Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 

19 Ocak '14

 
Kategori
Meslekler
 

Pes etme Assubay!

Pes etme Assubay!
 

Günümüzde en bilinmeyen mesleklerden biri de Assubaylıktır. Son dönemlerde Türk Silahlı Kuvvetlerinde ortaya çıkan hukuksuzluklar, Assubayların intihar vakaları konuyu yeniden gündeme getirdi. Assubaylar neden intihar ediyor? T.S.K da ast-üst ilişkisi nasıl? T.S.K da hukuk nasıl işliyor ve Assubayların problemleri nelerdir? Konuyu T.S.K da görev yapmış ve görev yapmakta olan 2 havacı 1 denizci ve 1 karacı Assubayla sizlere aktaracağım 

Emekli Havacı Assubay S.E anlatıyor! 

Ben: T.S.K da Assubaylarla Subaylar arasında bir problem ya da ayrım var mı? 

S.E: Evet var tabi bu su götürmez bir gerçek. 

Ben: Peki bu ayrımın ya da aradaki problemin sebebi sizce nedir? 

S.E: Harp okullarındaki mantelite farkı olduğunu düşünüyorum. Biz M.Y.O (Astsubay Meslek Yüksek Okulu) farklı yetiştiriliyoruz onlar orada farklı yetiştiriliyor. Harp okullarının astlara bakış açısı çok farklı. Bizde öncelikle bu mantelite farkının değişmesi lazım. 

Ben: Bunu nasıl değiştirebilirler? 

S.E: Bir üniversiteyle anlaşılmasından yanayım mesela psikoloji olabilir ya da personel yönetimiyle alakalı bir yer. Burada çeşitli dersler verilebilir. Bizim askerlik mesleğinde sağlıklı iletişim ve koordinasyon her zaman önceliktir. Büyük önem arz eder fakat biz bu konuda bilimsel yaklaşımlardan çok uzağız. Kanunlar, yönetmelikler 30'lu 50'li yıllardan kalma ve hep subayın üstün çıktığı bir anlayış var. Yani biz Assubaylar ordunun zencileri gibi bir şeyiz. İşçi sınıfıyız. 

Ben: Ordunun zencisiyiz demek ağır bir tabir değil mi? 

S.E: Ben gerçeği söylüyorum. Bugün açarsanız T.S.K İç Hizmet kanunu bunu sizde görürsünüz. Kanun maddesi var Üst asttan her zaman haklıdır diye. Böyle hukuk olur mu? 

Assubay S.E bunları anlatırken, T.S.K daki hukuk sistemini bir başka havacı Assubay ile konuşuyoruz. Halen görev yapan havacı Assubay T.S.K daki hukuk sistemiyle ilgili ilginç bilgiler veriyor. 

T.S.K da ADALET BİR ÜTOPYADIR! 

Ben: T.S.K da bir hukuki süreç nasıl işler? Hukuk kanalı nasıl çalışır? Dava açma hakkınız var mı mesela? 

Astsb: Tabi öncelikle üst amirinize yazılı dilekçe verirsiniz. Bir şikayetiniz olursa önce ona yaparsınız. Onun dışında askeri mahkeme hakkınız var.

Ben: Nasıl işler o süreç?

Astsb: 60 gün içinde dava açma hakkınız var. Ancak sizden 2bin TL para talep ederler. Bu parayı ödemeden dava açılmaz?

Ben: Neden bu para talep ediliyor ki? Hukuki bir sürecin böyle yüksek meblağa da bir parayla başlamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Astsb: Onun kılıfı şu. Yani mahkeme masrafları için kullanıldığını söylüyorlar.

Ben: İyi de daha dava görülmedi ki!

Astsb: Bu bir nevi sus payıdır. Yani sus ve kaderine razı ol durumudur bu. T.S.K da astın açtığı bir davadan galip ayrılması mümkün değil. Çünkü karşındaki hakim savcıda subay.

Ben: Hukukta rütbe olmaması gerektiğini mi düşünüyorsunuz?

Astsb: Aynen. Hukukta da askeri doktorlarda da ve akademisyenler içinde aynı görüşe sahibim. Sonuçta hukuk ve sağlık alanı mesela insani ihtiyaçtır. Bu kurumların herkese eşit olması, adil olması gerekir. Aynı şekilde akademisyenlerde de böyle olması gerekir. Askeri rütbeden çok bilimsel, akademik tecrübe ön planda tutulmalıdır.

Ben: Peki şunu diyebilir miyiz T.S.K için. Adil bir yargılama yoktur. Bunu diyebilir miyiz?

Astsb: Ya T.S.K da bir askeri davadan galip ayrılsan bile hemen senin için Divan-i Harp kurulur ve işte orada mobbing’in, aşağılanmanın ve tacizin kralını görürsün. Çünkü bizde teamül böyledir. Üst her zaman üstündür. Üstün çıkmak zorundadır.

Hukuki süreçlere ve işleyişlere böyle değinmişken T.S.K’nın farklı yapılarından bir Assubayın hikayesine değiniyoruz. Gemi adamlığı sertifikası alırken karşılaşıyorum bu denizciyle hemen konuya giriyoruz

Ben: Kaç yıl Deniz Kuvvetlerinde kaldınız?

Dz. Astsb: 16 yıl.

Ben: Emekli olmadınız mı? İstifa mı ettiniz.

Dz. Astsb: Evet istifa ettim. Emekli falan değilim. Mecburi hizmet süresi vardır T.S.K da 15 yıl. İlk 15 yıl hiçbir şekilde istifa edemezsiniz. Buna hakkınız yok kanun böyle yani.

Ben: Peki neden istifa ettiniz? Emekliliğinize çokta bir şey kalmamış halbuki.

Dz. Astsb: Astsubaydım ben. Yeni mezun olmuştum. İstanbul da kışlanın giriş nizamiyesinde nöbetteydim.

Ben: Astsubay çavuş muydunuz?

Dz. Astsb: Evet aynen öyle. Daha birkaç haftalık astsubaydım. Astsubaylığı, askerliği seviyordum.

Ben: Peki olaya dönersek sonra ne oldu?

Dz. Astsb: Nizamiye de nöbetteyken, sivil plaka bir kartal yanaştı. Ben de kapıya çıkıp kimlik sormak için ilerledim. İçinde sivil giyimli iki kişi vardı biri arkada oturuyordu. Başımı eğip kimlik sordum. Adam elinde tuttuğu bastonun o kanca gibi olan kısmını boynuma geçirip beni kendine çekti. Sen benim kim olduğumu bilmiyor musun lan! Diyerek hitap etti. Nereden bilebilirdim ki kendisi sivil plakalı bir aracın içinde sivil vaziyetteydi. Meğer Kuzey Deniz Saha Komutanlığında bir amiralmiş kendisi. Hakaret ve küfürleri söylemek istemiyorum. Aşağılayıcı bir muameleydi. Askerliğimin ilk haftaları böyle geçmişti. Sonra hakkımda dava açıldı. Oda hapsi yedim. Hapiste yemin ettim T.S.K dan ne olursa olsun ayrılacaktım.

Ben: Hapisten sonra devam ettiğiniz 15 yılınız nasıl geçti?

Dz. Astsb: Her zaman nefret ederek işe gittim. Bir gün bile mutlu olmadım. Bunun üzerine daha birçok benzer olay yaşadım. Bu beni çok severek, heves ederek girdiğim T.S.K camiasından çok soğuttu. Hiçbir zaman orduevine ya da askeri tatil kampına gitmedim. Mecburi hizmetim dolunca da bastım istifayı.

****

Yine ast-üst ilişkileri arasındaki konuya Afganistan da 2001-2002 yılları arasında 8.5 ay görev yapmış Hava Kuvvetlerinden emekli Assubay S.E Afganistan da başına gelen bir olayı şöyle anlatıyor.

BİZİM ELİMİZİ SIKMAYAN ALBAY ALMAN ONBAŞIYA SARILDI!  

S.E: Bir gün birliğimiz arandı. Kara Kuvvetleri Kabil de yemek verecekmiş. 5 arkadaş bizi davet ettiler. 5 Assubay haki yeşil üniformalarımızı giydik. Üzerimize hava kuvvetlerinin, ISAF’ın sembollerini cırtcırtlı yerlere taktık. Omuzlarımızda Türk bayrağı ve Türk silahlı kuvvetlerinin apoletleri vardı. Her neyse, yemeğin yapılacağı yere vardık. Tabi orası uluslar arası bir birlik. Almanlar, İngilizler, Fransızlar, İsveçliler ne ararsan var. Sıraya girdik gidiyoruz. Önümüzde yabancı ülkelerin askerleri var. 3 Türk Albayı (karacı) heyet olarak önde onları selamlıyor. Sarılmalar, tokalaşmalar. Önümüzdeki adamlar ise ne Astsubay ne de subay. Erler, onbaşılar, çavuşlar karışık bir sıra var yani. Bir tek biz Türküz bir de onlar! Önümdeki yabancı askere Albay Welcome, welcome diyip elini sıktı ve sarıldı. Rütbesi onbaşıydı bu insanın. Sonra ben geldim ilk Albay elimi sıktı bizdeki Türk armalarını ve selamlaşmamızdan Türk olduğumuzu anladılar. Türk olduğumuzu anlar anlamaz ise elimizi sıkmadılar. Bir Albay arkasını döndü diğerleri hadi geçin geçin dediler. Sanki bir koyunu dürter gibi. Onlara welcome bize yallah! Biz yemeğe geçtik tabi tadımız tuzumuz kaçtı. Söve saya yemek yedim. Diğer arkadaşlarında elini sıkan olmamış. Bu çok gurur kırıcıydı.

Aynı gün olayda yer alan bir başka havacı astsubay olaya şahitlik ederek şunları ekliyor.

‘Astsubay S.E’nin anlattığı her şeye altıma imzamı koyarım. Ben onun biraz arkasındaydım. Omzumda Türk bayrağı vardı. Armalarımız ve rütbelerimiz Türk Silahlı Kuvvetlerinin simgesiydi fakat gel görelim ki beni gören bir Albay arkasını dönüp gitti. O bayrağı görmeyen gözler utansın!’

Yaptığım röportajlardan sonuç çıkarırsak Astsubay şunu istiyor;

-Ast-üst arasında samimi, evrensel prensiplere sahip ılımlı bir yaklaşım.

-Eşit haklar. Orduevlerinin birleştirilmesi ve her personelin bundan özgürce faydalanması,  

-Komutanlık ve amirlik yapan ama özde yetkisiz olan personele yetki verilmesi ve bunlara makam tazminatlarının yatırılması,   
-T.S.K İç Hizmet Kanunda evrensel hukuk prensiplerine aykırı olan maddelerin çıkarılması, bağımsız, rütbesiz, adam kayırmacasız bir yargı ve adalet sistemi.

Tekrar Assubay S.E’ye dönüyoruz.

‘Orduevlerine gelirsek ben orduevlerinden tiksiniyorum. Nefret ediyorum. Birçok astsubay arkadaşım orduevine gitmiyor bu orduevlerinden herkes rahatsız. Sivil hayata çıkmamıza rağmen, orada da askeri kurallar işliyor üstelik orada da ayrımcılık var. Ben orduevlerinden herkesin hatta uzman çavuşların, şehit ve gazi ailelerinin de faydalanması taraftarıyım. Evladı günedoğunun dağlarında şehit olmuş bir erin ailesi neden faydalanmasın yani askeri tatil kampından? Buna hakkı yok mu? Aynı şekilde bugün orduda görev yapmış Uzman Çavuşlar neden giremiyor orduevine bir çay içemiyor. Bunlar insanın onuruna dokunan şeyler…’

Ben: Astsubayların intiharı hakkında ne söylemek istersiniz? Son zamanda astsubay intiharları arttı. Siz ne düşünüyorsunuz bu intiharlar hakkında sizce neden intihar ediyorlar.

S.E: Neden intihar edecek. Yaşadıklarından dolayı intihar ediyor. Baskı, bunalım çok fazla. Benim çok gül gibi arkadaşım telef oldu T.S.K da. Çok sevdiğim astsubay arkadaşım vardı mesaide intihar etmişti. Daha çok intihar vakası gördüm işte bunlar hep kurum içindeki baskıcı zihniyetin eseri. Kendi düşmanımızı kendimiz yaratıyoruz.

Ben: Peki siz hep bu ast-üst arasındaki derin uçurumdan bahsediyorsunuz? Olası bir savaş durumunda, bir Suriye müdahalesi veya PKK ile yapılacak mücadelede bu T.S.K’nın başarısını etkilemez mi?

S.E: Normal şartlarda etkiler. Ancak T.S.K’nın bu konuda çok sağlam planları var. Olası savaş durumunda bütün komutanların yerleri değiştirilir. Birden bire can ciğer kuzu sarması tavırlar başlar. Yanında başındaki komutanla değil başka bir komutanla savaşa gidersin. Kural böyledir. Bu kuralın bu tip vakaları engellemek için konulduğunu düşünüyorum.

Astsubay S.E Hava Kuvvetlerine 23 yılını vermiş bir astsubay. Hava Kuvvetlerinin ender astsubaylarından… Afganistan da yaptığı görev süresince sayısız saldırıya maruz kaldığını da itiraf ediyor. Afganistan da geçen maceralarını başka bir yazımda kaleme alacağım. Bitirirken şunu demek istiyorum. Assubaylarımızın işlerinin ne kadar zor olduğunu gördüm. Haksızlıklar, adaletsizlikler inkar edilemeyecek, dayanılamayacak boyutlara gelmiş durumda. Tüm bu haksızlıklara rağmen olayları yansıtırken kendileri beni defalarca uyardı. Mesela halen muvazzaf olan havacı bir astsubay şöyle dedi;

‘Demogojilere fazla prim vermemek lazım. Sonuçta bu ordu milletin ordusu. Ben de Astsubay S.E ile afganistanda çalıştım. Biz devletimize sonuna kadar hizmet ettik ve ederiz. Bu ordu milletin ordusu. Bu ordu Türkiye’nin bel kemiği! Ordu olmadan bu millet ayakta kalamaz ancak bu ordudaki düzen böyle devam etmemeli…’

Geçen gün okulda bölümüme giderken kapıya askeri bir makam aracının yanaştığını gördüm. Flamalarından anladığım kadarıyla bir generalin aracıydı. Asker kapıyı açıp genç bir çocuğu okula bıraktı ve sonra onun çıkması için fakültemizin önünde saatlerce bekledi. Bunları yazarken Astsubay S.E’nin arkadaşının ve diğer denizci assubayın çocuğunu ve ailesini düşündüm. Subayın görev yaparken yuttuğu toz tozda diğerlerinin ki kahve tozu muydu? Diğerleri bu hakka sahip olamaz ki şahsi işler için vergisini vatandaşın ödediği araçta o gencin işi neydi? Subay elbette bu ordunun komuta kademesinde görev alır, emir verir ve uygulatır. Bunun tersi zaten ordu kurumlarında düşünülemez. Lakin T.S.K’nın daha sağlıklı işlemesi ve askerliğin Türk milletine sevdirilmesi için mantalitemizin değişmesi gerektiği ortada su götürmez bir gerçek. Unutmayalım ki düşmana prim vermek ve koz vermekte ona askerlik yapmak demektir. Yarın öbür gün hukuksuz uygulamalar yüzüne vurulduğunda bu ordu nasıl davranacak? Bu ordu assubaysız kolsuz ve kanatsız bir kartala benziyor. Assubaylarımızsa orduya küsüyor. Bazı assubaylar pes etme diyor ama ben onlara pes etme Astsubay diyorum!   

İyi pazarlar Türkiye.

Yakında: Astsubay S.E’nin Afganistanda geçirdiği maceraları ayrıca kaleme alacağım. Medyada yayınlanmamış fotoğraflar eşliğinde askerlerimizin neler çektiğini, girdiği çatışmaları, silahlı baskınları ve daha birçok şeyi yazımda bulacaksınız.
 
Emre Erden (onursal assubay) 

 
Toplam blog
: 203
: 322
Kayıt tarihi
: 16.11.13
 
 

1991 İskenderun doğumlu. EMU Mütercim Tercümanlık, Amasya Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği mezun..

 
 
 
 
 

 
Sadece bu yazarın bloglarında ara