Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Eylül '15

 
Kategori
TV Programları
Okunma Sayısı
684
 

Pedofiliyi normalleştiren içeriğiyle Kırgın Çiçekler sessizliği

Pedofiliyi normalleştiren içeriğiyle Kırgın Çiçekler sessizliği
 

Yaz sezonunda yayınlanmaya başlayan “Kırgın Çiçekler” dizisi ilk bölüm ilk sahnesi tacizle açılış yapınca dizi otomatik olarak ilgi alanımdan çıkmıştı. Zaten yaz dizilerini genel olarak takip etmiyorum ama en azından ilk bölümlerine öyle ya da böyle bakıyordum.

Ancak dediğim gibi “Kırgın Çiçekler” dizisinin tacizle yaptığı açılış dizinin sonrası hakkında fikrimin oluşmasına neden olduğu için hiç izlemedim.

Ne var ki izlemediğim diziyle ilgili gelen şikayetler artınca özellikle onuncu bölümde yazılan bir sahneye izleyici çok tepkili olunca oturup ilk bölümden itibaren diziyi izledim.

İzlediklerimle yanılmadığımı gördüm ama bu kadar ileri gidebileceklerini ben de tahmin etmiyordum açıkçası.

Dizinin konusu farklı nedenlerden yetiştirme yurdunda yolları kesişen kızların öykülerini ele alıyor.

Benzerlerini çok fazla izlediğimiz dizinin bir farkı olmadığı gibi farkındalık yaratan bir kimyası da yok.

Dizinin bu kadar beğenilmesinin, izlenilmesinin en büyük sebebi Eylül’ün hikâyesiyken maalesef ki reyting uğruna bu hikaye fazlaca sömürülür hale gelmiş.

Sorun da zaten burada başlıyor. Ve izleyicinin şikayetleri.

Toplumun konuşmaktan utandığı, dillendiremediği ensest ve aile içi cinsel istismar meselesini merkeze oturtan dizi doğal olarak izleyicinin ilgisini çekmiş ancak tüm dizilerde olduğu gibi böylesine hassas bir konu reyting uğruna hassaslığı göz ardı edilip tamamen sömürülür hale gelmiş. Üstelik mağdur olan çocuklarken bir noktandan sonra dizi aynı toplumun, yasaların yaptığı gibi kendi eliyle suçluyu aklamaya, korumaya çalışır hale gelmiş.

Nasıl mı?

Eylül üvey babası tarafından tacize uğruyor, annesine yaşadıklarını anlatıyor ama anne inanmıyor o da yetmezmiş gibi bakamıyorum gerekçesiyle Eylül’ü yetimhaneye veriyor.

Ama üvey baba tacizlerine orada da devam ediyor. Bir adım ileri gidip sekiz- dokuz yaşlarındaki kardeşiyle Eylül’ü tehdit ediyor. Yetmiyor Eylül’ün yurttaki arkadaşı Kaderi de taciz ediyor.

Tüm bunlarla da yetinilmeyip bir adım ilerisine taşıyorlar. Üvey baba yani Kemal Eylül’ün kardeşi Büşra’ya farklı yaklaşmaya başlıyor. Yani özetle onuncu bölümde Büşra ve Kemal’e yazılan sahne baştan sona pedofili barındıran bir sahnedir. Üstelik yazılan bu sahnenin öncesi ve sonrası da Kemal masumlaştırılıyor.

Pedofilinin dünyanın en ağır suçlarından biri olduğu unutularak üstelik.

Dünya üzerinde bilinen en ağır ve kabul edilemez suç olan pedofili gözümüze gözümüze sokularak üstelik.

Ayrıca dizinin bütünü kızların yaşları göz önüne alınırsa pedofili içermektedir.

Reyting uğruna yapılan bu vurdumduymazlığa ise Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı sessiz.

Bölümlerde bakanlık logosunun sıkça gösterildiğine bakılırsa diziden bakanlığın bilgisi var. Buna rağmen sessiz.

Evet, toplumun konuşmaktan bile kaçındığı bu konular işlensin, işlenmesin demiyoruz ama böyle tetikleyerek, böyle sorumsuzca değil.

Farkındalık yaratan, şiddeti-istismarı dizginleyen, mağdura yol gösteren bir çizgi ile işlensin ki bilinmezlikler içinde çare arayan, bu istismarlarla yüzleşenler yani gerçek mağdurlar bununla baş etme yollarını öğrensin. Korkmadan açılabilsin, haklarını arasınlar.

Asıl sorumluluk, farkındalık budur.

Kocam da kocam diyen bir anneyi hayat kadınları dövdü anneyi cezalandırdık, gözü dönmüş üvey babayı da korumalara dövdürdük cezalandırdık bittiyle olmuyor.

Gerçek hayatta bu dramları yaşayan yüzlerce çocuk var zaten,  korkular içerisindeler bir de dizinin yanlış anlatımlarıyla korkularına yeni korkular eklendiğinin farkında değil misiniz?

Ayrıca Kemal denilen karakterin çocukluğuna inmek neyin nesi!

İzleyicinin gözünde aklamak için seçilen bu yolu nasıl açıklayacaksınız!...

Pedofiliyi bu yolla normalleştirdiğinizin farkında değil misiniz?

Aynalar da babasını gören, çocukluğunda şiddete uğrayan adam bu yüzden çocukları cinsel obje olarak görüyor ah yazık, vah vah mı diyelim ey senaristler…

Pedofili eğiliminde bulunan kişinin ruh sağlığının bozukluğuna değinilmek istenmiş belki ama bunun nedenlerine inerek bu suçu meşrulaştırdıklarını görmüyorlar mı?

Kaldı ki Türk Ceza Kanunu’nda bir çocuğa veya çocuk gibi görünen veya çocuk izlenimi veren bir kişiye ait gerçek ya da temsili görüntü, yazı veya sesleri içeren müstehcen görüntü, yazı veya sözlerin basın ve yayın yolu ile yayınlanması veya yayınlanmasına aracılık edilmesi suçtur.

O sahnede bakışlar, el hareketleri, repliklerle desteklenen pedofil içerikle kalmamış bu sahnede bir çocuk oynatılarak iki kere suç işlenmiştir.

Bununla da kalınmayıp Kemal karakteri aynı sahne içinde çocukluğunda yaşadığı travmalara yer verilerek aklanmaya çalışılmıştır.

Konu hükümetin pek sevgili kanalı ATV’de işlendiği için de tüm kurumlar üç maymunu oynarken pek sevgili köşe yazarlarımız da ne hikmetse görmezden geliyor.

Kapitalist koşulların baskısı altındaki televizyon piyasası; birbirleriyle yarış, reyting, izlenme ve para kazanma kaygısı altında içerik üretiyor olsa bile kamusal sorumluluğunu unutmaması gerekir. Hele ki bu kadar hassas bir konuda. Onların unuttuğu yerde ise hatırlatması gerekenler devreye girmelidir. Maalesef ki dediğim gibi herkes sessizlik içinde.

Başka bir kanal olsaydı bu sessizliğin olmayacağını da biliyoruz elbet ama soruyorum bakanlığa logosu altında işlenen suçu görmezden gelerek çocukları nasıl koruyacaklar…

Ya da devlet korumasındaki çocukların toplumdaki ön yargılarını daha da tetikleyen bir diziyle bu ön yargıları nasıl kıracaklar…

Toplumun her kesiminde ayrımcılığa uğrayan bu çocukları bu içerik içerisinde gösteren bir diziye göz yumarak mı ayrımcılıktan ötekileştirmeden kurtaracaklar…

Dizide devlet korumasındaki çocuklar, yalancılıkla, hırsızlıkla suçlanıp sınıftan ve toplumdan dışlanıyor. Suça itiliyor; cinayet ve bekaret testine maruz kalıyor. Üzerine tacize uğruyor.

Toplum algısında yer etmiş tüm önyargılar bir de bu şekilde gösterilerek dizi eliyle pekiştirilirken bu önyargılar yıkılabilir mi?

Oysaki işleyiş tersine olsaydı farkındalık yaratırdı. Var olan yanlış algılara çizikler atılırdı. Yasaların çocukları ne kadar koruma altına aldığı anlatılabilinirdi. Bu sayede her birey kendine düşen görevi daha iyi kavrayabilir gerektiği yerde müdahale edecek duruma gelirdi. Nasıl ve ne şekilde yapacağını bilirdi.

İstismara uğrayan çocuğun korkularını yok eden bir anlatım seçilebilinirdi. “Çocuk İzlem Evleri”nin varlığı ve işleyişine değinilebilinirdi.

O zaman farkındalık yaratır sorumluluk taşırdı dizi.

Ne yazık ki bu haliyle çocuk istismarını bilerek ya da bilmeyerek yapıyor. Ve bakanlık da buna göz yumuyor.

İstismar ve ihmalin farklı şekilleri yalnız aileleri değil, toplumu, sosyal kuruluşları, yasal sistemleri, eğitim sistemini ve iş alanlarını da etkileyen bir halk sorunudur.

Çocuk istismarı toplumun her kesimini etkileyen sosyal bir sorundur.

Devlet korumasında yetişen çocuklarımızı koruyup, kollamak ve onların toplumdan dışlanmalarını önlemek her vatandaşın görevidir.

Ayrıca Çocuk Hakları Bildirgesi’ne göre bu hepimizin sorumluluğu kapsamına girmektedir.

Bu yüzden böylesi hassas bir konuyu bugüne kadar görmeyen, görüp de görmemezlikten gelen bakanlık biran önce gözden geçirip içeriğine müdahale etmeli ve onuncu bölümde yazılan o sahne için de gereğini yapmalıdır.

Yani başta kurumlar olmak üzere hiçbirimiz bir dizidir deyip geçemeyiz, bu istismara göz yumamayız…

oyatekin@gmail.com                                         

https://twitter.com/#!/oyatekin (@oyatekin)

http://yurthaber.mynet.com/yazarlar/tum/1/o.tekin35

OYA TEKİN / MEDYABEY.COM

Oya Tekin/ Engelliler Haber ve Bilgi Portatalı Yaşadıkça.com köşe yazarı

Not: Burada yazılan tüm yazılarım elektronik imza ve zaman damgası güvencesi altında yasal hakları korunmaktadır. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilmeksizin izin alınmadan kullanılamaz.

Erdal Ceyhan bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

tekrar merhaba, bana göre , dizi ya da sinema çekenlerin görevi sorunlara dikkat çekmektir, toplumun aynası olmaktır; sorunlara çare bulma sorunları çözme görevi de hükümetlerindir. sizler gibi uzmanları, hukukçuları bu konuları çözmek için görevlendirip doğru yasaları üretebilir, doğru kurumlarda nitelikli elemanlarla sorun çözülebilir.. ama bizim ülkmizde herşeyin uzmanı herşeyin doğrusunu bilen tek bir kişi var! dizilere de önceden ayar çekmişti zaten :)

Meltem Şahin 
 08.09.2015 15:52
 

Her söylediğinizde haklısınız. Bu dizi, Kırgın Çiçekler, yanlış yoldadır ve topluma yanlış mesajlar iletmektedir. Bir an önce ilgililerin bir şeyler yapması gerekir. Yoksa bu diziyi izleyen herkes izlediği için suçlu duruma düşecektir. Saygılarımla.

Erdal Ceyhan 
 07.09.2015 6:16
Cevap :
İlgililerin her şeyden haberi varken sessiz bekliyoruz ne zaman harekete geçecekler. Tabi geçerlerse. Katkınız için teşekkürler, saygılar…  07.09.2015 13:34
 

dizide zaman zaman çelişkiler olmasına rağmen ben sizin bu sert eleştrinize katılmıyorum.. dizinin işlediği üvey baba tacizi, öz annenin tutumu, tacizci kişinin ruhi dengesizliğine kaynak oluşturan sebeblerin işlenişi, bu konuyu sıradanlaştırmak, sömürmek ya da tacizciyi aklamak değil aksine içinde yaşadığımız toplumun gerçek yüzünü ortaya dökmekten başka bir şey değil... ben izlerken açıkçası çok da gerçekçi buldum çünkü yıllarca gazetelerin kenarında köşesinde sıradanlaşacak derecede çokça yaşanan bu tür haberlerde hep aynı nokta karşıma çıkıyordu üvey ya da öz baba,kardeş, enişte ya da kuzenlerinin tacizine tecavüzüne uğrayan çocuklar ilk önce annelerine söylüyorlar ve en büyük hatayı da yapıyorlar çünkü öz anne çocuğunun başına gelenleri görmezden geliyor saklıyor bazen ise çanak tutuyor benim dikkatimi çeken eğer okula gidiyorsa çocuğun başıan gelenler ancak duyarlı öğretmenler tarafından ortaya çıkarılıyor ortaya çıkarıldığı ile de kalıyor . ülkede masumu koruyan yasa mı var?

Meltem Şahin 
 06.09.2015 22:56
Cevap :
Emin olun Meltem Hanım bunların çok daha fazlasını biliyorum. Hatta mesleğim gereği tanıklık ettiğim vakalar var. Mesele bunları bilmek değil çözüm yolları sunmak. Bir sapığın psikolojik sorunlarını vermekle bu sorunlar çözülmez. Aksine o sapıklara bakış açısını değiştirir toplumun. Zamanla normal olmayanlar normalleşir. Bunun yüzlerce örneği var. Kaldı ki bu bir suç ve bu suçu basın yayın yoluyla işliyorlar. Konuların işlenmesi değil nasıl işlendiği önemlidir. Basının bir görevi de toplumu eğitmektir tetiklemek değil. Bu yüzden o çocukların dramlarına çareler sunmak yerine böyle gelmiş böyle gider şeklinde vermeyi doğru bulmuyorum. Buna da seyirci kalmadım. Katınız için teşekkürler. Sevgiler…  07.09.2015 13:33
 

Ülkemizin ve kültürümüzün giderek yozlaştığını ve bu kötü gidişatında öncelikle kalitesiz, niteliksiz eğitim sistemimizden ama hemen arkasından da medyamızdan kaynaklandığını düşünüyorum. Basın özgürlüğü ve fikir özgürlüğü adına Türk toplumu resmen katlediliyor. Bu işin sonu çok kötü bitecek. İyi bir şeyler yazamadığım için üzgünüm. Sevgi ve selamlarımla

Matilla 
 06.09.2015 18:41
Cevap :
Evet, haklısınız Mustafa Bey. Medyanın yozlaşmada çok büyük suçu var. Sistem bu yozlaşmayı istiyor medyada o sistemin parçası çıkan kitaplardan müziğe kadar birer zincir. Bu sistemin çarkları birbirine paralel çalıştığı sürece de bu yozlaşma sürecek ne yazık ki. Sonu nereye varır kestirmek zor. Ben de iyi şeyler yazamadığım için üzgünüm. Katkınız için teşekkürler. Sevgiler…  07.09.2015 13:32
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 295
Toplam yorum
: 561
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 3705
Kayıt tarihi
: 01.10.06
 
 

Milliyet Bloğa nasıl geldim ve nasıl yerimi aldım bilmiyorum. Sanırım uzun yıllar okuduğum bölüml..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster