşırlardı. Kendilerine, (Bir günde birçok sadaka veriyorsunuz da, bir şey satın alırken niçin uzun pazarlık ederek yoruluyorsunuz?) dediklerinde, (Verdiklerimizi Allah rızası için veriyoruz. Ne kadar çok versek yine azdır, fakat alışverişte aldanmak, aklın ve malın noksan olmasındandır) buyururlardı. (Kimya-yı saadet)
Pazarlık sünnet olduğu için, biz şu fiyata verir misin desek, satıcı razı olmazsa ne yapacağız?
Pazarlık etmek demek, illa ucuza almak demek değildir. Şu fiyata verir misin, demekle pazarlık edilmiş, sünnet yerine gelmiş olur.” (1)
Bir sitede bu şekilde açıklanmış; Ancak kimse kimseyi kandırmasın, bizler kırk yaşına hatta gözü kesene kadar neredeyse her bir haltı yiyen sonra da pat diye dönen, hatta dönmeye çalışan bir Müslümanlık anlayışını benimsemiş bir milletiz. Soru sormayız, okuma ise hiç yok, düşünmeyse neredeyse hiç. Dini konularda hemen hepimiz okumak yerine hocaya sormayı yeğleriz. Hocalar ne derse ona göre hareket ederiz. Hocalar ki her meslekte olduğu gibi o da sözüm ona meslek olmuştur, hâlbuki “İslam’da ruhban sınıfı yoktur” açıklamasını dikkate almayız.
Bense pazarlık olayına pratik olarak çok farklı bakalım: Diyelim ki birinci alıcı ve bir pantolon almak istedi. Birinci alıcı pantolonu çok beğendi. Satıcıya sordu ve satıcı da bir fiyat söyledi. Birinci alıcı aşağı olmaz mı dedi. Gelişi bu zaten dedi hatta daha da inandırıcı olmak için yeminler etti. Neticede herkes aynsında kendini görür. Birinci alıcı bu kadar yeminler eden birisinin mutlaka doğru söylediğini düşündü. Bir başka gün birinci alıcı daha önce pantolon aldığı dükkândan aynı marka aynı model pantolonu arkadaşının yarı fiyatına aldığını öğrenir. Tepkisi ne olur?
Ya da aynı birinci alıcı A dükkanından 3x fiyatına aldığı pantolonun aynısını B dükkânında 2x fiyatına satıldığını öğrendiğinde tepkisi ne olur?
B dükkânına giden alıcı fiyatı sordu ve diyelim ki o da bir miktar indirdi ve yine o da Allah adına yeminler ederek, gelişine verdiğini söylemeye başladı. Alıcı satıcıya inanır mı?
Aradan biraz zaman geçer ve dükkânda işler iyiye gitmez ve A dükkânı batar. Birinci alıcının olaya tepkisi ne olur?
Bir pazarlık ve serbest fiyat, Allah adının sahtekârlarca kullanılması toplumda ne gibi sancılara sebep olur?
Alıcıların satıcı, satıcıların alıcı, bazılarının hem alıcı hem satıcı, üretici alıcı, hizmet sektörü çalışanı, kamu sektörü çalışanı olduğu bir toplumda hemen hepimiz bu tür durumlarla karşı karşıya kalıyoruz ve herkes birbirinden şüphe duyuyor. Evinize gelen servis, sizi belediye adına durduran park görevlisi, çocuğunuzun dersine giren öğretmen, apartmanın yöneticisi, mahallenin bakkalı herkes birbirine şüpheyle bakarsa toplumsal barış sağlanabilir mi?
Herkesin birbirinden şüphe ettiği toplumda insan; değil evinin kapısını kilitlemek, yapayalnız çaresiz, kimsesizdir. Lal, kör ve sağırdır.