- Kategori
- Siyaset
Perşembe’nin gelişi Pazartesi’den bellidir…

Haksız da sayılmaz aslında..
24 Nisan 1972
Sözde boykot...
Sözde soykırım...
Ne de az işçilik yapmışız. Ağacın dalına dahi zarar veremeyen bir millet, yıllardır kendi insanını katlettiğini bildiği halde İmralı’da beslediği ‘bebek katiline’ bile zarar veremeyen bir topluluk…
Düşünün ki şimdi, tek kişiye zarar veremeyen biz, kalkıp ‘hem de hiç gereği yokken’ koca bir milleti katledeceğiz…
Yıl 2001
Günlerden Salı olmuş, aradan geçen 29 yıla rağmen bir gün geçmiş. Bir devlet, üstüne vazife olmadığı halde, keza kendi yaptığı katletmeleri görmeyerek ‘soykırım’ı tanıdım demiş. Diyebilir demişiz, o öyle derse biz de boykot ederiz… boykot yapınca kimse almayacak hesabı…
Lakin, yanlış hesap Paris’ten dönmeye başladığı için...
Aradan çok zaman geçmemiş ki kalkıp boykot için dağıtılan afişleri reklam olarak okumaya başlamışız. Mesela; Total’den alış-veriş yapmayın afişini okuyan insan, ‘bu Fransız malıdır git onu al’ olarak okumaya başlamış. Yoksa bir firmanın daha çok şube açmış olmasını başka türlü anlatamayız sanırım.
Yıl 2011
Dedik ya Perşembe’nin gelişi Pazartesi’den…
Fransa’nın bilmem neresine pazartesi günü heykeli diktiklerinde, o zamanki büyükelçimizi geri çekmiş, bazı medya ve yayın kuruluşları boykot adı altında çağrılarda bulunmuş ve işin garibi Made in Frence damgalı olan tüm malların kullanım oranı artmış..
Reklamın iyisi kötüsü olmaz demiş sayın Ford. Yanlış dememiş tabi. Bizim kurduğumuz hükumetler kalkıp geri çektikleri elçilerini geri gönderiyorsa, bizim de o boykot afişlerini reklam gibi okumamızda sakınca yoktur sanırım!...
Sonra birileri de inanarak anlatıyor; doğrusu kendini kandırıyor. Almayacağız, onlar da dediğimizi yapacaklar! Bir kere bu söylemlere onlar inanmıyorlar. Kızmayalım, biz de inanarak yola çıkmıyoruz ki, onlar inansınlar…
Hadi boykot edelim…
Kendimizi…
Katletmeyelim de...
23.12.2011