- Kategori
- Ben Bildiriyorum
Peki nasıl olmalıydı??

Dinamik enerjisiyle asayişimizin vazgeçilmez gücü, motorlu yunus ekiplerimiz
Bugünkü yazımda sizlere geçen hafta şahit olduğum bir olayı objektif olarak anlatmaya çalışacağım. Objektif olarak dedim çünkü 2 taraflı bir durum söz konusu. Ne yazıkki diyeceğim ama; şahit olduğum benim için ilginç, anlamsız, gereksiz, onur kırıcı olan bu tür olaylar toplumumuzda pek de ender görülmüyor. Ve belki de okuyucu olan sizlerin bile arasından bu tür olaylarla karşı karşıya kalmış olan veya bir yakınının, dostunun başına gelmiş olan bile vardır veya da belki de siz de benim gibi sadece şahit olmuşsunuzdur. Anlatacağım bu olaydan sonra hangi tarafın haklı veya yanlış davrandığını sizlerin görüşlerine bırakacağım.
Biliyorum artık yavaş yavaş ''tamam da nedir bu olay'' demeye başladınız. Daha fazla sizi meraklandırmadan yakından gözlemlediğim bu gereksiz, sinir bozucu ama bir o kadar da hepimizin bildiği gibi sık yaşanan bu olayı sizlere elimden geldiğince objektif olarak anlatmaya başlıyorum.
Geçen hafta, saat 17:00 sularında, İstanbul'un çok işlek olan bir caddesinde yürüdüğüm sırada 2 motorsikletli yunus ekibinin yolda yavaşça ilerlerlediğini gördüm. Tam o sırada, caddenin benim yürüdüğüm tarafın karşı tarafında bulunan bir dükkanın önünde duran 20-25 yaşlarında bir delikanlı elllerini montunun cebine atarak yavaşça yolun karşısına yani benim tarafıma geçmeye çalışıyordu ki, bir yunus motorsikleti durarak, motorsikletin arka tarafında oturan polis memuru delikanlıya ''kimsin sen, ne iş yapıyorsun burada?'' gibi sorular sormaya başladı. Delikanlı da ''efendim? Ne oldu, anlamadım'' türünden şaşkınlığını belirten sorular sormaya çalıştı. Derken biraz ileride bulunan diğer yunus da olay yerine geldi. Yolun hemen karşı tarafında bulunan ben de, tam bir markete girecektim. Ama başlangıcına tesedüfen tanık olduğum bu durumu biraz da merak ederek hemen marketin girişinde izlemeye başladım. Olayın hiç büyümeden yunus ekiplerinin yollarına devam edeceğini düşünürken bu garip olay büyümeye başladı. Tabi yavaş yavaş çevredeki insanların da dikkatini çekmeye başlayan bu olay dükkan sahiplerinin ve benim gibi yoldan yürüyenelerin de durup izlemelerine sebep oldu.
Derken delikanlının kendini tanıtmaya başaldığını duydum. ''Benim ismim..., burda çalışmaktayım, neden bu soruları soruyosunuz anlıyamadım...'' Bu esnaya kadar bu polis memuru ile gencin arasındaki konuşaları tam net duymayan olan insanlar belki de iki tarafın arkadaş olduklarını bile düşünebilirdi, çünkü polis memuru hala motorsikletin üzerinde delikanlı da bu memurun hemen yanında hararetsiz bir şekilde konuşmaktalardı. Polis memuru ''soramazmıyım? öğrenmek istedim, kimsin, işin ne, ne yapıyorsun burada'' diyerek genci durdurmaya devam ediyordu. Derken delikanlı sinirlenmeye başladı ''memur bey, ben bu dükkanda çalışıyorum, karşı dükkan da bizim oraya geçiyordum, alnımda serseri mi yazıyor neden beni durdurup bu sorularla alıkoyuyorsunuz?...'' diyerek ses tonunu çok da olmasa yükseltti. Polis memuru motorundan atladı ''ne biçim konuşuyorsun ulan sen, şüpheli gördüm seni'' demesiyle delikanlı isyan edercesine ''ne şüphelisi kardeşim, al ara beni, ne zannettin sen beni'' diyerek ellerini havaya kaldırdı. Hemen şunu da belirtmek isterim ki; tabi ki bu diyaloglar aynen bire bir aynı olmasa da, gelişen konuşmaları büyük benzerlikle ne abartarak ne de önemli manada eksik bırakarak anlatıyorum.
Çevrede bu durumu izleyen insan sayısı da artık yavaş yavaş artmaya başlamıştı. Gencin ellerini havaya kaldırıp sözlerini söyledikten sonra polis memuru ''arıycam tabiki! Git duvara, dön arkanı, kaldır kollarını bakalım, yaslan duvara'' diyerek gence talimatlarda bulunmaya başladı. Delikanlı hiç karşı çıkmadı. Duvara yöneldi, ellerini duvara dayadı. Polis memuru arkasına geçti, ayağıyla gencin ayaklarının iç kısmına sertçe vurup dışa doğru iterek ''aç ulan bacaklarını, ayır bakalım..'' diyordu. Çevredeki olayı izleyip ne olduğunu anlamaya çalışan şaşkın insanların seyriyle beraber genç tam bir detaylı vücut aranmasından geçiyordu. Üzerinden şüpheli bir şey çıkmayan gencin her yerini aradıktan sonra ''tamam, dön bakalım, ver şimdi kimliğini bakalım!...'' diyerek gencin kimliğini sorgulattı. Genç son derece itaatkar bir şekilde karşı gelmeden memur ne derse onu yapmaya çalışıyordu. Tabi bu sıralarda gencin babası da olay yerine gelmişti artık. Şaşkın baba ''napıyorsunuz memur bey, oğlum o benim, birşey mi yaptı?..'' diyerek ne yapıldığını öğrenmek istiyordu.
Üzerinde birşey bulunmayan, sicili temiz çıkan, babasının ve çevreden tanıdık kişilerin gelmesiyle söylediklerinin de doğru olduğu anlaşılan genç, polis tarafından artık serbest bırakılıyordu. Ama polis memurunun şu ilginç cümleleriyle birlikte: ''tamam, şüpheli değilsin şimdi.. Başka zaman da akıllı ol.. Karşı gelme.. İçeri atarız seni sonra.. Polis ne istiyorsa efendi ol, hemen yap'' diyerekten motorsikletlerine atlayıp tekrardan hızlıca yollarına koyuldular. Artık tüm bu yaşananları yanları başında izleyen hatırı sayılır kalabalık bir insan yığını da olay yerinden ayrılmaya başlamıştı. Bu durumda zor durumda kalan, adeta bir zanlı muamelesi gören, genç de ''yanlışlık olmuş oğlum, birşey yok...'' gibi oğluna moral veren cümleler kurarak oğluna güç vermeye çalışıp olayın şokundan kurtulmasına yardım etmek isteyen babasının yanında olay yerinden uzaklaşıyordu.
Evet değerli dostlarım olay aynı benim anlattığım şekilde gelişti. Tüm bu yaşananlar yaklaşık 20 dk yı buldu. Şu anda ne düşündüğünüzü bilemiyorum ama ben bu olayı izlerken, ve bunu size paylaştığım şu anlarda, bunun gerçekten son derece anlamsız, garip bir olay olarak niteledim. Bu olay hemen yanı başımda gerçekleşmişti, bu gencin kaldığı durumda olan belki ben de olabilirdim, belki de siz, kim bilebilir?
Peki sormak istiyorum şimdi sizlere, sizce hangi taraf haklı? Yanlış olan taraf nasıl bir davranış sergilemeliydi?
Hemen şunu belirtmek istiyorum; asayişimizden sorumlu olan Emniyet kurumumuza sonsuz saygı ve güven duyuyorum. Suçluların peşine düşen, toplumumuzda suç gerektiren bir olayı araştırıp, şüphelilerini yakalayan, gece-gündüz bizim bekçiliğimizi yapıp hayatımızı güvenli bir şekilde sürdürmemizi sağlayan en önemli kurum. Ve de çağdaş bir toplum için olmazsa olmaz olan bir kurum. Bence adalet sistemimizin temelinde onlar var. Bu anlamda görevleri büyük. Ama görevleri kadar halka karşı anlayışları ve sağ duyularının da o derece büyük görmeleri gerektiğini düşünüyorum. Neticede onlar da bizle beraber bu toplumun birer üyeleri. Kamu düzenimizi sağlayan Emniyetimizin ve personelinin bu anlamda daima yanlarındayız. Benim eniştem de bir polisti. Bulunduğu kurumda amir olarak yıllarca ülkemizin çeşitli illerinde hizmet veren şu anda emekli bir polis memuru. Kendisi çalıştığı dönemde, işinde ve insan ilişkilerinde son derece anlayışlı biriydi. Yeni Türk devletini kuran ve Cumhuriyeti ilan etmeyi başaran Mustafa Kemal Atatürk, Polis’e önem vermiş ve iyi bir polisin nasıl olması gerektiğini şu sözleriyle ifade etmiştir: "Polis, kanun adamıdır. Ona her zaman saygı göstermeli ve itaat etmelidir. Polis, asker kadar disiplinli, hukukçu kadar hukuk adamı, bir anne kadar şefkatli olmalıdır” (1934). "Herkesin polisi kendi vicdanıdır, fakat polis vicdanı olmayanların karşısındadır”(1929).
Yazımda şimdi de şahit olduğum bu olayla ilgili kendi düşüncelerime yer vermek istiyorum. Bu olayda bence ne yaptığını tam olarak kendisi de kestiremeyen bir polis memuru ve de bir iletişim problemi vardı. İki taraf arasında bir iletişim sağlanamadı. Bu bir türlü doğru olarak sağlanamayan ve sağlıklı bir şekilde yürümeyen iletişimsizlik problemini yaratan polis memuruydu diye düşünüyorum. Çünkü bence bu durumu yöneten o polis memuruydu yani bu olayda profesyonel olan kişi polis memuru. Demek istediğim polislerimize insan ilişkileriyle ilgili, onlara, suçlu veya şüpheli, nasıl yaklaşmaları, nasıl davranmaları gerektiği konusunda kesinlikle eğitimler veriliyordur. Ama ne yazıkki sadece emniyetimizde değil tabiki her kurum içinde çalışan tüm herkes işini layıkıyla, çok iyi yapıyor diyemiyoruz. İşini iyi yapmayanlar da, bulunduğu kuruma bu anlamda zarar verenler de mevcut. Bu polis memurumuz nasıl davranmalıydı sorusuna gelirsek ise; bence bu polis memuru bu delikanlıyı gerçekten şüpheli görse bile, ona o kişinin toplum içerisindeki yerini zedelemeden, gururunu kırmadan kendini tanıtarak kendisine yardımcı olmasını istemeliydi. Böyle bir tutuma karşı hangi birimiz hayır diyebilirizki, öyle değil mi değerli dostlar? O genç de eminim ki böyle bir istek karşısında, emniyet güçlerimizin yunuslarına yardımcı olmak anlamında seve seve işbirliği sergilerdi. Ama insani iletişim becerisinden yoksun bir polis memurunun bu sinir bozucu davranışıyla karşı karşıya kalan genç, belki de o ana kadar gurur duyduğu emniyet güçlerinin bir üyesi olmak isteyen o genç, nasıl bir hayal kırıklığı, ne kadar üzüntü yaşamıştır, ya da gururu incinmemiş midir, bilebilir miyiz? Dediğim gibi her meslek grubu içinde işini olması gerektiği gibi doğru yapan ya da kendi egosuna yenilip, mesleğinin getirdiği yetkileri kötüye kullanarak kendince diğer insanlar üzerinde bir takım davranışlarda bulunarak egolarını tatmin etmeye çalışan kişiler var. Umarım toplumumuzda bu türden kişiler zamanla yanlış davranışlarının farkına varır ve düzeltirler. Ya da daha iyi yapabilecekleri mesleklere yönlenirler.
Son olarak demek istediğim, lütfen sağduyumuza sahip olalım. Dönem olarak ülkemiz adına çok sıkıntılı bir dönemden geçiyoruz. Ve bu tüm insanlarımızda haliyle bir gerginlik yaratıyor, ve bunu da işlerine yansıtıyorlar. Umuyorum bu dönemden eskiden olduğu gibi milletimiz el ele vererek sıyrılıp çıkmayı çok uzun sürmeden başaracaktır. Değerli dostlar, yazım hakkında yorum ve sorularınız beni sevindirecektir. Sonuçta toplumumuzu ilgilendiren yanlışları birbirimizle paylaşarak, tartışarak, olaylara empati kurarak bir çözüm noktasına varabiliriz. Tüm polis memurlarımızın, özellikle yazımda anlattığım gibi bir olayda, vatandaşımızın haklarına saygı göstererek onlara hak etttikleri gibi davrandıkları, bir ülke dileğiyle... Sağlıcakla kalın...
Emre1